Ekonomi - Finans

Hayvancılıkta Sorun Hayvan mı politikamı?

"Yıllardır bu potansiyeli değerlendirmekle görevli kurumların neden kalıcı bir üretim düzeni kuramadığıdır." Asaf Demir yazdı..

13 Ekim 20265 dk okuma

Türkiye’de et fiyatları her yükseldiğinde aynı gerekçeler sıralanıyor: Hayvan sayısı yetersiz, yem pahalı, üretici zor durumda. Ardından ithalat kararları ve yeni destek paketleri geliyor. Fiyatlar bir süre gündemden düşse de temel sorunlar yerinde kalıyor.

Yıllardır uygulanan politikaların neden kalıcı sonuç vermediği ise yeterince sorgulanmıyor.

Türkiye’nin hayvancılık sorunu yalnızca üretim miktarıyla ilgili değil. Asıl sorun, ülkenin doğal kaynaklarıyla uyumlu, maliyeti düşük ve üreticisine düzenli gelir sağlayan bir sistemin kurulamamış olmasıdır.

Anadolu’nun bozkırları, dağlık alanları ve doğal meraları koyun ve keçi yetiştiriciliğine önemli imkânlar sunuyor. Buna rağmen hayvancılık giderek satın alınan yeme, yüksek işletme giderlerine ve dışarıdan temin edilen hayvanlara bağımlı hâle geldi.

Bu üretim yapısının maliyetini yetiştirici de tüketici de ödüyor.

Meraları İhmal Edip Yem Maliyetlerinden Şikâyet Etmek

Türkiye’de hayvancılık politikalarının en belirgin çelişkilerinden biri mera yönetimidir.

Yem maliyetlerinin yüksekliğinden şikâyet edilirken doğal yem kaynakları yeterince korunmuyor. Mera kayıpları, verim düşüklüğü, su yetersizliği ve plansız otlatma küçükbaş yetiştiriciliğinin ekonomik avantajlarını zayıflatıyor.

Üstelik hayvan sayısını artırma hedefleri açıklanırken bu hayvanların hangi kaynaklarla besleneceği aynı açıklıkla ortaya konulmuyor.

Mera kapasitesi geliştirilmeden sürüleri büyütmek, üreticinin satın aldığı yem miktarını ve maliyetini artırabilir.

Bu nedenle desteklerin yalnızca hayvan sayısına bağlanması doğru değildir. Mera ıslahı, su altyapısı ve taşıma kapasitesine uygun otlatma planları üretim politikasının merkezinde olmalıdır.

Aksi hâlde kamu kaynakları, maliyetleri düşürmek yerine pahalı üretim yapısını ayakta tutmaya harcanır.

Çoban Bulunamayan Bir Sektör Nasıl Büyüyecek?

Kırsalda genç nüfus azalıyor, yetiştiricilerin yaş ortalaması yükseliyor ve çoban bulmak zorlaşıyor.

Buna rağmen hayvancılık hedefleri çoğunlukla hayvan sayıları üzerinden açıklanıyor. Bu hayvanlara kimin bakacağı, yetiştiriciliğin hangi gelirle sürdürüleceği yeterince tartışılmıyor.

Çobanlık, düzenli geliri ve sosyal güvencesi bulunan profesyonel bir mesleğe dönüştürülmedikçe iş gücü sorunu devam edecektir.

Gençlerin kırsalda kalmasını yalnızca destek ödemeleriyle sağlamak da mümkün değildir. Yetiştiricilik, aile geçindirebilen ve geleceği öngörülebilen bir ekonomik faaliyet olmalıdır.

Hayvan sayısını artırmak isteyen bir yönetim, önce o hayvanları yetiştirecek insanların neden sektörden uzaklaştığını açıklamalıdır.

Yerli Irklar Neden Yeterince Geliştirilemiyor?

