
Değişen gençlik mi, değişen dünya mı?
Gençlerin bizi anlamasını beklerken biz onları anlamak için ne kadar gayret gösteriyoruz? " Mehmet Yüksel yazdı..
Her nesil, kendisinden sonra gelen nesli anlamakta bir ölçüde zorlanmıştır. Büyükler çoğu zaman gençlerin davranışlarından, tercihlerinden, hayata bakışlarından ve değerlerinden şikâyet etmişlerdir. Günümüzde de benzer yakınmaları sıkça duyuyoruz: “Gençler çok değişti”, “Eskiden böyle değildi”, “Yeni nesil sorumluluk almak istemiyor”, “Gençler artık hiçbir şeyi beğenmiyor.”
Peki, gerçekten gençlik mi değişti? Yoksa gençlerin içinde doğup büyüdükleri dünya mı başkalaştı?
Bu soruya cevap aramadan gençlik üzerine yapılacak değerlendirmelerin eksik kalacağı kanaatindeyim.
Bugünün gençleri, önceki kuşaklardan oldukça farklı bir dünyaya gözlerini açtılar. Teknolojinin hayatın bütün alanlarına nüfuz ettiği, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı, iletişim araçlarının olağanüstü geliştiği, kültürel sınırların giderek belirsizleştiği bir ortamda yetişiyorlar.
Onların dünyasında mesafeler kısaldı, seçenekler çoğaldı, imkânlar genişledi. Fakat aynı zamanda rekabet arttı, belirsizlikler derinleşti ve hayat daha karmaşık hâle geldi.
Bir genç, elindeki telefonla dünyanın en önemli kütüphanelerine ulaşabiliyor. Başka ülkelerdeki üniversitelerin derslerini takip edebiliyor. Yapay zekâ teknolojilerinden yararlanabiliyor. Yabancı dil öğrenebiliyor, sanatla, bilimle ve farklı kültürlerle tanışabiliyor.
Bütün bunlar geçmiş nesillerin sahip olmadığı önemli imkânlardır.
Ancak meselenin bir de diğer yüzü var.
Bu kadar çok iletişim imkânına rağmen yalnızlık yaşayan, sayısız bilgi kaynağına rağmen zihinsel karmaşa içinde bulunan, her gün yüzlerce insanın hayatını izlediği hâlde kendi hayatından memnuniyet duymayan gençlerle karşılaşabiliyoruz.
Demek ki imkânların çoğalması, insanın huzurunun ve mutluluğunun aynı ölçüde artacağı anlamına gelmiyor.
Gençliği yargılamadan önce anlamak
Gençlik üzerine konuşurken yaptığımız önemli hatalardan biri, gençleri kendi yaşadığımız dönemin şartlarıyla değerlendirmemizdir.
Oysa bugünün genci bizim gençliğimizde karşılaşmadığımız pek çok meseleyle karşı karşıya.
Bizim zamanımızda bilgiye ulaşmak zahmetliydi. Bugün ise bilgiye ulaşmak kolay, doğru bilgiyi yanlıştan ayırmak zor.
Bizim zamanımızda sosyal çevre büyük ölçüde mahalle, okul, aile ve yakın arkadaşlarla sınırlıydı. Bugün gençler dünyanın farklı bölgelerindeki insanların düşüncelerinden, davranışlarından ve hayat tarzlarından etkilenebiliyor.
Bizim gençliğimizde toplumun başarıya ilişkin beklentileri daha sınırlı ve belirliydi. Bugün gençlerden iyi bir eğitim almaları, birkaç dil bilmeleri, meslek sahibi olmaları, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları ve bütün bunları mümkün olduğunca erken gerçekleştirmeleri bekleniyor.
Bu yoğun beklentilerin gençlerin iç dünyasında nasıl bir baskı oluşturduğunu anlamaya çalışıyor muyuz?
Gençlere sürekli sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Peki onların korkularını, hayal kırıklıklarını, gelecek kaygılarını ve umutlarını ne kadar dinliyoruz?
Bir gencin ne yaptığını bilmekle neden öyle davrandığını anlamak arasında önemli bir fark vardır.
Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, işte bu ikinci bakış açısıdır.
Gençlik yalnızca biyolojik bir dönem değildir
Gençlik, insanın bedensel gelişiminin yanında kimliğini, kişiliğini, değerlerini ve hayata ilişkin düşüncelerini oluşturmaya çalıştığı önemli bir dönemdir.
Gelişim psikolojisinin üzerinde durduğu temel konulardan biri, özellikle ergenlik döneminde belirginleşen kimlik arayışıdır.
Genç insan kendisine şu soruları sorar:
“Ben kimim? Hayattan ne bekliyorum? Nasıl bir insan olmak istiyorum? Hangi değerlere inanıyorum? Toplumda nasıl bir yer edineceğim?”
Bu soruların sorulması bir problem değil, kişilik gelişiminin doğal bir parçasıdır.
Bazen yetişkinlerin itiraz olarak değerlendirdiği davranışların arkasında, gencin bağımsız bir şahsiyet oluşturma çabası bulunabilir.
Elbette bu durum, gençlerin her davranışının doğru veya kabul edilebilir olduğu anlamına gelmez. Ancak bir davranışı değerlendirirken onun psikolojik ve sosyal arka planını da hesaba katmak gerekir.
Ailelerin, eğitimcilerin ve din görevlilerinin gençlerle kuracağı ilişkide bu gerçeği dikkate almaları büyük önem taşımaktadır.
Sonuç yerine: Gençleri anlamaya hazır mıyız?
Gençlerin değiştiği doğrudur. Fakat değişen yalnızca gençler değildir.
Dünya değişiyor, aile ilişkileri değişiyor, iletişim biçimleri değişiyor, ekonomik ve toplumsal şartlar değişiyor.
Böylesine büyük bir dönüşüm yaşanırken gençlerin bundan etkilenmemesini bekleyemeyiz.
Sürekli geçmişi özleyerek ve bugünün gençlerinden şikâyet ederek bir sonuca ulaşamayız.
Gençleri anlamaya çalışmak, onların her davranışını onaylamak anlamına gelmez. Ancak onları anlamadan doğru bir rehberlik sunmamız da mümkün değildir.
Belki de kendimize sormamız gereken ilk soru şudur:
Gençlerin bizi anlamasını beklerken biz onları anlamak için ne kadar gayret gösteriyoruz?
Devam edecek…
Bir sonraki yazımızda İslam'ın gençliğe bakışını, Hz. Peygamber'in gençlere duyduğu güveni ve gençlere sorumluluk vermenin önemini ele alacağız.


