
Payına Sabır Düşenler
Bayram Ali Akyüz yazdı..
Züğürt Ağa’da köy sandığı açılır. Ağanın adayına yalnızca bir oy çıkmıştır. Köylüler, kendilerine cennetten tapu vaat eden Şıh’ın gösterdiği adaya oy vermiştir. Ağa öfkelenir: “Ulan, dünya tapusu alamadınız mı?” Kahya cevap verir: “Onlar çoktan dağıtıldı.”
Sahneye güleriz. Kahyanın ne dediğini de gayet iyi anlarız.
Bir arkadaşım cebinden 150 milyon lira nakit koyup sanayi tesisi kurdu. Borçlanmadı. Tesis tamamlandı, üretim başladı. Fakat piyasanın nakit açısından en zor dönemine denk geldi. Parası tesise bağlandı; işletmeyi çevirecek sermayesi kalmadı. Şimdi kurduğu tesisi ayakta tutmaya çalışıyor. İnşallah başaracak.
Bir hanımefendi ise eşiyle birlikte aynı miktarda para yatırıp dört ayda iki milyar lira geri aldı.
Arkadaşım dün aradı. Hasan Celal Güzel’in bir yazısının başlığını hatırlatıp “Ben ne enayiymişim abi!” dedi. Anaparasını geri almayı düşünmek bir yana, üretimi sürdürebilmek için nakit bulması gerekiyor. Elektrik faturası makineyle ödenmiyor.
Borçsuz tesis kuran birinin nakit sıkıntısı çekmesi ilk bakışta anlaşılmayabilir. Oysa tesisi kurmakla onu çalıştırmak ayrı işler değil.
Makineye ve binaya harcanan para, üretim başladığında kasada durmaz. Arkadaşımın bugün bir tesisi var; o tesiste üretime devam etmek için kullanacağı paraya da ihtiyacı var.
Üç yıldır yatırdığı parayı çok rahat üçe katlardı. Ama endüstri mühendisi olan bu arkadaş çocukluğundan beri bu hayalinin peşinden koşuyor ve hâlâ da koşuyor.
Bu iki insan aynı mefkûreye bağlı. Aynı değerlerden söz ediyorlar.
Arkadaşımın sorusu bu yüzden yalnızca kazanç farkıyla ilgili değil. Üretime para koymanın değerli olduğu söylenirken önünde duran iki sonuca bakıyor: Kendisi tesisini ayakta tutmaya uğraşıyor; ötekinin yatırımı dört ayda çok büyük bir getiri sağlamış.
Bu tabloya bakıp soru sormayalım mı?
Kredi alamayan ya da çok yüksek oranlarla kredi alıp ayakta durmaya çalışan bu insanlara bu haksızlık değil mi?
Piyasa şartlarına direnmeye, üretmeye çalışan bu insanların moralini yerle bir etmeye kimin hakkı var?
Hanımefendinin yatırdığı paranın hangi işte değerlendirildiğini, getirinin hangi koşullarda oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz; anlıyoruz da.
Ama bu ölçekte bir kazancın nasıl elde edildiğini sormak, bu idealist arkadaşlara karşı vazifemiz değil mi?
İşin riski neydi?
Bu imkâna kimler ulaşabiliyordu?
Bunları açıkça bugün konuşmayacaksak ne zaman konuşacağız?
Arkadaşımın yatırımındaki her kararın doğru olduğunu da iddia etmiyorum. Sanayici kötü bir zamana denk gelebilir, hesabını yanlış yapabilir. Bunlar tartışılır.
Fakat üretim yapanın sıkıntısını hemen kendi tercihleriyle açıklayıp başka yerdeki büyük getirinin koşullarını merak etmemek, emeğe büyük haksızlık değil mi?
Bu ülkede yirmi yaşından itibaren bir gün çalışmamış, sadece makam işgal etmiş, sabah dükkân açmamış, fabrika inşaatının tozunu yememiş, bir kuruş vergi ödememiş, onca makamdan makama koşan bu insanların imtiyazı nedir?
Biz üretimi övmeyi seviyoruz. Fabrika açılınca seviniyor, yatırım haberini başarı sayıyoruz. İş üretimin sürmesine gelince aynı ilgiyi göstermiyoruz.
“Piyasa şartları” cevabı arkadaşımın durumunu tarif eder; onun sorusunu cevaplamaz. O şartların içinde hangi işlerin rahatça kazandığına da bakmak gerekir.
Çünkü insanlar paralarını nereye yatıracaklarına konuşmaları dinleyerek karar vermiyor. Önlerindeki sonuçlara bakıyorlar.
Bir konuşmada birisi bana “Yahudiler ticarette bizden mahir” dedi. “Asla,” dedim. “Paraya ulaşmak bizde de bu kadar rahat olsa, hassasiyetlerimiz olmasa onlar bir hiç.” Ama ülkemizde onlara ayak uyduranlarla da başa çıkılmıyor!
Sanayi tesisi kuranın işletme sermayesi aradığını, başka bir yatırımın dört ayda katlandığını görüyorlar. Sonra üretime daha çok para gitmesini istiyoruz.
Neden gitsin?
Bu soruya, üretimden övgüyle söz etmek dışında bir cevap verebiliyor muyuz?
Züğürt Ağa’daki kahya “Onlar çoktan dağıtıldı” diyordu. Arkadaşım dün kendi parasıyla kurduğu tesisten arayıp “Ben ne enayiymişim abi!” dedi.
Üretime yatırım yapan bir insan kendisine bu soruyu soruyorsa dünya tapularının nasıl dağıtıldığını konuşmanın tam zamanıdır.


