
38 Saatlik Vahşet, 44 Yıllık Cezasızlık: Sabra ve Şatilla Katliamı
Barış Memiş yazdı..
Sabra ve Şatilla Katliamı, Lübnan İç Savaşı (1975-1990) döneminde, 16-18 Eylül 1982 tarihleri arasında Beyrut’taki Filistin mülteci kamplarında gerçekleştirilen ve binlerce savunmasız sivilin hayatını kaybettiği modern tarihin en büyük trajedilerinden biridir. Uluslararası toplumun koruma garantisi verdiği mültecilerin göz göre göre katledildiği bu olay, askerî, siyasi ve hukuki boyutlarıyla Ortadoğu’nun seyrini kökten değiştirmiştir.
I. Katliama Zemin Hazırlayan Siyasi ve Askerî Süreç
İsrail’in Lübnan’ı İşgali: Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ) Lübnan’daki varlığını ve sınır ötesi saldırılarını gerekçe gösteren İsrail, Haziran 1982’de “Galile’de Barış” operasyonunu başlatarak Lübnan’ı işgal etti. Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron liderliğindeki ordu, kısa sürede başkent Beyrut’u kuşattı.
FKÖ’nün Beyrut’tan Tahliyesi: ABD ve uluslararası güçlerin arabuluculuğunda yapılan bir anlaşmayla, kamplardaki sivil halkın güvenliğinin garanti edilmesi karşılığında FKÖ savaşçıları Ağustos 1982’de Beyrut’u terk ederek Tunus ve diğer ülkelere tahliye edildi. Bu tahliye, kampları tamamen korumasız bıraktı.
Beşir Cemayel Suikastı: Lübnan’da İsrail destekli Hristiyan Maronitlerin lideri ve yeni seçilen Cumhurbaşkanı Beşir Cemayel, 14 Eylül 1982’de düzenlenen bombalı bir suikastla öldürüldü. Sağcı Hristiyan Falanjistler bu suikasttan Filistinlileri sorumlu tuttu ve intikam yemini etti.
II. 38 Saat Süren Vahşet: 16-18 Eylül 1982
Kuşatma ve Giriş İzni: Cemayel’in ölümünün hemen ertesi günü, 15 Eylül’de, İsrail ordusu uluslararası anlaşmaları ihlal ederek Batı Beyrut’u işgal etti; Sabra ve Şatilla kamplarını tamamen kuşatarak giriş ve çıkışları kapattı.
Milislerin Kamplara Sokulması: 16 Eylül öğleden sonra Ariel Şaron ve İsrail askerî komutanlığı, kamplarda “FKÖ’den kalan teröristleri temizleme” gerekçesiyle öfke dolu Hristiyan Falanjist milislerin içeri girmesine izin verdi.
Katliam ve Lojistik Destek: Falanjist milisler, kamplarda 38 saat boyunca sistematik bir şekilde katliam yaptı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve bebekler acımasızca öldürüldü. İsrail ordusu, milislerin işini kolaylaştırmak için gece boyunca kampların üzerini aydınlatma fişekleriyle aydınlattı. Kaçmaya çalışan siviller ise kuşatmayı tutan İsrail askerleri tarafından silah zoruyla kamplara geri itildi. Resmî olmayan verilere göre 3.000’den fazla sivil katledildi.
III. İsrail İç Siyaseti ve Kahan Komisyonu Raporu
Katliamın dünyada ve İsrail’de yarattığı kitlesel protestoların ardından —Tel Aviv’de 400 bin kişinin katıldığı tarihî miting dâhil— İsrail hükümeti resmî bir soruşturma komisyonu kurmak zorunda kaldı:
Şahsi Sorumluluk: 1983 yılında açıklanan Kahan Komisyonu Raporu, katliamı doğrudan Falanjistlerin yaptığını belirtirken Ariel Şaron’un katliam riskini öngörmesi gerektiğini vurgulayarak onu “şahsen sorumlu” buldu.
Şaron’un İstifası ve Yükselişi: Rapordan sonra Şaron, Savunma Bakanlığı görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Ancak bu durum onun siyasi kariyerini bitirmedi. Şaron, yıllar sonra, 2001 yılında İsrail Başbakanı seçildi.
IV. Hukuki Arayışlar ve “Cezasızlık” Duvarı
Katliamın ardından, uluslararası alanda sorumlulardan hesap sormak amacıyla çeşitli hukuki girişimlerde bulunuldu:
BM Soykırım Kararı: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1982’de katliamı resmen bir “soykırım eylemi” olarak nitelendirdi. Nobel Barış Ödüllü Seán MacBride başkanlığındaki bağımsız komisyon da katliamın Filistin kimliğini yok etmeyi amaçlayan bir soykırım olduğunu raporladı.
Belçika’daki Evrensel Yargı Davası (2001): Katliamdan kurtulan 23 Filistinli, 2001 yılında Ariel Şaron ve Falanjist liderler aleyhine Belçika mahkemelerinde dava açtı. Dava, Belçika yasalarında bulunan ve insanlığa karşı işlenen suçların nerede işlenirse işlensin yargılanmasına izin veren “evrensel yargı yetkisi” maddesine dayanıyordu.
Davanın Düşürülmesi: ABD ve İsrail’in Belçika üzerinde kurduğu ağır diplomatik ve ekonomik baskılar sonucunda Belçika hükümeti yasayı değiştirmek zorunda kaldı. 24 Eylül 2003’te dava tamamen düşürüldü. Katliamın ne askerî ne de siyasi sorumluları hiçbir zaman ceza aldı.
V. Lübnan İç Savaşı’nın Seyrine Etkileri
Sabra ve Şatilla Katliamı, iç savaştaki ve bölgedeki bütün dengeleri kalıcı olarak altüst etti:
Direniş Ekseninin Kayması ve Hizbullah’ın Doğuşu: FKÖ’nün Lübnan’dan tasfiye edilmesi ve kampların savunmasız kalması, bölgedeki direniş eksenini laik ve Arap milliyetçisi çizgiden Şii ve İslamcı çizgiye kaydırdı. İsrail işgaline ve katliama duyulan öfke, Lübnan’daki Şii nüfusun radikalleşmesini hızlandırarak İran desteğiyle Hizbullah’ın kurulmasına ve ülkenin en örgütlü gücü hâline gelmesine zemin hazırladı.
Hristiyan Aktörlerin Zayıflaması: Falanjist milisler katliamla askerî güç gösterisi yapsalar da sivil vahşetinin yarattığı küresel nefret, onları uluslararası alanda yalnızlaştırdı ve iç rekabetle birlikte siyasi güçlerini kaybetmelerine neden oldu.
Çok Uluslu Gücün Dönüşü ve Yeni Çatışmalar: Mültecileri koruma sözünü tutamayan ABD, Fransa ve İtalya, katliamdan sonra Çok Uluslu Güç (MNF) olarak Lübnan’a geri döndü. Ancak bu güçler de savaşın bir parçası hâline gelerek 1983 yılındaki büyük kışla bombalamalarında yüzlerce askerini kaybetti ve geri çekildi.
Sabra ve Şatilla; uluslararası koruma vaatlerinin boşa çıktığı, faillerinin ödüllendirildiği ve kurbanlarının adalet arayışının yarım kaldığı tarihî bir trajedi ve cezasızlık sembolü olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.


