Deneme

Şamanlık, Budizm, Petro-Dolar Şeyhleri ve Siyonizme Karşı Yemen'in Gatı

"Şamanların mantarından Yemenlilerin gat bitkisine uzanan, din, iktidar, inanç ve toplumsal direniş arasındaki çarpıcı ilişkiler" Metin Kondel yazdı..

14 Ekim 20264 dk okuma

Kuzey Kutup Bölgesi civarında yaşayan ren geyikleri, soğuk iklimde ot bulamadıklarında, tayga ağaçlarının diplerine yapışık, kulak şeklindeki kırmızı benekli zehirli bir mantar türünden yermiş. Bu mantar türü, dayanıklı bünyeye sahip ren geyiklerini zehirlemezmiş. Ren geyiklerinin sindirim sistemi, zehirli mantar türünü türlü enzimlerle ayrıştırır ve zehri idrar yoluyla dışarı atarmış.

Kuzey bölgelerinde yaşayan şamanlar, ren geyiklerinin zehirli mantardan damıtılmış idrarını alırlar ve ayin öncesinde içki olarak kullanırlarmış. Şamanların içtiği o içki, şaman ayinleri esnasında birtakım halüsinasyonlar görmelerine sebep olurmuş. Ayin esnasında tanrılarla konuştuklarını, onlardan emirler aldıklarını, kabilelerindeki günahkârları ve dünyada kötülüğe sebep olan şeylerin aslını gördüklerini zannederlermiş.

Gerçekte bütün bunlara sebep olan şey, kış şartlarında sırf ot bulamadığı için zehirli bir mantar türünü yemek zorunda kalan ren geyiklerinin damıtılmış idrarıymış.

Tibet’teki rahiplerin kerameti ise şamanların zehirli mantar kerametinden daha farklıymış.

Tibet bölgesinde atmosferin kalınlığı az olduğundan, yakın gezegenlerden dünyaya ulaşan ses dalgaları atmosfer tarafından yeterince absorbe edilemezmiş. Uzaydan gelen sesler, meteor çığlıkları, madeni dağ kütlelerine çarpıp belli belirsiz bir rezonansa sebep oluyormuş. Solid toprakta yankılanan bu ses dalgaları, inzivaya çekilmiş Budist rahiplerince işitilir ve kendi lisanlarında anlamlandırılmaya çalışılırmış.

Bu metalik ses dalgaları, Budistlerin ayinlerindeki uğultulu ilahilere de yansıyormuş. Tapınaklarındaki çan ve çıngırak sesleri, yakın gezegenlerden gelen metalik frekanslardan esinlenerek yapılıyormuş.

Ama uzaydaki gezegenlerin, meteorların gürültüsüyle şekillenen Budistlerin ahlak öğretileri, insanı şaşırtacak kadar hayatın her hâlini göğüsleyecek türdenmiş. Budistlerin eski ahlaki ilkelerini okuduğunuzda, bu denli yüksek ahlaka sahip bir dinden sonra İslam’ın insanlığa indirilmiş olması epeyce şaşırtıcıymış.

İslam coğrafyasındaki duruma gelecek olursak...

İslam tarihinde ise Haşhaşiler, insanlara haşhaş içirip cenneti vadederek onları kandırıyordu. İslam dünyasındaki hükümdarlar ise din, Tanrı ve cennetle tebaayı kandırıyordu. Bir ülkeyi adaletle yönetme mesuliyetini din ve Tanrı inancıyla savsaklıyorlardı.

Hristiyanlıkta ise kilise, cennete gitmenin yegâne yolunun evdeki bütün taze yumurtaları kiliseye bağışlamakla mümkün olabileceğini söylüyordu. En besili tavukların da!

Haşhaşilerin İslam dünyasındaki politik varlığını İngilizler keşfetmişti. Bu keşifle İslam dünyasındaki bütün cemaatleri, tarikatları ve şeyhleri bir büyü aracı olarak kullandılar. Böylece siyasi ve iktisadi emelleri için İslam coğrafyasında kendilerine alan açtılar.

Günümüzde İslam coğrafyasında din var, büyü var, petrole dayalı soysuz bir zenginlik var. Ama askerî ve siyasi açıdan ciddiye alınacak bir devlet teşekkülü (İran hariç) yok. Onun için Batılıların siyasi ve ekonomik tahakkümü altında inim inim inliyor Müslümanlar.

İşte bu sosyo-politik şartlarda, Yemenli direnişçilerin çiğnediği bir ot olarak gat bitkisi öne çıkıyor.

Gat çiğneyen Yemenliler, kendi çaplarında kamalarıyla Batı’nın askerî hegemonyasına direnmeye çalışıyorlar. Garip bir şekilde, günümüzde İslam coğrafyasındaki metafizik çözülmeyi Yemenlilerin yanaklarını balonlaştırıp çiğnediği gat bitkisi bloke ediyor. O uyarıcı bitkinin verdiği cesaretle bölgedeki Siyonist maşalara karşı açıkça meydan okuyorlar.

Oysa İslam dini, inananların küffara karşı savaşta ölümden korkmaması gerektiğini öğütlüyordu.

Bu durumda petro-dolar Arap şeyhlerinin, krallarının Batılılarla, Siyonist uşaklarıyla yaptığı iş birliği, bütün bir coğrafyadan sekip Yemenlilerin balon yanaklarında çiğnediği gat bitkisinin verdiği cesaretle çarpışıyor.

İslam dini, muktedirlerin dilinde ren geyiği idrarının insanlara verdiği halüsinasyona dönüştürülünce devreye bambaşka bir faktör giriyor: Doğu Afrika ve Arabistan Yarımadası’nda yetiştirilen gat bitkisi.

Sosyoloji böyle bir şey.

Bir faktörü devre dışı bıraktığınızda, arkadaki mikron boyundaki faktörlerden hiç ummadığınız bir faktör tepkimeye giriyor ve akış bambaşka bir yere dönüyor.

İlkinde doğa, bir mantar yemiş geyiğin insana tabiattaki olağanüstü şeylerin varlığını fısıldıyor.

İkincisinde, atmosferin inceliğinden gelen ses dalgaları, ilahi bir gürültü gibi bir anlam bütününe dönüştürülüyor. Ve o uğultular üzerinden ahlaki ilkeler vaaz ediliyor.

Üçüncüde ise haşhaş, ilahi bir dinden rol çalıp dünyevi zevklere hizmet ediyor. İktidarı tehdit eden bir araca dönüşüyor.

Dördüncüde insanlar, Tanrı’nın indirdiği kutsal metinleri dünyevi çıkarları için istismar ediyorlar. Yeryüzündeki zenginliği talan ederek kendilerine Dubai gibi sahte cennetler kuruyorlar.

Sonuncusunda ise dinin esasının askıya alındığı, uzak tanrılar tarafından kuşatılmış bir coğrafyada, gat adlı bir bitki Yemenliler üzerinden devreye giriyor. Ve ilahi bir dinin yok sayılan onuru için bir direniş iksirine dönüşüyor.

Kısacası modern dünyada her şey, Çinli yazar Mo Yan’ın yazdığı İçki Cumhuriyeti adlı romandaki gibi olağanüstü bir zeminde işliyor.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Deneme
Nehir Aksel13 Ekim 20263 dk okuma

Kalp ile Beyin Arasında

Deneme
Hüseyin Demirci12 Ekim 20262 dk okuma

“Nasılsın?” Sorusuna Verebileceğim Tek Cevap Aşağıdaki Gibidir

Deneme
Ali Yavuz9 Ekim 20263 dk okuma

Sosyal Medya Münafıkları