Siyaset - Gündem

Mühür Neden Düştü?

.

5 Ekim 20263 dk okuma

Dijitalleşme, Türkiye’nin en köklü yerel yönetim birimi olan muhtarlığı iki asır sonra keskin bir yol ayrımına getirdi. Artık ikametgâh almak için mahalle muhtarına gidip sıra bekleyen kimse kalmadı; tek tuşla e-Devlet üzerinden her işimizi hallediyoruz. Sokaktaki patlak lambayı veya toplanmayan çöpü bildirmek için de muhtarın kapısını çalmıyoruz; belediyelerin mobil uygulamaları bu sorunu saniyeler içinde çözüyor.

Bu tablo, muhtarlığın tamamen işlevsizleştiği anlamına gelmiyor. Ancak büyükşehirlerdeki geleneksel görev tanımının tamamen boşa çıktığını ve kurumun ciddi bir kimlik krizi yaşadığını açıkça gösteriyor.

Geçmişe dönüp baktığımızda muhtarlık, sadece evrak basan kuru bir bürokrasi kapısı değildi. Devlet ile halk arasındaki en sıcak, en insani temas noktasıydı. 1829’da II. Mahmud döneminde nüfus ve vergi takibi amacıyla kurulan bu sistem, zamanla mahallenin hafızası haline geldi. Süleyman Demirel’in Trabzon ziyaretinde, kalabalığın içinden kırk yıllık Muhtar Hızır’a ismiyle seslenmesindeki o canlı bağ, bu kurumun toplumsal gücünü özetler. Cumhuriyet’le birlikte perçinlenen ve Gül Esin’in 1933’te ilk kadın muhtar seçilmesiyle demokrasi tarihine kazınan bu yapı, gücünü kâğıtlardan değil, insanı tanımaktan alıyordu.

Bugün düştüğümüz en büyük yanılgı ise köy ile büyükşehir mahallesini aynı kurallarla yönetmeye çalışmaktır.

Nüfusu birkaç yüz olan bir köyde muhtar; afette, tarımda, yaşlının ve hastanın elinden tutulmasında hâlâ hayati bir figürdür. Köyün yolunun kapanması da hastanın hastaneye ulaştırılması da onun sorumluluğundadır. Ancak yüz bin nüfuslu bir metropol mahallesinde, muhtarın herkesi tanıması imkânsızdır. Üstelik elinde bir bütçesi, iş makinesi ya da doğrudan hizmet üretme yetkisi de yoktur. Ne yol yapabilir, ne çöp toplayabilir ne de bir otobüs hattı değiştirebilir. Şehirdeki muhtar, vatandaş ile belediye arasında sıkışmış, dijital sistemlerin zaten saniyeler içinde kurduğu bir "aracılık" rolünü üstlenmeye çalışmaktadır. Kurumun üzerindeki mühür ağırlığı kalmış, fakat mührün işlevi uçup gitmiştir.

Peki, bu köklü kurum tamamen tarihe mi karışmalı? Hayır. Çözüm, muhtarlığı ortadan kaldırmak değil, evrak memurluğundan sıyrılıp mahallenin sosyal gözlemcisine dönüşmesini sağlamaktır.

Şehir muhtarları, artık masabaşı kâğıt işlerini tamamen dijital dünyaya devredip sahaya çıkmalıdır. Kapısı çalınmayan yaşlıları, kimsenin fark etmediği engellileri ve gerçek ihtiyaç sahiplerini devletin kurumlarına raporlayan birer sosyal takip birimi haline gelmelidir. Olası afet durumlarında, mahalle bazlı organizasyonun merkezinde yer almalıdır.

Öte yandan, muhtarlara belediye meclislerinde oy hakkı verilmesi gibi öneriler de masada. Fakat bu adım, partiler üstü kalması gereken bir makamı siyasi çekişmelerin tam ortasına fırlatabilir. Muhtar, bir partinin neferi gibi davranmak zorunda kalırsa bağımsızlığını kaybeder. Bu yüzden kurumun geleceği icraatte ya da oy hakkı arayışında değil, bağımsız bir danışmanlık ve temsil rolünde aranmalıdır.

Tartışılması gereken şey muhtarlığın kalıp kalmayacağı değil, tek tip yapıdan vazgeçilmesidir. Köyün muhtarı ile İstanbul'un göbeğindeki bir mahallenin muhtarı aynı kefede tartılamaz. Bürokrasi artık akıllı telefonların içinde. Muhtarlığın bundan sonraki varlık sebebi ise telefon ekranlarının göremediği, mahallenin o en kuytu insani sorunlarını yerinde fark edip görünür kılmak olmalıdır.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Siyaset - Gündem
Fatih Köse15 Ekim 20263 dk okuma

Pelerinli süper kahraman

Siyaset - Gündem
Yasin Altıntaş13 Ekim 20262 dk okuma

Siyaset, Muhalefet ve Adalet Üzerine

Siyaset - Gündem
Mahir Saye12 Ekim 20264 dk okuma

Sandıktan Çıkan Öfke: Bir Şehri İlçeye Çevirmek