
Bir Fikri Hemen Savunmak Zorunda mıyız?
Hızlı kanaatlerin ödüllendirildiği bir zamanda ‘henüz bilmiyorum’ diyebilmek neden zihinsel bir açıklık ve sorumluluk göstergesidir?
Gündemdeki bir konu daha anlaşılmadan taraflar belirleniyor. Birkaç cümlelik açıklama, kısa bir görüntü ya da başlık, kesin bir kanaat kurmaya yetiyor. Ardından düşünmek için değil, seçtiğimiz görüşü savunacak yeni kanıtlar bulmak için okumaya başlıyoruz. Hız, yalnızca haberin dolaşımını değil, kanaatin oluşma biçimini de belirliyor.
Oysa düşünce hazır bir ürün değildir. Bilgiyle, deneyimle ve karşılaşmalarla değişir. Bir görüşü ilk hâliyle korumayı tutarlılık, fikrini değiştirmeyi zayıflık saydığımızda öğrenmenin en önemli sonucunu cezalandırmış oluruz. Gerçek tutarlılık, aynı cümleyi ömür boyu tekrar etmek değil; aynı dürüstlükle yeni bilgiyi hesaba katabilmektir.
‘Bilmiyorum’ cümlesinin değeri
‘Bilmiyorum’ demek konuşmayı kapatmaz. Doğru kullanıldığında, aceleyle kapanacak bir kapıyı açık tutar. Konunun sınırlarını tanımak, hangi bilgiye sahip olmadığımızı görmek ve kesinlik düzeyimizi doğru ifade etmek düşünsel sorumluluğun temelidir.
Bu tavır kararsızlığı kalıcı bir sığınağa dönüştürmek anlamına gelmez. Bazı durumlarda karar vermek gerekir ve belirsizlik eylemsizliğin bahanesi olamaz. Ancak kararın zorunlu olması, bilgimizin eksiksiz olduğu anlamına da gelmez. Geçici bir kanaatle kesin hüküm arasındaki farkı korumak mümkündür.
Tartışmanın amacı kazanmak mı?
Bir tartışmayı yalnızca kazanan ve kaybeden üzerinden kurduğumuzda karşı tarafın sözü, anlamamız gereken bir düşünce olmaktan çıkar; etkisizleştirilmesi gereken bir hamleye dönüşür. Dinlemek, cevap sırası gelene kadar beklemekle eş anlamlı hâle gelir. Bu ortamda en yüksek güvenle konuşan kişi, en güçlü gerekçeye sahipmiş gibi görünür.
Nitelikli bir tartışma ise tarafların yalnızca sonuçlarını değil, o sonuçlara hangi varsayımlarla ulaştıklarını görünür kılar. Bazen anlaşmazlık bilgiden, bazen öncelikten, bazen de aynı kelimeye farklı anlamlar yüklemekten doğar. Bu katmanları ayırmak, uzlaşmayı garanti etmez; fakat itirazın niteliğini yükseltir.
Fikrin kenarında bir açıklık
İtiraz payı, her düşüncenin kenarında bıraktığımız küçük açıklıktır. Başkasının sözü, yeni bir veri veya kendi çelişkimiz oradan içeri girebilir. Bu açıklık görüşümüzü değersizleştirmez; onu kör bir bağlılıktan ayırır.
Belki daha güvenilir bir kamusal dil, kesinlik gösterisinden önce şu üç soruyla başlayabilir: Bunu neye dayanarak düşünüyorum, hangi bilgi fikrimi değiştirebilir ve yanılıyor olma ihtimalimi ne kadar ciddiye alıyorum? Cevaplarımız kusursuz olmayacaktır. Ancak iyi bir düşünce, kusursuz görünmekten çok düzeltilebilir olmayı önemser.


