
Durup Bakamadığımız Hayat
"Unuttuğumuz ziyaret, onun günündeki tek plan olabilir." Umut Özgürleş yazdı..
Bir mesaja cevap verirken öteki geliyor. Bir haberi okumadan başkasını açıyoruz. Bir videonun yarısında sıkılıp diğerine geçiyoruz. Akşam olduğunda saatlerce baktığımız şeylerin çoğunu hatırlamıyoruz.
Telefonu bıraktığımızda da bu alışkanlık sürüyor. Karşımızdaki konuşurken biraz uzatsa sıkılıyoruz. Daha anlatacağı var ama bizim aklımıza yapılacak bir iş geliyor. “Sen anlat, ben dinliyorum” diyoruz. Sonra söylediği bir şeyi yeniden sormak zorunda kalıyoruz.
İş yerinde, trafikte, sırada beklerken acele etmemizin bir sebebi var. Geç kalınca hesabını vermemiz gerekiyor. Fakat evde otururken neden hâlâ acelemiz olduğunu açıklamak daha zor. Kimse bizi beklemiyor, yetişecek bir yerimiz yok. Yine de bir konuşmayı bölmeden dinlemek zor geliyor.
İşten yorgun gelen insanın bazen konuşacak gücü kalmıyor. Yemek yapacak, çocukla ilgilenecek, ertesi günü hazırlayacak. Ama yarım saat boyunca tanımadığımız insanların yorumlarını okuyup bildiğimiz birinin mesajını günlerce beklettiğimiz de oluyor. O zaman mesele yalnızca vakit değil.
Bir de almak istediklerimiz var. Telefon çalışıyor ama yenisine bakıyoruz. Evde yer kalmamış ama alışveriş sürüyor. Aldığımız şeyin taksiti bitmeden başka bir masraf çıkıyor. Bunları ödemek için daha fazla çalışıyoruz. Hafta sonu kullanırız diye aldığımız eşya, fazla mesai yüzünden aylarca kutusunda durabiliyor.
Para lazım. Kirasını, faturasını düşünen insana daha az çalış demek kolay. Fakat ihtiyacımızla hevesimizi birbirinden ayırmadığımızda hesabı yalnızca para olarak ödemiyoruz. Arkadaşımızla buluşmayı erteliyoruz, evdekilerle konuşmaya hâlimiz kalmıyor. Bir süre sonra bundan şikâyet edip yine aynı şekilde devam ediyoruz.
Eskiden birini merak ettiğimizde arardık. Şimdi son paylaşımına bakıyoruz. Bir fotoğraf koymuşsa iyi olduğunu düşünüyoruz. Oysa o fotoğraftan işinin nasıl gittiğini, evde bir sıkıntısı olup olmadığını anlayamayız. Sorup konuşmadığımız sürece bilmiyoruz.
Aynı evin içinde de birbirimiz hakkında böyle eksik bilgilerle yaşayabiliyoruz. Sabah çıkarken birkaç söz, akşam yemek sırasında birkaç soru. Sonra herkes kendi ekranına bakıyor. Günler sonra önemli bir şey duyup “Bana niye söylemedin?” diyoruz. Belki söylemeye çalıştı. Biz o sırada başka bir şeye bakıyorduk.
Dünyanın öbür ucundaki bir olay hakkında uzun uzun konuşabiliyoruz. Yanımızda çalışan kişinin birkaç gündür neden durgun olduğunu sormak ise aklımıza gelmeyebiliyor. Bazen de ne olduğunu biliyoruz. Haksızlığa uğradığını görmüşüz, söyleyecek bir sözümüz var. Ama iş uzamasın, başımız ağrımasın diye susuyoruz. Sonra konu kapanıyor; haksızlığa uğrayan kişi aynı yerde çalışmaya devam ediyor.
Vicdan üzerine konuşurken böyle durumlar pek aklımıza gelmiyor. Kendimizi yardım edeceğimizden, itiraz edeceğimizden emin olduğumuz olaylarla düşünüyoruz. Günlük hayatta ise acelemiz, işimiz, çekincelerimiz oluyor. Söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki farkı her zaman görmek istemiyoruz.
Pazar günü biraz daha geç kalkınca, işe gitmeyince vakit açılıyor. Fakat o vakit de kolayca doluyor. Alışverişe çıkıyoruz, evdeki işleri yapıyoruz, telefona bakıyoruz. Akşam bir arkadaşımız aklımıza geliyor. Saat geç oldu diye aramıyoruz.
Hafta içinde “Pazar günü uğrarım” dediğimiz kişi bizden haber beklemiş olabilir. Belki çayı koymuştur, belki dışarı çıkmayı ertelemiştir. Bizim başka işler arasında unuttuğumuz ziyaret, onun günündeki tek plan olabilir.


