
Kardeşliğin de Bir Vicdanı Olmalı
"Kardeşlik, yanlış gördüğünde susmak değil; vicdanla konuşabilmektir." Bayram Ali Akyüz yazdı..
Biz yaptık, siz yapmayın!
Biz yaptık, yanlış yaptık. Biz çektik, siz çekmeyin.
Bundan daha dostça bir uyarı olabilir mi?
Okul kapısında bir çocuğun özgürlüğünü elinden alarak çağdaşlık olmaz.
Bunu Azerbaycan’a karşı olduğumuz için değil, tam tersine Azerbaycan’ı kendimize yakın gördüğümüz için söylüyoruz.
Karabağ’ın acısını birlikte yaşadık
Birinci Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan’ın acısını yüreğimizde hissettik. 1992’de o günler yaşanırken aynı zamanda Balkanlar’da Sırplar Boşnakları katlediyordu.
İkinci Karabağ Savaşı’nda Türkiye yine Azerbaycan’ın yanında durdu. İşgal edilen Azerbaycan toprakları yıllar sonra geri alındı.
Şuşa kurtarıldığında yalnızca Bakü sevinmedi. Türkiye de sevindi. Ben de sevindim. Hepimiz sevindik.
Karabağ bizim için sadece toprak değildi. Kardeş bildiğimiz bir milletin yıllardır yaşadığı acıydı.
Karabağ’da evladını toprağa veren anneler gördük, babalar gördük.
O annelerin, babaların çocuklarını, o şehit ve gazilerin torunlarını bugün okul kapısında ağlatmak, gözyaşı döktürmek bir devlete, bir yönetime yakışıyor mu?
Karabağ, Gazze ve vicdan
Bugün aynı acıyı dönüp baktığımızda Gazze’de görmüyor muyuz?
Çocuğunu kaybetmiş anneler, bütün ailesini yitirmiş insanlar, yerle bir olmuş şehirler görmüyor muyuz?
Azerbaycan yönetimi konusunda bizi en çok rahatsız eden meselelerden biri de İsrail’le ilişkileri.
İsrail’le Azerbaycan arasındaki ilişki bugün başlamadı. Yıllardır devam eden bir ilişki var.
Azerbaycan’ın kendi hesabı, politikası olabilir. Türkiye’nin de kendi hesabı ve politikası vardır. Ne kadar “bir millet, iki devlet” desek de sonuçta her devletin kendi çıkarı var.
Bunu anlamak zor değil.
Gazze’de bunca şey yaşanırken yalnızca “devletlerin çıkarı vardır” deyip geçmek kimsenin içine sinmez. Sinmiyor da.
İnsan ister istemez soruyor:
Devletin çıkarı var da vicdanı yok mudur?
Karabağ’da dünya sesimizi duysun istedik.
Duydu mu? Hayır.
Peki Gazze’de yaşananlara aynı gözle bakmıyorsanız, Karabağ’da ses çıkarmayan dünyaya söz söyleme hakkınız var mı?
Karabağ’daki çocuk başka, Gazze’deki çocuk başka mı?
Hepsi çocuk değil mi?
Çocuk dünyanın her yerinde çocuktur.
Acının milleti mi var?
Bir annenin gözyaşı Karabağ’da başka, Gazze’de başka, Bosna’da başka mı akar?
Kimse Azerbaycan’a dış politikanı şöyle yap, böyle yap diyemez.
Ama bu ilişki bizim yüreğimizi yakıyor.
İsrail’le ilişkinizin olması, Gazze’de yaşananlara açıkça karşı çıkmanıza engel midir?
İspanya Filistin’i devlet olarak tanıdı ve İsrail’e karşı çeşitli yaptırım ve kısıtlama adımları attı. Azerbaycan ise ateşkes çağrıları yapmakla birlikte İsrail’le yakın ilişkilerini sürdürdü.
İspanya’nın attığı adımları görünce Bakü yönetimine sormadan edemiyoruz:
Gazze’de yaşananlara daha açık karşı çıkmak bu kadar mı zor?
