
Bozkır'ın çingene festivalleri
"Sizden geriye ne kalacak?" Metin Kondel yazdı..
Modern paradigmanın üzerimizden silindir gibi geçtiği şu meşum günlerde insan için umut görünmüyor. Şöyle göz ucuyla dünyadaki hadiselere, ülkedeki gelişmelere baktığımızda bir gayya kuyusunda debeleniyoruz gibi bir durum söz konusu.
Dünyada giderek artan silahlanma, çatışma alanları, savaşlar, sürgünler, sosyal eşitsizlikler, zulümler, sonu gelmeyen ölümler insanın içini karartıyor. Çapsız politikacıların akıldan ve izandan uzak açıklamaları...
Ülkenin içine saplanıp kaldığı siyasal İslamcılık belası, siyaset kurumunun insanların umutlarını öğüten kısır çekişmeleri...
İnsan, acıklı bir müziğin ağladığı o arabesk Hint filmlerini hatırlıyor ister istemez.
Oysa ülkedeki bu sığ çekişme öncesinde bu topraklardan niceleri gelip geçmişti. Nice şaşaalı iktidarlar tacı, tahtı, serveti bırakıp toprak olmuştu. Nicelerinin kral mezarları müzelerde sergilenmişti. Nicelerinin isimleri unutulmuş, nesilleri kesilmiş, ardından bir hayır dua okuyanı kalmamıştı.
Bu açıdan bakıldığında, bu topraklarda kısa vadede tanrılık taslayanların; cumhuriyetçi, demokrat, milliyetçi, liberal, komünist, muhafazakâr, siyasal İslamcı fark etmez, uzun vadede ölüp toprak olacak olmalarıdır. Hiç doğmamışlar, hiç yaşamamışlar, hiç iktidar olmamışlar, hiç zenginleşip şaşaalı dönemleri olmamış gibi kuşkulu bir sessizliğe gömülecek olmalarıdır.
Bu topraklardan niceleri gelip geçti. Luviler, Lelekler, Keltler, Hititler, Urartular, Frigler, Akadlar, Persler, Helenler, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar ve nice irili ufaklı kavimler gelip geçti.
Bunların hepsi de krallarıyla, askerleriyle, yargıçlarıyla, din adamlarıyla, bilginleriyle, tabipleriyle, büyücüleriyle, tacirleriyle, dilencileriyle, fahişeleriyle, hırsızlarıyla, delileriyle, köylüleriyle, katilleriyle; tıpkı birbirine bitişik kırkayaklar gibi, kâh sağa kâh sola tartılarak, kâh ağlayarak kâh gülerek, kâh erdemlerinin kâh yalanlarının ardına takılarak, Tanrı'nın şahitliğinde bu topraklardan geçip gittiler.
Kullandıkları alet edevatın bir kısmı, mezarlarındaki kemikleri ve de süsleri, birkaç yüz kelime ve yer adı haricinde hiçbir şeyleri kalıcı olamadı.
Bugün müzeler, bu kavimlerin olay yeri delilleriyle doludur.
Soru şudur: Bu denli bariz bir gerçeğe rağmen Tanrı'ya, din gününe, adalete inandığını söyleyen siyasal İslamcılara, hayata ve insana bu denli tahakküm etme cüretini veren şey tam olarak nedir?
Siyasal İslamcılar, Lokman Hekim'in kaybettiği söylenen ölümsüzlük iksirini bulmuş olabilirler mi?
Görüyorsunuz işte, sizden önce bu topraklardan nice kavimler kendi oyunlarını oynayarak, Tanrı'yı ve melekleri kâh gülümseterek kâh öfkelendirerek geçip gittiler. Yani şeksiz şüphesiz bir şekilde ölüp toprak oldular.
Sizden önce nice kudretli krallar, imparatorlar, şahlar, padişahlar, generaller önce yaşlandılar, sonra güçten takatten düştüler. Tacını, tahtını, zenginliğini geride bırakıp karanlıklar ülkesine göçtüler. Muhtemelen orada dünya hayatında yaptıklarının hesabını vermekle meşguller.
İnsanın, insanlığın bu kısa ve açık hikâyesi bizdeki siyasal İslamcı güruhun ilgisini hiç çekmiyor mu? Şayet çekmiyorsa bunların, dışarıdan inançlı gibi görünen gerçek inançsızlar olduğunu söyleyebiliriz.
Evet, İngiliz yazar Simon Critchley'in de dediği gibi: “İmansızların da bir imanı vardır.”
Yani insanın kabı hiçbir zaman boş bırakılmamıştır. Yani onların tanrısı da Yahudilerin bencil tanrısı gibi. Kendilerinden başka hiç kimseyi insan yerine koymuyorlar. Kendileri dışındaki herkesi “goyim” olarak görüyorlar. Malları, canları, ırzları talan edilecek sıradan canlılar.
Bu hâliyle gerçek bir Yahudileşme temayülünden bahsedebiliriz. Yani onların tanrısı, onların dışındaki kavimlere bir hak, hukuk tanımıyor. Onları insandan saymıyor. Onların yurtlarını zorla ele geçiriyor. Zenginliklerine, makamlarına el koyuyorlar.
Dediğim gibi, sadece Anadolu'da değil, Ortadoğu'da da nice kavimler gelip geçtiler. Sümerler, Akadlar, Asurlar, Hurriler, Amelikler, Persler, Moğollar, Araplar, İbraniler, Mısırlılar, Osmanlılar, Türkler...
Hepsi ama hepsi krallarıyla, askerleriyle, yargıçlarıyla, din adamlarıyla, bilginleriyle, tabipleriyle, büyücüleriyle, tacirleriyle, dilencileriyle, fahişeleriyle, hırsızlarıyla, delileriyle, köylüleriyle, katilleriyle; tıpkı birbirine bitişik kırkayaklar gibi, kâh sağa kâh sola tartılarak, kâh ağlayarak kâh gülerek, kâh erdemlerinin kâh yalanlarının ardına takılarak, Tanrı'nın şahitliğinde bu topraklardan geçip gittiler.
Kullandıkları alet edevatın bir kısmı, mezarlarındaki kemikleri ve de süsleri, birkaç yüz kelime ve yer adı haricinde hiçbir şeyleri kalıcı olamadı.
Sizden geriye o kadarı bile kalmayacak.
Adınız, sanınız, kendinizce görkemli hayatınız, hayatın basit yasalarıyla, Tanrı'nın biyolojik döngüsüyle çözülecek; bütün yaldızlarınız dökülecek.
Sizden geriye, arkanızdan yapılan beddualardan başka hiçbir şey kalmayacak.