Türkiye’nin koyun ve keçi ırkları, farklı iklim ve arazi koşullarına uyum sağlamış önemli genetik kaynaklardır. Ancak bu özelliklerin ekonomik verimliliğe dönüştürülmesi için uzun vadeli ıslah programları gerekir.

Et ve süt verimi, döl verimi, yavru yaşama oranı ve hastalıklara dayanıklılık bilimsel yöntemlerle geliştirilmelidir.

İthal damızlık kullanımı bazı koşullarda yararlı olabilir. Fakat dışarıdan getirilen yüksek verimli bir ırkın Türkiye’de aynı sonucu vereceği varsayılamaz. Verimlilik; genetik kadar besleme, bakım, hayvan sağlığı ve işletme koşullarına da bağlıdır.

Hayvancılıkta başarının ölçüsü ithal edilen damızlık sayısı değil, yerli sürülerin üretkenliği ve yetiştiricinin hayvan başına elde ettiği net gelir olmalıdır.

Üretici ile Tüketici Arasındaki Fiyat Farkı

Hayvancılığın temel sorunlarından biri de üretici fiyatıyla perakende fiyatı arasındaki farktır.

Kesim, nakliye, depolama, soğuk zincir ve satış giderleri elbette maliyet yaratır. Ancak bu maliyetlerin ve ticari kâr marjlarının fiyat içindeki payı şeffaf biçimde incelenmelidir.

Üretici düşük gelir elde ederken tüketicinin yüksek fiyat ödemesi yalnızca üretim miktarıyla açıklanamaz.

Yıllardır desteklenen kooperatiflerin ve üretici birliklerinin ne kadarının kendi kesim, işleme, paketleme ve satış kapasitesine sahip olduğu sorgulanmalıdır.

Yetiştiricinin pazarlık gücü artırılmadan, ürünün oluşturduğu katma değerden daha fazla pay alması sağlanmadan yalnızca hayvan sayısını yükseltmek gelir sorununu çözmez.

Küçükbaş Üretimi Artacaksa Pazar da Hazırlanmalı

Koyun ve keçi yetiştiriciliğini geliştirmek doğru bir hedef olabilir. Ancak üretim artışının ekonomik karşılık bulması için tüketici talebinin de dikkate alınması gerekir.

Kuzu, koyun ve keçi etine yönelik tercihler aynı değildir. Fiyat, lezzet, ürün standardı, satış biçimi ve bölgesel tüketim alışkanlıkları talebi belirler.

Bu nedenle küçükbaş etinin işlenmesi, farklı ürünlere dönüştürülmesi ve tüketiciye uygun fiyatlarla sunulması gerekir. Süt ve peynir gibi katma değerli ürünlerde de benzer bir yaklaşım izlenmelidir.

Kamu alımları belirli ürünlerde düzenli talep oluşturabilir. Ancak kalıcı pazar, tüketicinin kalite ve fiyat bakımından tercih edebileceği ürünlerle gelişir.

Üretimi artırıp satış koşullarını düşünmemek, yetiştiricinin mevcut sorunlarına yenilerini ekler.

İthalatla Fiyat Kontrolünün Sınırları

Et fiyatları yükseldiğinde ithalatın gündeme gelmesi artık olağan bir uygulama hâline geldi.

Kısa vadeli arz açıklarında ithalat gerekli olabilir. Ancak sürekli başvurulan bir fiyat müdahalesi, yerli üreticinin yatırım kararlarını olumsuz etkileyebilir.

Yetiştirici sürüsünü büyütmek için yıllara yayılan bir yatırım yaparken ithalat kararları çok daha kısa sürede alınabiliyor. Bu belirsizlik, özellikle damızlık yetiştiriciliği ve sürü yenileme kararlarını zorlaştırıyor.

Devletin bir yandan yerli üretimi destekleyip diğer yandan fiyatları ithalatla düşürmeye çalışması, politikalar arasında tutarsızlık yaratabilir.

