
İnsan yükseldikçe neden eski sözlerini unutur?
Çünkü insanı yükselten şey konumu olabilir; ama onu tutarlı kılan şey karakteridir. İlhan Sencer yazdı..
Bir profesör derste öğrencilerine şöyle demiş:
“İnsan yükseldikçe söylediklerinde tutarsızlık artar. Çünkü zihin, hakikati ifade etmekten çok bulunduğu yeri korumaya odaklanır.”
Sınıfta söylendiğinde üzerine birkaç dakika konuşulup geçilecek bir cümle gibi duruyor. Fakat eve giderken aklınızda kalıyor. Çünkü bir profesörün teorisinden çok, hepimizin gözünün önünde defalarca yaşanmış bir şeyi anlatıyor.
Dün “Bu kabul edilemez” diyen biri, bugün aynı şeyi yapıyor. Bir zamanlar hesap soran, şimdi kendisine yöneltilen soruları haksızlık sayıyor. Muhalefetteyken ilke olarak savunulan bir şey, yetki ele geçince “şartların gereği” oluveriyor. Sadece siyasette de değil. Bir kurumun başına geçen yönetici, eskiden şikâyet ettiği uygulamayı sürdürürken bulabiliyor kendini. Söz sahibi olan bir akademisyen, gençliğinde talep ettiği özgürlüğe başkaları ihtiyaç duyduğunda daha az hevesli davranabiliyor.
Bunları görünce verdiğimiz ilk hüküm genellikle şu: “Demek ki hiçbir zaman samimi değildi.”
Bazen gerçekten öyledir. Bazı insanlar ilk günden beri hangi sözün kendilerine ne kazandıracağını hesaplayarak konuşur. Ama bütün hikâyeyi bununla açıklarsak, daha önemli ve daha ürkütücü ihtimali kaçırırız. İnsan samimi olduğu bir düşünceden de uzaklaşabilir. Üstelik bunu kendisine ihanet ediyormuş gibi hissetmeden yapabilir.
Çünkü yükselmek yalnızca daha fazla imkâna kavuşmak değildir. Daha fazla şey kaybedebilecek hâle gelmektir.
Bir makamınız olduğunda artık yalnızca kendi fikrinizi söylemezsiniz. Söylediğiniz sözün çevrenizdeki insanlara, kurduğunuz ilişkilere, gelecekteki ihtimallere etkisini de düşünürsünüz. İtibarınız vardır. Beklentiler vardır. Sizinle birlikte yükseldiğini düşünenler, size güvenenler, sizden bir şey isteyenler vardır. Bütün bunların ağırlığı altında insanın zihninde yeni bir soru belirir: “Doğru olan ne?” sorusundan hemen sonra, bazen de ondan önce, “Bunu söylersem yerim ne olur?” sorusu gelir.
Bu soruyu sormak tek başına bir karakter kusuru sayılmaz. Sorumluluk taşıyan biri sözünün sonuçlarını da düşünmelidir. Fakat sonuç hesabı sürekli olarak hakikatin önüne geçtiğinde başka bir şey başlar. Önce bir cümle yumuşatılır. Sonra bir konuda konuşmak için “uygun zaman” beklenir. Ardından dün yanlış bulunan davranış için bugün bir istisna keşfedilir. Bir süre sonra istisnalar çoğalır; eski ilkeler ise ancak başkaları hatırlattığında akla gelir.
İşin ilginç yanı, insan çoğu zaman kendisine “Ben değiştim” demez. “Şartlar değişti” der.
Elbette şartlar değişir. Yeni bilgi ediniriz, daha önce görmediğimiz güçlükleri görürüz. Dünkü fikrimizin eksik olduğunu anlayıp onu değiştirmek tutarsızlık değildir. Hatta gerektiğinde fikir değiştirebilmek, düşünmenin bir parçasıdır. Fakat değişen yalnızca kişinin bulunduğu yerken, değişenin şartlar olduğunu söylemek pek ikna edici olmaz.
Bunu anlamak için basit bir soru yeterli: Aynı şeyi bugün, bulunduğumuz makamı kaybetme ihtimali olmadan da savunur muyduk? Dün başkası yaparken yanlış dediğimiz şeye, bugün kendi adımız karıştığında da aynı adı verebilir miyiz?
Bu soruların cevabı her zaman rahatlatıcı olmayabilir. Belki de tam bu yüzden değerlidirler.
Profesörün cümlesi, yüksekteki herkesin kaçınılmaz olarak ikiyüzlü olacağını söylemiyor. Daha çok, yüksekliğin insana kurduğu tuzağı gösteriyor. Aşağıdayken ilke sahibi olmak görece kolaydır; ilkenin bedelini çoğu zaman başkaları öder. Yukarı çıktığınızda ise kendi kararınızın, kendi çevrenizin, bazen kendi konumunuzun aleyhine konuşmanız gerekir. İlkenin gerçekten ilke olup olmadığı da orada anlaşılır.
Bu yüzden tutarlılık, hiç yanılmamak ya da hayat boyu aynı cümleyi tekrarlamak değildir. Yanıldığında bunu söyleyebilmek; çıkarın değiştiğinde hakikatin de kendiliğinden değişmediğini kabul edebilmektir. En önemlisi, başkalarına uyguladığın ölçüyü kendine de uygulamaktır.
Makam insanı yükseltebilir. Orada ne kadar kalacağına şartlar, ilişkiler ve bazen şans karar verir. Fakat yüksekteyken söylediği sözün arkasında durup duramayacağına, sonunda yine kendisi karar verir.


