Kültür - Sanat

Bir göçün hikayesi

"Arif Şentürk, doğduğu topraklardan ayrılsa da o toprakların sesini ömrü boyunca taşıdı." Derya İz yazdı..

18 Ekim 20264 dk okuma

Kumanova’dan Zeytinburnu’na Bir Rumeli Sesi: Arif Şentürk

Bazı sesler vardır, duyduğunuz anda sizi uzaklara götürür. Hiç görmediğiniz bir şehre, geride bırakılmış bir eve, yıllar önce yaşanmış bir hatıraya…

Arif Şentürk’ün sesi de böyleydi.

“Aman Bre Deryalar”ın ilk notaları duyulduğunda yalnızca bir Rumeli türküsü başlamazdı. O ezginin içinde göç vardı, ayrılık vardı, memleket özlemi vardı. Bir de bütün zorluklara rağmen yaşama sevincini kaybetmeyen Balkan insanının kendine özgü neşesi…

Arif Şentürk, bu duyguları yalnızca sesiyle değil, hayatıyla da taşıyan sanatçılardandı.

1941 yılının son günlerinde, bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde bulunan Kumanova’da dünyaya geldi. Babası Arnavut, annesi Boşnak kökenliydi. İlk ve orta öğrenimini Kumanova’daki Türk okulunda tamamladı. Farklı dillerin, kültürlerin ve geleneklerin iç içe yaşadığı bir coğrafyada büyüdü.

1956 yılında ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç ettiğinde henüz on beş yaşındaydı.

Önce Kırklareli’ne, ardından İstanbul’un Zeytinburnu semtine yerleştiler.

O yıllarda Zeytinburnu, Balkanlardan gelen göçmenlerin yeni bir hayat kurmaya çalıştığı semtlerden biriydi. İnsanlar bir taraftan geçim mücadelesi verirken diğer taraftan geride bıraktıkları memleketin hatıralarını yaşatıyordu. Yanlarında getirdikleri birkaç parça eşyanın ötesinde, dilleri, gelenekleri, yemekleri ve türküleri vardı.

Arif Şentürk de bu hayatın içinden geçti.

On kardeşli kalabalık bir ailede büyümüştü. Marangozluk yaptı, berberlik yaptı. Boksla, futbolla ilgilendi. Hayatını kazanmak için farklı işlerde çalıştı. Fakat müzik, bütün bu uğraşların arasında hep onunla birlikteydi.

Bakırköy ve Yeşilköy Halkevlerinde aldığı eğitim, müzik yolculuğunun başlangıcı oldu. 1970’li yıllarda TRT’nin Amatör Sesler Sınavı’na katılması ise hayatında yeni bir sayfa açtı.

Harbiye’deki Mesut Cemil Stüdyosu’nda önce Anadolu türkülerini, ardından Rumeli ezgilerini seslendirdi. Özellikle “Vardar Ovası” ve “Deryalar”ı söylerken kullandığı Rumeli ağzı, Nida Tüfekçi’nin dikkatini çekti.

Çünkü Şentürk, o türküleri sonradan öğrenilmiş bir şiveyle söylemiyordu. Kelimelerin vurgusu, ezgilerin kıvraklığı, sesindeki hüzün ve neşe onun büyüdüğü coğrafyanın bir parçasıydı.

Belki de onu diğer yorumculardan ayıran en önemli özellik buydu.

Bir türküyü güzel söylemek başka, o türkünün anlattığı hayatı yaşamış olmak başka şeydi.

TRT kayıtları radyolarda yayımlanmaya başladıkça Arif Şentürk’ün sesi Türkiye’nin dört bir yanına ulaştı. “Aman Bre Deryalar”, “Ramize”, “Vardar Ovası”, “Göçmen Kızı”, “Bulut Gelir Seher ile” gibi türküler onun yorumuyla geniş kitleler tarafından tanındı.

Bu türkülerin her birinde Rumeli insanının hayatından izler vardı.

Kimi bir sevdayı anlatıyordu, kimi ayrılığı. Kimi düğünlerin neşesini taşıyor, kimi uzaklarda kalmış bir memleketi hatırlatıyordu.

Rumeli türkülerinin kendine özgü bir tarafı vardır. En hareketli ezginin içinde bile bir hüzün saklıdır. İnsan bir yandan oynamak ister, bir yandan içi burkulur. Belki de yüzyıllar boyunca göçlerin, savaşların, ayrılıkların ve kavuşmaların yaşandığı Balkan coğrafyasının insanlara bıraktığı duygudur bu.