Karabağ’da dünya sesimizi duysun istedik. Bugün Gazze için aynı duyarlılığı Azerbaycan’dan beklemek düşmanlık değildir.
Yönetim başka, halk başka
Azerbaycan demek ne Haydar Aliyev ne de İlham Aliyev demektir.
Azerbaycan demek Azerbaycan halkı demektir.
Köklerimizin bir olduğu, aynı coğrafyanın insanları demektir.
Yönetim başka, halk başka. Her zaman aynı düşünmek zorunda değiller. Türkiye’de de bunun örneklerini görüyoruz.
Azerbaycan halkını sevmemiz Aliyev’i sevmemizi gerektirmiyor.
Aliyev’in yaptığı her şeyi onaylamamızı, alkışlamamızı da gerektirmiyor.
Aliyev’i gerektiğinde ağır biçimde eleştirmek, Azerbaycan halkını eleştirmek değildir.
Yanlış yapıldığında bunu birbirimizin yüzüne söylemek kardeşliğin gereğidir.
Güçlü devlet yalnızca sınırını korumaz. Vatandaşının hakkını, özgürlüğünü de korur; adaleti sağlar.
Bir çocuğu okul kapısında inancıyla eğitimi arasında bırakıyorsanız dönüp bir kez daha düşünmeniz gerekir.
Her şeyi “millî çıkar” deyip geçiştiremeyiz.
Haydar Aliyev de Azerbaycan’ı yönetti ve dönemi sona erdi. İlham Aliyev’in dönemi de bir gün biter.
Türkiye’deki yönetimler de değişti ve değişir.
Hiçbir yönetim kalıcı değildir. Fakat Azerbaycan halkı da, Türkiye halkı da kalıcıdır. Yönetimler değişir, toplumlar arasındaki bağ devam eder.
Liderlerin tarihte nasıl anılacağını yaptıkları belirler.
Haydar Aliyev’i nasıl anıyoruz, Ebulfez Elçibey’i nasıl anıyoruz?
Sonuçta kimse oturduğu koltukla değil, yaptıklarıyla hatırlanıyor.
Kardeşliğin de bir vicdanı olmalı
Bugün Azerbaycan’da okul kapısında bekletilen başörtülü bir öğrencinin yaşadığı acı kolay geçmeyecek.
Benzer tartışmaları Türk dünyasının başka yerlerinde de görüyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve Kazakistan’da da okullarda başörtüsü konusunda tartışmalar ve kısıtlamalar yaşandı.
O zaman insan sormadan edemiyor:
Bir çocuğun başındaki örtü, eğitim hakkının önüne neden geçsin?
Dün Türkiye’de başörtülü öğrencilerin yaşadığı dram karşısında konuşup bugün Azerbaycan’da benzer bir tartışma yaşanırken susuyorsak samimiyetimizi sorgulamamız lazım.
Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarına da bir çift sözüm var.
Birçok kez fındık kabuğunu dahi doldurmayacak konular için açıklama yapan sivil toplum kuruluşlarından bu konuda daha güçlü bir ses duymayı beklerdim.
Her konuda Beyazıt Meydanı’nda, Saraçhane’de toplanıp yürüyüş yapanlar bu konuda neden sessiz?
Sivil toplum kuruluşu devletin açıklamasına göre hareket etmez.
Adı sivildir.
Dün konuşup bugün susuyorsak burada bir sorun var.
Kardeşlik dediğimiz şey böyle olmaz.
Şunu da sormak gerekir:
Karabağ’da kardeşliğin hatırını bilen siyaset, Gazze’de insanlığın ve okul kapısında bekleyen bir çocuğun hatırını neden aynı kararlılıkla gözetemiyor?
“İki devlet, bir millet” resmî törenlerde, balolarda, salonlarda, devlet yöneticilerinin açıklamalarında ve sosyal medyada yazılacak bir slogandan mı ibarettir?
Kardeşliğin de bir vicdanı olmalı.


