Temelyon
Bir Çocuğun Karadeniz'i..
Kondel, 1970’lerin Karadeniz’ini bir çocuğun gözünden anlatırken kaybolan köy hayatını, doğayla kurulan ilişkiyi ve modernleşmenin değiştirdiği insanları kayıt altına alıyor.
Temelyon, Trabzon’un Solaklı Vadisi çevresinde geçen, güçlü otobiyografik izler taşıyan bir romandır. Anlatının merkezinde çocukluk hatıraları, köy insanları, yerel gelenekler ve Karadeniz’in canlı doğası bulunur.
Bir çocuğun Karadeniz’i
Romanın en güçlü tercihi, geçmişi yetişkin bir anlatıcının kesin hükümleriyle değil, çocuğun merakı ve hayal gücüyle kurmasıdır. Çocuk için köydeki insanlar, hayvanlar ve doğa sıradan hayatın parçaları değildir; her biri keşfedilecek ayrı bir dünyadır.
Bu bakış, yetişkinlerin normal kabul ettiği çelişkileri de görünür kılar. Gelenekler, aile ilişkileri ve toplumsal kurallar çocuk zihninde yeniden sorgulanır. Anlatıcı bazen gördüklerini anlamlandıramaz; fakat tam da bu anlamlandıramama hâli, dönemin insanlarını daha doğal biçimde ortaya çıkarır.
Kondel’in çocukluğu yalnızca kişisel bir hatıra olarak kalmaz. Aynı yıllarda Karadeniz köylerinde büyümüş bir kuşağın ortak deneyimlerine açılır.
Doğa bir roman kişisi gibi
Temelyon’da doğa yalnızca olayların geçtiği güzel bir arka plan değildir. Solaklı Deresi, ormanlar, yağmur ve hayvanlar anlatının canlı parçalarıdır. İnsanların gündelik hayatı coğrafyanın şartlarına göre biçimlenir.
Romanın kurbağalara adanması bu yaklaşımı açıkça gösterir. Kondel, çocukken taş attığı kurbağaları yıllar sonra yaşam alanları tehdit edilen canlılar olarak hatırlar. Bu adama hem çocuklukla bir hesaplaşma hem de doğaya karşı duyulan geç kalmış sorumluluk duygusudur.
Yazarın HES projelerine yönelttiği eleştiri de buradan doğar. Dereye yapılan müdahale yalnızca suyun akışını değiştirmez; insanların hatıralarını, hayvanların yaşam alanlarını ve bölgenin kültürel kimliğini de parçalar.
Kaybolan köy hayatı
Romanın anlattığı 1970’ler, bugünden bakıldığında uzak bir dönem gibi görünür. Köydeki dayanışma, sözlü kültür, çalışma biçimleri ve insanların birbirleriyle kurdukları ilişkiler zamanla değişmiştir.
Kondel geçmişi bütünüyle kusursuz bir çağ olarak sunmaz. Yoksulluk, bilgisizlik, batıl inanışlar ve toplumsal baskılar da anlatının içindedir. Buna rağmen romanda belirgin bir kayıp duygusu bulunur. Modernleşmeyle birlikte yalnızca zor hayat şartları değil, insanlar arasındaki yakınlık ve doğayla kurulan bağ da geride kalmıştır.
Eser bu bakımdan bir nostalji romanından fazlasıdır. Geçmişe duyulan özlemin yanında, geçmişin neden ve nasıl ortadan kalktığını da düşündürür.