Arif Şentürk o duygunun sesiydi.

Sadece plaklarda, kasetlerde ya da radyolarda kalmadı. Televizyon programlarıyla da Rumeli kültürünü geniş kitlelere ulaştırdı. “Rumeli’den Sesler” ve “Rumeli Rüzgârı” gibi programlarda türküler söyledi, anılar anlattı, Balkanların geleneklerini ve insan hikâyelerini paylaştı.

Onu dinlerken bir sanatçının sahnedeki gösterisinden çok, eski bir tanıdığın sohbetine kulak veriyormuşsunuz gibi hissederdiniz.

Konuşurken de söylerken de doğaldı.

Bir söyleşisinde, “Benim dünyam, gıdam, nefesim, oksijenim, her şeyim türkü” demişti.

Bu söz, onun müziğe bakışını anlatmaya yetiyor.

Çünkü Arif Şentürk için türkü yalnızca bir geçim kapısı değildi. Doğduğu topraklarla bağını korumanın, çocukluğunu hatırlamanın, geride kalan insanları ve şehirleri unutmamanın bir yoluydu.

Aslında onun hikâyesi, Türkiye’ye göç eden yüz binlerce Balkan insanının hikâyesinden ayrı düşünülemez.

Göç, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir. İnsan doğduğu şehri, çocukluğunun sokaklarını, komşularını, bazen yakınlarını geride bırakır. Yeni bir yerde ev kurar, çalışır, çocuklarını büyütür. Zamanla yeni hayatına alışır. Ama geçmiş bütünüyle geride kalmaz.

Bir yemek kokusunda, eski bir kelimede, düğünde çalınan bir ezgide yeniden ortaya çıkar.

Balkan göçmenlerinin hafızası da büyük ölçüde böyle yaşadı. Aile sofralarında, mahalle sohbetlerinde, düğünlerde, bayramlarda ve türkülerde…

Yıllar geçtikçe eski kuşaklar azaldı. Bazı kelimeler unutuldu, bazı gelenekler değişti. Göçmenlerin kurduğu mahalleler büyüdü, sokaklar ve evler başka bir görünüme kavuştu.

Fakat türküler yaşamaya devam etti.

Arif Şentürk’ün Rumeli müziğine katkısını yalnızca seslendirdiği eserlerin ya da çıkardığı albümlerin sayısıyla ölçmek bu yüzden eksik kalır.

O, bir kültürün sesini taşıdı.

Kumanova’dan Zeytinburnu’na uzanan kendi göç hikâyesini, aynı yollardan geçmiş insanların ortak duygularıyla buluşturdu. Üstelik onun türkülerini sevmek için Rumelili olmak da gerekmiyordu. Çünkü anlattığı sevda, ayrılık, özlem ve sevinç herkesin anlayabileceği duygulardı.

15 Şubat 2022’de İstanbul’da hayata veda etti Arif Şentürk.

Ardında on iki albüm, radyo kayıtları, televizyon programları ve hafızalara yerleşmiş sayısız türkü bıraktı.

Bugün Kumanova da Zeytinburnu da onun gençlik yıllarındaki gibi değil. Şehirler değişti, mahalleler değişti, insanlar değişti. Göçü bizzat yaşamış kuşakların önemli bir bölümü artık aramızda yok.

Ama bazı sesler, şehirlerden ve yıllardan daha uzun ömürlü oluyor.

Bir yerde “Aman Bre Deryalar” çalmaya başladığında, insan bunu bir kez daha anlıyor.

Arif Şentürk’ün sesi hâlâ yalnızca bir türkü söylemiyor. Kumanova’yı, Vardar’ı, Rumeli’nin sokaklarını, göç yollarını ve Zeytinburnu’nda kurulan yeni hayatları hatırlatıyor.

Çünkü insan bazen doğduğu topraklardan ayrılır ama o toprakların sesi kendisinden hiç ayrılmaz.

Arif Şentürk’ün sesi de işte o ayrılmayan seslerden biriydi.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Kültür - Sanat
Kültür Sanat Servisi8 Ekim 20264 dk okuma

Bakırın ve Gazelin Sesi: Kazancı Bedih

Kültür - Sanat
Kültür Sanat Servisi7 Ekim 20262 dk okuma

Aynı Toprağın İki Ayrı Sesi: Cem Karaca ve Barış Manço

Kültür - Sanat
Levent Gümüş6 Ekim 20261 dk okuma

Size Benzemeden, Kendim Olarak…