
Bir Damla Yağ, Bin Yıllık Hatır
“İncire ve zeytine andolsun”
Zeytin ağacı kolay pes etmez. Taşlı toprağa tutunur, sıcağa dayanır, susuzluğa direnir. Yıllar geçer, gövdesi eğilip bükülür ama meyve vermeyi sürdürür. İnsanların binlerce yıldır bu ağaca ayrı bir değer vermesi boşuna değildir.
Zeytinyağının bilinen geçmişi yaklaşık altı bin yıl öncesine uzanıyor. Doğu Akdeniz ve Mezopotamya’da başlayan üretim, zamanla bütün Akdeniz kıyılarına yayılıyor. Fenikeliler onu gemilerle limandan limana taşıyor. Yunanlar ve Romalılar ise zeytinyağını yalnızca yemeklerde değil, kandillerde, temizlikte ve yaraların bakımında da kullanıyor.
O çağlarda zeytin, sıradan bir tarım ürünü sayılmıyor. Yunan mitolojisine göre zeytin ağacı, Tanrıça Athena’nın insanlara armağanıdır. Olimpiyatlarda kazanan sporcuların başına zeytin dalından yapılmış taç konur. Zeytin dalı barışın işareti olur. Bugün bile kavga eden iki kişi uzlaşmaya çalıştığında “zeytin dalı uzattı” deriz.
Zeytinin İslam’daki yeri de özeldir. Kur’an-ı Kerim’de adı açıkça geçer. Tîn Suresi, “İncire ve zeytine andolsun” diye başlar. Mü’minûn Suresi’nde Sînâ Dağı’nda yetişen, insanlara yağ ve katık veren bir ağaçtan söz edilir.
Nûr Suresi’nin 35. ayetinde ise Allah’ın nuru bir kandil örneğiyle anlatılır. Kandilde kullanılan yağ, “mübarek bir zeytin ağacından” gelir. Bu yağın, ateş değmese bile neredeyse ışık verecek kadar parlak olduğu söylenir. Zeytinyağının ışıkla ve bereketle anılmasının en güzel örneklerinden biri budur.
Peygamber Efendimizin, “Zeytinyağını yiyiniz ve onunla yağlanınız; çünkü o mübarek bir ağaçtandır” buyurduğu rivayet edilir. Bu öğüt, zeytinyağının Müslüman toplumların sofrasındaki yerini daha da güçlendirmiştir. İnsanlar onu yemeklerde kullanmış, ekmeğine katık etmiş, saçına ve cildine sürmüştür.
Bugün zeytinyağının değerini yalnızca eski anlatılardan bilmiyoruz. Özellikle natürel sızma zeytinyağında yararlı yağlar, E vitamini ve bazı koruyucu bileşenler bulunur. Sebzenin, bakliyatın ve tahılın bol tüketildiği Akdeniz mutfağında zeytinyağının önemli bir yeri vardır. Ölçülü kullanıldığında sağlıklı beslenmeye katkı sağlar.
Bizim sofralarımızda zeytinyağının yeri başkadır. Kimi zaman sıcak ekmeğin üzerine dökülür, kimi zaman salataya karışır. Sabah kahvaltısında kekik ve pul biberle yenir. Dolmaya lezzet, sebze yemeğine tat verir. Yoksulun da zenginin de sofrasında kendine yer bulur.
Bir şişe zeytinyağının içinde yalnızca yağ yoktur. Toprağı süren çiftçinin emeği, dalları silkeleyen işçinin alın teri, sabırla beklenen hasat ve nesilden nesile kalan bir sofra alışkanlığı vardır.
Bu yüzden ekmeğimizi zeytinyağına her bandığımızda, aslında çok eski bir geleneği de yaşatırız. Zeytin ağacı dalında meyve verir; sofrada ise bereket olur.


