
Gayrimüslim Avrupa'ya övgü...!
"Avrupa sınırları kaldırıp çocuklarını buluştururken, biz aynı inancın coğrafyasında hangi duvarların ardında birbirimize yabancılaştık?" Turgut Akça yazdı..
Oğlum, Erasmus (Avrupa Birliği Öğrenci Değişim Programı) kapsamında birkaç gündür Hollanda'da.
Pazar günü saat 10.00 gibi Almanya'ya uçtular. Araç kiralayıp Hollanda'ya geçtiler ve göl kenarında bir eve yerleştiler. Akşamüzeri yürüyerek Belçika'ya geçip market alışverişi yaptılar. Belçika'dan aldıklarını Hollanda'da pişirip yediler. Üç beş saat içinde üç ülkeye ayak bastılar. Hollanda'da aldıkları abdestin namazını Belçika'da, Almanya'da ya da Fransa'da kılabiliyorlar.
Evin salonundan oturma odasına, oradan mutfağa geçmek gibi bir şey Avrupa'da ülkeler arası seyahat. Bir sınır emaresi yokmuş, İstanbul'dan Tekirdağ'a geçmek gibi bir şey sanırım.
Şimdi ben kalksam Kadim İran medeniyetinin tarihî, kültürel zenginliklerini yerinde görmek, Şiraz'ın İrem Bağları'nda gezinmek için İran'a seyahat etsem, İran Şii.
Dicle'nin iki yakasına kurulan, İslam'ın altın çağına ev sahipliği yapmış, Medinetü's-Selâm (Esenlik Şehri) diye anılan, seyyahların “yeryüzünün cenneti” olarak niteledikleri Bağdat'a gitmek istesem, Irak Kürt ve Sünni, Irak bize çok ırak. Dünyanın kesintisiz olarak en uzun yaşanmış, en eski şehirlerinden 7 kapılı şehre, Şam-ı Şerif'e seyahat etmek istesem, Suriye Arap...!
Kim kesti bu kimlikleri bize, bu deli gömleğini kim giydirdi...?
Yani demem o ki; ailenle aracına binip Avrupa'nın derinliklerine seyahat edebiliyorsun, bu size bir tedirginlik yaşatmıyor. Zaten gurbetçilerimiz yıllardır gelip gidiyorlar.
Ama Mekke'ye gitmek için epeyce bir yürek yemiş olmanız lazım, öyle değil mi...?
Bir taraf gayrimüslimlerin yaşadığı coğrafya, bir taraf El-Emin Peygamber'in ümmetinin yaşadığı, İslam'ın zuhur ettiği topraklar.
Avrupa'nın şehirlerine, başkentlerine güven içinde seyahat edebilirken; bu tarafta can güvenliğiniz yok, mal güvenliğiniz yok, ırz ve namus güvenliğiniz yok. Buradan Mekke'ye kadar onlarca cephe var. Akşamdan sabaha yeni cepheler açılıyor.
Göç var, açlık var, fakirlik diz boyu, zenginlik, lüks, israf hak getire bu coğrafyada. Her yer savaş alanı, bir kör kurşuna gitmeniz işten bile değil. Dinin koruma altına aldığı kutsal emanet canlarını kurtarmak amacıyla Avrupa'ya kaçmak zorunda kalmaları, denizlerde boğularak telef olmaları ne acı bir son bu coğrafyanın insanı için.
Avrupa, mezhep kavgalarını 1600'lerde, bugüne göre erken dönemde vermiş. Tarihe 30 Yıl Savaşları olarak geçen savaşlar 8 milyon insanın canına mal olmuş. Bizim kavgamız, iman ettiğimiz dinin peygamberi toprağa konduğu günden beri devam ediyor, ölülerimizi saymaya rakamlar kifayet etmiyor.
1400 yıl evvelki kavgaların kinini güdüyoruz. Ne pahasına olursa olsun nesilden nesile sürgit devam ediyor, bitmeyen bir kan davası bizimki.
Türkiye, İzlanda ve Portekiz gibi birkaç ülkenin lise düzeyindeki talebeleri bir araya geldi Hollanda'da. Tanıştılar, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulundular, yeni beceriler üzerinde çalıştılar, iletişim bilgilerini aldılar, bir kısmı devam ettirecek bu iletişimi.
Haydi; Müslüman coğrafyanın çocuklarını Semerkant'ta, Buhara'da, Tebriz'de, Tahran'da, Bağdat'ta, Şam'da, Kahire'de, Trablusgarp'ta, Mekke'de, Medine'de bir araya getirelim desek, mıknatısın birbirini iten aynı kutupları gibi bizi hangi güç bir araya getirebilir?
Bu anlamsız, saçma duvarları kim ördü, cetvelle bu muzır sınırları kim çizdi, bu duvarların ardında hangi ekonomik, hegemonik, sosyal ve siyasal cinayetler işleniyor? Kim bu duvarlara hâlen taş ve harç taşıyor? Bu dini, din üzerinden bizi kim yozlaştırıyor, bundan kimler nemalanıyor?
Bu coğrafyada hayatı ayrışma ve çatışma üzerine ikame edip üretkensizliğe, tembelliğe kim itiyor bizi? Bir taraftan fakirliğe övgü, diğer tarafta zevk sefa, zıtlıklar dünyası bu topraklar. Şimdi söyleyin bana; bu çocuklara hangi hikâyeyi anlatacağız biz, kavgalarımıza onları nasıl ikna edeceğiz?
Dünyanın kesintisiz olarak eğitim veren en eski üniversitesini 859 yılında Fas'ın Fes şehrinde Fatıma el-Fihri adında bir Müslüman kadın kurmuş. Karaviyyîn Üniversitesi'ni UNESCO da dünyanın faal olan en eski yükseköğretim kurumu olarak kabul etmiş. 750'de Bağdat'ta üniversite var, Avrupa ancak 1080'lerde tanışıyor üniversiteyle.
“Erasmus için; 2021-2027 yılları arasında uygulanan eğitim, gençlik ve spor alanlarını kapsayan Avrupa Birliğinin hibe programıdır. Erasmus+ Programı ile kişilere, yaş ve eğitim geçmişlerine bakılmaksızın yeni beceriler kazandırılması, onların kişisel gelişimlerinin güçlendirilmesi ve istihdam olanaklarının artırılması amaçlanmaktadır. Erasmus+ Programının 2021-2027 yılları için tüm Avrupa'daki bütçesi 28,4 milyar avrodur.” diyor Türkiye Ulusal Ajansı.
Kim bu Erasmus...! Çocukların kaldığı o evlerin karşısındaki gölün etrafına; o pet şişeleri, o plastik kap kacağı, o market poşetlerini, o alkol şişelerini, o gazoz şişelerini, izmaritleri kim attı...!
Bangır bangır “Kâbe'de Hacılar...” ilahisini kim söylüyor, içip içip sabaha kadar kim anırıyor gölün kenarında...!


