
İhtilafın Bereketinden Şikâyet Kültürüne
Evren Sezgin yazdı..
İslam dünyası ne zaman ayağa kalkmaya, kendi medeniyetini yeniden ihya etmeye niyetlense karşısına hep aynı devasa duvar çıkıyor: dinî ve siyasi ihtilaflar.
Asırlardır süren iç çekişmelerin hafızamızda bıraktığı acı izler yüzünden “ihtilaf” kelimesini duyduğumuz an irkiliyoruz. Peki, sorun gerçekten farklı düşünmek mi, yoksa farklı düşünmeyi becerememek mi?
Aslında ihtilaf bizatihi kötü bir şey değildir. İlk Müslüman nesiller, görüş ayrılıklarını bir kavga sebebi değil, ümmete bereket ve canlılık getiren bir zenginlik olarak görmüşlerdi.
Çünkü onların ihtilafı alçak gönüllülüğe, samimi bir fikrî arayışa ve ciddi bir emeğe dayanıyordu.
Bugün ise ihtilafta uzlaşma becerisini ve ahlakını kaybettiğimiz için ayrılıklar bizi büyüteceğine bölüyor, enerjimizi yutuyor.
Biz içeride birbirimizle didişirken Batı zihniyeti kendi değerlerini küreselleştirip dünyayı güdümüne almaya devam ediyor.
Son elli yıldır dinin sosyal davranışlar üzerindeki etkisini derinlemesine araştıran Batı, örgütlü bir güçle ilerlerken Batı dışındaki kültürler hızla geriliyor.
Bu tablo karşısında bizim payımıza düşen ise ne yazık ki sadece şikâyet etmek oluyor. Batı hegemonyasından yakınmanın, kuru ve yüzeysel bir karşı çıkışın ötesine geçemiyoruz.
Kendimizi derinlemesine sorgulamanın vakti gelmedi mi?
Batı’nın entelektüel ve kültürel kuşatmasına karşı sadece sözle değil, ter dökülmüş, emek verilmiş nitelikli çalışmalarla sahaya çıkmak zorundayız.
Aksi takdirde arzuladığımız medeniyet ihyası, güzel bir hayal olmaktan öteye geçemeyecek.


