Deneme

İnsan sorununu başarıyla çözdük

"Bir şeyin değerini hesaplayamadık: İnsanın." Umut Özgürleş yazdı..

18 Ekim 20264 dk okuma

Sayın gelecek kuşaklar,

Size gururla bildiririz:

İnsan sorununu nihayet çözdük.

Uzun yıllar boyunca şehirlerimizin en büyük problemi insandı. Yürüyor, oturuyor, çocuklarını sokağa çıkarıyor, yaşlılarını kapının önünde güneşlendiriyor, ağaç dikiyor, komşusuyla konuşuyor ve en kötüsü de hiçbir ücret ödemeden gökyüzüne bakıyordu.

Bu sürdürülebilir değildi.

Önce toprağı değerlendirdik.

Üzerinde yalnızca ağaç bulunan arsaların ekonomik verimliliğinin son derece düşük olduğunu fark ettik. Bir ağacın altında en fazla üç beş insan oturabiliyordu. Oysa aynı yere kırk katlı bir bina dikildiğinde yüzlerce bağımsız bölüm satılabiliyordu.

Ağacın bu rekabet karşısında hiçbir şansı yoktu.

Kendisine teşekkür edip kestik.

Sonra meydanları ele aldık.

İnsanların hiçbir şey satın almadan oturabildiği bu alanların ekonomiye katkısı kabul edilemez seviyedeydi. Yerlerine kafeler yaptık.

Artık vatandaşımız oturmak istediğinde önce sipariş veriyor.

Böylece dinlenmeyi bile ekonomik faaliyete dönüştürdük.

Büyük başarı.

Çocukları da unutmadık.

Eskiden sokakta oynuyorlarmış.

Son derece kontrolsüz.

Top nereye gider belli değil, çocuk kiminle arkadaş olur belli değil, üstü başı kirlenebilir.

Biz meseleyi bilimsel yöntemlerle çözdük.

Çocuğu sitenin etrafı çitle çevrili, kamerayla izlenen on sekiz metrekarelik kauçuk zemine aldık.

Adına da “çocuk yaşam alanı” dedik.

Çünkü bir şey küçüldükçe adını büyütmek çağdaş şehircilikte temel prensiptir.

Ev küçülür:

“Rezidans.”

Balkon kaybolur:

“Fransız balkon.”

Ağaç kalmaz:

“Peyzaj konsepti.”

Mahalle biter:

“Yaşam merkezi.”

İnsan yalnızlaşır:

“Mahremiyet.”

Borçlanır:

“Yatırım.”

Ömrünün yirmi yılını bankaya verir:

“Ev sahibi.”

Dil konusunda gerçekten büyük ilerleme kaydettik.

Bir süre sonra insanların iş yerlerine ulaşmakta zorlandığını fark ettik.

Çözüm basitti:

Daha fazla yol yaptık.

Yollar doldu.

Biraz daha yol yaptık.

Onlar da doldu.

Sonra daha geniş yollar yaptık.

Onlar da dolunca vatandaşın otomobilini değiştirmesini teşvik ettik.

Bugün insanlarımız son teknoloji araçlarının içinde son derece konforlu biçimde hareketsiz durabiliyor.

Eskiden insan bir yere gidemediğinde buna “mahsur kalmak” denirmiş.

Biz buna “yoğun trafik” diyoruz.

Medeniyet biraz da doğru kelimeyi seçme sanatıdır.

Çalışma hayatında da insanı büyük ölçüde gereksiz ayrıntılardan kurtardık.

Sabah geliyor.

Kartını okutuyor.

Bilgisayarını açıyor.

Şifresini giriyor.

Mesajlarını cevaplıyor.

Toplantıya giriyor.

Toplantıdan çıkıp başka toplantıya giriyor.

Günün sonunda sistem kendisine “Bugün nasılsın?” diye küçük bir anket gönderiyor.

Çünkü artık insanın hâlini insan değil, yazılım soruyor.

Üstelik seçenekleri de hazır:

Çok iyi.

İyi.

Orta.

Kötü.

İnsanın “Neden böyle yaşıyorum?” seçeneğini işaretlemesine henüz teknik altyapımız izin vermiyor.

Konut meselesinde ise çağ atladık.

İnsanları birbirine yaklaştırdık.

Alt alta.

Üst üste.

Yan yana.

O kadar yaklaştırdık ki artık yüzlerce aile tek bir beton kütlenin içinde yaşayabiliyor.

Fakat birbirlerini tanımıyorlar.

Bu da sistemimizin en büyük başarısıdır:

Mesafeyi ortadan kaldırıp yakınlığı yok ettik.

Eskiden komşuluk denilen zahmetli bir uygulama varmış.

İnsanlar birbirlerinin kapısını çalıyor, yemek götürüyor, hastasını soruyor, cenazesine gidiyormuş.

Biz bunların büyük bölümünü apartman WhatsApp grubuna taşıdık.

Artık komşularımızla çok daha verimli iletişim kuruyoruz:

“34 numaralı araç kimin?”

“Üst kattan ses geliyor.”

“Asansöre çöp suyu dökülmüş.”

“Aidatını yatırmayanlar yönetime bildirilecektir.”

Toplumsal dayanışmayı dört mesajda özetledik.

Elbette bütün bu ilerlemenin bir bedeli oldu.

İnsanlarımız biraz yoruldu.

Biraz öfkelendi.

Biraz yalnızlaştı.

Biraz borçlandı.

Biraz da neden yaşadığını unuttu.

Fakat bunlar kalkınma sürecinde normaldir.

Önemli olan göstergelerdir.

Metrekare fiyatı yükseliyorsa şehir değerlidir.

Kule sayısı artıyorsa şehir gelişmiştir.

AVM doluysa ekonomi canlıdır.

Yollar tıkalıysa herkesin arabası vardır.

Herkesin borcu varsa herkesin malı vardır.

Herkes yorgunsa herkes çalışıyordur.

Herkes susuyorsa herkes memnundur.

Böylece medeniyetimizin en ileri aşamasına ulaştık:

İnsan artık mutsuzluğunu bile başarı göstergesi sanıyor.

Arada bazıları başını kaldırıp “Bütün bunların içinde adalet nerede?” diye soruyor.

Onlara şehir planında böyle bir alan ayrılmadığını nazikçe bildiriyoruz.

Park var.

Otopark var.

Rezidans var.

Ofis var.

AVM var.

Adalet için uygun parsel bulunamadı.

Zaten imar açısından da biraz sorunlu bir kavram.

Fazla yayılıyor.

Sınır tanımıyor.

Emsale uymuyor.

En kötüsü de herkese eşit güneş istiyor.

Bu şartlarda ruhsat vermemiz mümkün değil.

Sayın gelecek kuşaklar,

Size kusursuz bir şehir bırakıyoruz.

Her şeyin fiyatını hesapladık.

Toprağın.

Evin.

Arabanın.

Vaktin.

Manzaranın.

Suyun.

Sessizliğin.

Hatta mezarın bile.

Yalnız bir şeyin değerini hesaplayamadık:

İnsanın.

Onu da zaten hesaba katmadık.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Deneme
Serhat Demiroğlu18 Ekim 20263 dk okuma

Ölüm bir kurtuluş mudur?

Deneme
Metin Kondel17 Ekim 20263 dk okuma

Bozkır'ın çingene festivalleri

Deneme
Metin Kondel14 Ekim 20264 dk okuma

Şamanlık, Budizm, Petro-Dolar Şeyhleri ve Siyonizme Karşı Yemen'in Gatı