İthalatın hangi koşullarda yapılacağı, miktarı ve süresi önceden belirlenmelidir. Üretici, yatırım kararını sürekli değişebilen piyasa müdahalelerine göre vermek zorunda bırakılmamalıdır.

İthalat, üretim politikasının yerini alamaz.

Desteklerin Miktarı Değil, Sonuçları Tartışılmalı

Hayvancılığa destek verilmesi tek başına başarı değildir. Bu desteklerin üretim maliyetini, verimliliği ve yetiştiricinin gelirini nasıl etkilediği önemlidir.

Mera verimliliği ne kadar arttı? Hayvan başına üretimde ne kadar ilerleme sağlandı? Yavru kayıpları azaldı mı? Yem bağımlılığı geriledi mi? Genç yetiştiricilerin sektöre katılımı arttı mı?

Bu göstergeler düzenli olarak açıklanmalı ve destek programları sonuçlarına göre değerlendirilmelidir.

Hayvan sayısı artarken yetiştiricinin kârlılığı düşüyorsa bunu başarı olarak sunmak mümkün değildir.

Kamu kaynaklarının hangi sonuçları ürettiğini sorgulamak, yeni destek açıklamaktan daha önemlidir.

Uzun Vadeli Plan Nerede?

Türkiye’nin ihtiyacı her fiyat artışında açıklanan yeni önlemler değil, bölgesel verilere dayanan uzun vadeli bir hayvancılık politikasıdır.

Öncelikle kullanılabilir mera alanları, otlatma kapasitesi, yerli ırkların verimliliği, yem kaynakları, işletme maliyetleri ve işleme altyapısı bölge bazında belirlenmelidir.

Büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık birbirinin alternatifi olarak görülmemeli; her bölgenin koşullarına göre birlikte planlanmalıdır.

En az 10–15 yıllık bir stratejinin bütçesi, yıllık hedefleri ve ölçülebilir performans göstergeleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Başarısız uygulamalar da gerekçeleriyle değiştirilmelidir.

Sonuç: Hesap Verilmesi Gereken Bir Yönetim Sorunu

Türkiye’nin hayvancılık sorunlarını yalnızca yem fiyatlarına, kuraklığa, üreticinin tercihlerine veya tüketim alışkanlıklarına bağlamak, kamu politikalarının sorumluluğunu göz ardı etmektir.

Yıllardır destekler açıklanıyor, ithalat yapılıyor, üretim hedefleri belirleniyor. Buna rağmen yüksek maliyetler, gelir belirsizliği, mera sorunları ve et fiyatları tartışılmaya devam ediyor.

Küçükbaş hayvancılık bu sorunların tamamını çözemez. Ancak Türkiye’nin mera kaynakları ve yerli ırkları yeterince değerlendirilmeden, yüksek maliyetli üretim yapısının sürdürülebilir olduğu da savunulamaz.

Artık yalnızca kaç hayvan yetiştirileceği değil, hayvancılık politikalarının neden beklenen sonuçları vermediği tartışılmalıdır.

Asıl soru, Türkiye’nin hayvancılık potansiyelinin ne kadar büyük olduğu değil, yıllardır bu potansiyeli değerlendirmekle görevli kurumların neden kalıcı bir üretim düzeni kuramadığıdır.

Bu sorunun yanıtı verilmeden açıklanacak yeni hedefler ve destek paketleri, geçmişteki uygulamalardan farklı bir sonuç alınacağını göstermeyecektir.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Ekonomi - Finans
Asaf Demir6 Ekim 20264 dk okuma

Kiracı ile Mal Sahibi Arasındaki Yazılı Olmayan Hukuk Neden Bozuldu?

Ekonomi - Finans
Asaf Demir30 Eylül 20262 dk okuma

Rakamların Gölgesinde Çarşı, Pazar ve Fonlar

Ekonomi - Finans
Asaf Demir24 Eylül 20263 dk okuma

Kapitalizmin Karanlık Mabedi: Chicago Okulu ve Ulusal Yıkım