
Krallığın Doğuşu ve Kulin Ban’ın Yemini -2
"Kilisenin engizisyon zulmünden kaçan halkımız o meşhur Bogomillik inancına nasıl sığındı?" Bosna muhafızı Aliya İzzet Bey kaleme aldı..
Sabıkan İcmali (1. Bölümün Özeti):
İlk kelâmımızda beyân eylediğimiz üzere; ben Bosna Serhaddi’nin muhafızı Aliya İzzet. Bu yalçın dağların nehirleri henüz isimsiz akarken, buraların kadim sâhibi olan gururlu İliryalılar özgürlükleri için Roma lejyonlarına karşı asırlarca diz çökmeyip direnmişlerdir. Kavimler Göçü’yle kuzeyden akıp gelen Slav kabilelerinin bu kadim damarla harmanlanması neticesinde, adını "akan su" manasına gelen Bosana nehrinden alan asil Boşnak kavmi ve bükülmez Bosna ruhu tarih sahnesine ilk adımını atmıştır.
Mürekkeb-i divîtim bugün; Saraybosna’nın dondurucu ayazında mum alevi titrerken, İlirya’nın o sisli geçmişinden sıyrılıp Bosna’nın kendi tahtı, kendi sancağı ve hür iradesiyle tarih kürsüsüne tek başına çıktığı o çetin Orta Çağ asırlarını fâş eyleyecektir. Bilesiniz ki cihanı sarsan bunca fırtınanın ortasında dik duran bu devletin harcı bir günde karılmadı; ulu banların (hükümdarların) vizyonu, ulemânın vakarı ve halkımızın sarsılmaz inadıyla ilmek ilmek dokundu.
Roma’nın yıkılışından sonra bu mukaddes topraklar, Garp’ın Katolik dünyası ile Şark’ın Bizans Ortodoksluğu arasında tam bir kanlı satranç tahtasına tebeddül eylemişti. Her iki kudretli güç de bu yalçın dağları kendi rengine boyamak, buranın hür nâsını (insanlarını) kendilerine köle etmek muradındaydı. Lakin unuttukları bir hakikat vardı: Bosna’nın coğrafyası sarp, insanı ise o coğrafyadan daha inatçıydı. İşte bu kanlı baskı kıskacından, ne Şark’a ne Garp’a yaranan, kendi hür kimliğiyle filizlenen Bosna Banlığı doğdu.
Tarih yaprağı 12. asrın son demlerini gösterdiğinde, bu dağların başına öyle bir lider geçti ki onun adı bugün bile halkımızın dilinde bolluğun, bereketin ve adalet-i mutlakanın sönmez simgesidir: Kulin Ban. O, sadece sınır boylarında kılıç çalan bir asker değil, halkının hür ruhunu koruyan bilge bir hükümdardı. Etrafımızdaki Macar kralları, Papa’nın hırslı elçileri ve Bizans imparatorları Bosna’yı yutmak için fırsat kollarken, o zekası ve kalemiyle devletini ayakta tuttu. 1189 senesinde, Dubrovnikliler ile imzaladığı o meşhur Kulin Ban Ticaret Sözleşmesi, bugün bizim devlet adamlığımızın tescilli ilk şanlı vesikasıdır. O metinde Kulin Ban; Bosna’ya gelen tüccarların canını, malını ve hürriyetini bizzat kendi namusu üzerine garanti altına alıyordu.
Lakin Bosna’nın bu zenginliği ve hür duruşu, Garp’ın efendilerini rahatsız etmeye yetti. Roma, Bosna’yı kendi dogmalarına bağlamak için dinî baskıları artırdı; Kulin Ban’ı ve halkını "sapkın" ilan etmekle tehdit eyledi. Ya diz çökecek ya da bu dağları kan gölüne çevirecekti. O, üçüncü bir yol seçti. 1203 senesinde, Zenitsa yakınlarındaki Bilinopolje ovasında Papa’nın elçilerinin önüne çıktı. Büyük bir kalabalığın huzurunda, Bosna’nın kendi öz inancına sadık kalacağını ama bunu yaparken kimsenin canına kıymayacağını, adalet ve barış içinde yaşayacağını ilan eden o tarihi yemini etti. Roma’nın dogmalarına görünüşte râm olur gibi yapıp asıl hür olan Bosna ruhunu ve kendi nâzende kilisesini korumayı başardı. Halk o devri öyle sevdi ki bugün bile Saraybosna sokaklarında yaşlılar, huzurlu günleri anlatırken "Od Kulina Bana i dobrijenijeh dana" (Kulin Ban’dan ve o güzel günlerden beri...) deyu zikrederler. Kulin Ban’ın açtığı bu nûranî yoldan yürüyen halefleri, Bosna’yı güçlü bir Bosna Krallığı’na dönüştürdüler. Kral Tvrtko devrine gelindiğinde Bosna, artık Balkanlar’ın en parlak incisi hâline gelmişti.
Peki, Garp dünyası bu bereketi kıskanıp üzerimize Haçlı ordularını nasıl gönderdi? Kilisenin engizisyon zulmünden kaçan halkımız o meşhur Bogomillik inancına nasıl sığındı?
⏳ 3. Bölüm: Taşların Çığlığı ve Bogomil Direnişi haftaya burada...


