
Altıncı Şart: Haddi Bilmek!
Adalet, kendi tarafımızdaki insan yanlış yaptığında da aynı sözü söyleyebilmektir..
Hayat bize ölçülü olmayı öğretir. Ailemizden, çevremizden, inancımızdan ve kültürümüzden öğrendiklerimiz de bunu söyler. İnsan haddini, yani nerede durması gerektiğini bilmelidir. Halk arasında boşuna “İslam’ın şartı beştir, altıncısı haddini bilmektir.” denmez.
Elbette hepimiz hata yaparız. Bazen öfkeyle ağzımızdan yanlış bir söz çıkar, bazen de ne söylediğimizi bile bile haddimizi aşarız. Sonra üzülür, kırdığımız insanla aramızı düzeltmeye çalışırız. Olması gereken de budur.
Bugün bir de sosyal medya var. İnsanların yüzüne söylemeyeceğimiz sözleri ekran başında kolayca yazıyoruz. Birini tanımadan, ne yaşadığını bilmeden hakkında hüküm veriyoruz. Yazdığımız söz binlerce kişiye ulaşırken dönüp “Ben ne yaptım?” diye sormuyoruz.
Toplum önünde konuşanların söyledikleri ise daha çok kişiyi etkiliyor. Siyasetçilerin, aydınların, hocaların ve sanatçıların sözleri bu yüzden daha fazla konuşuluyor. Bu insanların da hata yapabileceğini biliyoruz. Ama söylediklerinden sorumlu olmalarını beklemek hakkımız.
Bir profesörün “İnsan dışkısı yemek faydalıdır.” şeklindeki sözlerini düşünün. Bir de bir hocanın kitabına yazdığı, “Ashab-ı kiram Peygamberimizin idrarını içerdi, üstüne sürerdi.” iddiasını. İnsan, böyle sözleri duyunca konuşanın unvanından önce neye dayanarak konuştuğunu sormak istiyor.
En sık gördüğümüz örnekler ise siyasetten geliyor. Siyasi rakibi eleştirmek yerine onun ailesini hedef almak, kadınları düşünceleri, giyimleri veya siyasi duruşları üzerinden aşağılamak artık şaşırtmıyor.
Bulunduğu makamı taşıyan bir insan, ağzından çıkan sözün ağırlığını bilmelidir.
Siyasetçiler sık sık özür dilemenin erdem olduğunu söyler. İş kendi söyledikleri söz için özür dilemeye gelince bunu pek göremeyiz. Oysa insan yanlış yaptığında özür diler. Özür dilemek yerine sözünü savundukça da karşısındakilerin, bunu bilerek söylediğini düşünmesine yol açar.
Verilen cevaplar da çoğu zaman ayrı bir sorun. Haddini aşan bir siyasetçiye kızıp aynı ağırlıkta hakaretler edenler oluyor. Böyle olunca ilk söylenen yanlış söz unutuluyor, tartışma karşılıklı hakarete dönüyor. Yanlışı söyleyen kişi de özür dilemek yerine kendisine verilen cevapları konuşuyor.
Bir sözü eleştirmek için başka birinin ailesine, kimliğine veya onuruna saldırmak gerekmez. “Bu söz yanlıştır, özür dilemelisiniz.” demek mümkündür. Bunu hangi siyasetçi söylerse söylesin aynı açıklıkla söylemek gerekir.
Asıl güçlük de burada. Kendi desteklediğimiz kişi haddini aşınca susuyor, karşı taraftan biri aynı şeyi yapınca tepki gösteriyorsak sözümüzün bir ağırlığı kalmaz. “Bizden” ya da “onlardan” diye ayırmadan yanlışa yanlış diyebilmeliyiz.
Son yıllarda, parti ve siyasetçi ayırt etmeden söylüyorum, siyasette ne üslup kaldı ne seviye ne de saygı. Rakibine saygı göstermeyen bir siyasetçi toplumdan nasıl saygı bekler?
Siyasetçiler bunu beceremiyorsa biz toplum olarak kendi ölçümüzü korumalıyız. Edebe ve ahlaka uymayan söz kimden gelirse gelsin karşı çıkmalıyız. Karşı çıkarken de kendi sözümüze dikkat etmeliyiz.
Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl, 90)
Adalet, kendi tarafımızdaki insan yanlış yaptığında da aynı sözü söyleyebilmektir.


