
Kalp ile Beyin Arasında
"Çünkü insan bazen neyin doğru olduğunu bilir ama kalbinin istediğine inanmayı seçer." Nehir Aksel yazdı..
İnsan bazen kalbinin söylediklerine öyle inanır ki kendi aklını bile salak yerine koyar.
İnsan bazen doğru bildiğinin tersini yapar. Üzerinde uzun uzun düşündüğü bir kararı bir anda değiştirir, önemsemediği bir söze beklenmedik bir tepki verir. O an yaptığını haklı bulur, sonrasında ise neden öyle davrandığını kendisi de anlamakta zorlanır. Çünkü insan bazen neyin doğru olduğunu bilir ama kalbinin istediğine inanmayı seçer.
Lügatimizde “Kalbin yüzünden beyni salak zannetmek” diye bir söz vardır. Duyguların düşüncelerimizi nasıl etkilediğini anlatan ilginç bir ifadedir. Özellikle öfkelendiğimizde, sevdiğimizde veya kırıldığımızda aklımızın söylediklerini önemsemeyiz. Ağzımızdan çıkan sözlerin nereye varacağını hesaplamayız. Sonra dönüp baktığımızda kendimize “Ne saçmalamışım!” deriz.
Oysa saçmaladığımızı düşündüğümüz anların da kendince bir açıklaması vardır. Kaybetmekten korkmuş, gereğinden fazla umutlanmış veya bir davranışı yanlış yorumlamış olabiliriz. Kalp yaşananların bizde bıraktığı etkiyle ilgilenirken beyin olayın nedenini araştırır. Ancak insan her zaman gerçeği öğrenmeye istekli değildir. Bazen inanmak istediği şeyin doğru çıkmasını bekler.
Sevdiğimiz birinin yanlışını kabul etmekte zorlanmamız bundandır. Bize söylenen bir sözü günlerce düşünür, hiç söylenmemiş anlamlar çıkarırız. Bir sessizliği ilgisizlik, küçük bir yakınlığı büyük bir sevgi sanabiliriz. Karşımızdakinin ne düşündüğünü bilmeden kendi içimizde hükümler veririz. Üstelik bu hükümlerin çoğunda geçmişte yaşadıklarımızın da payı vardır.
İnsan yalnızca karşısındakini değil, kendisini de yanlış değerlendirebilir. Kızgınken söylediği sözleri haklı bulur, sakinleştiğinde aynı sözlerden rahatsız olur. Bazen özür dilemek gerektiğini bilir ama gururu buna izin vermez. Bazen de bir ilişkinin kendisine zarar verdiğini görür, yine de uzaklaşamaz. Bilmekle yapabilmek arasındaki mesafe sanıldığından uzundur.
Bütün bunlara rağmen duyguları insanın kararlarını bozan bir kusur gibi görmek doğru değildir. Sevgi, merhamet, vicdan ve özlem hayatımızın önemli parçalarıdır. İnsan sevdiği birinin acısını paylaşırken bunun kendisine ne kazandıracağını hesaplamaz. Bir haksızlığa karşı çıkarken de her zaman kişisel çıkarını düşünmez. Duygularımız olmasaydı pek çok davranışımızın insani tarafı eksik kalırdı.
Aklın görevi ise hissettiklerimizi yok saymak değildir. Onların bizi nereye götürebileceğini anlamamıza yardımcı olmaktır. Her kırgınlığın bir haksızlıktan kaynaklanmadığını, her korkunun gerçek bir tehlikeye işaret etmediğini düşünmemizi sağlar. Gerektiğinde kendi yorumlarımızdan şüphe etmemizi ister.
Burada önemli olan, duygularımızı inkâr etmeden davranışlarımızın sorumluluğunu alabilmektir. Öfkelenmek başka, öfkeyle birini incitmek başkadır. Sevmek başka, sevdiğimiz kişinin bütün yanlışlarını mazur görmek başkadır. İnsan hissettiklerini her zaman seçemeyebilir ama onlarla ne yapacağını düşünme imkânına sahiptir.
Kalp ile beynin her konuda anlaşmasını beklemek boşunadır. Zaten insanın kendisini tanıması biraz da bu anlaşmazlıkları fark etmesiyle mümkündür. Kendi duygusunu sorgulayabilen, düşüncesinin de yanlış olabileceğini kabul eden insan daha az acele eder.
Sonuçta kalbin yanılması da aklın eksik düşünmesi de mümkündür. Asıl saçmalık, birini haklı çıkarmak uğruna ötekini salak zannetmektir.


