Siyaset - Gündem

Sandıktan Çıkan Öfke: Bir Şehri İlçeye Çevirmek

"Bir şehri ilçeye çevirmek kolaydı; o şehrin hafızasını susturmak mümkün olmadı." Mahir Saye yazdı..

12 Ekim 20264 dk okuma

Türkiye’de iktidarlar seçim sonuçlarını sever. Elbette sonuç kendi lehlerineyse… Sandıktan başka bir tercih çıkarsa sandık, millî iradenin tecelligâhı olmaktan çıkıp seçmenin terbiye edilmesi gereken bir kutuya dönüşebilir. Bunun en ibretlik örneklerinden biri, 1954 yılında Kırşehir’in başına gelenlerdir.

2 Mayıs 1954 seçimlerinde Demokrat Parti ülke genelinde büyük bir zafer kazandı. Mecliste ezici bir çoğunluğa ulaştı; siyasi harita neredeyse baştan sona DP rengine boyandı. Fakat bozkırın ortasında küçük bir şehir, iktidarın bu kusursuz tablosuna beş sandalyelik bir çizik attı. Kırşehir seçmeni, Cumhuriyetçi Millet Partisini ve “Anadolu Fırtınası” diye anılan hemşehrisi Osman Bölükbaşı’nı destekleyerek ilin beş milletvekilliğinin tamamını muhalefete verdi.

Demek ki millet iradesi kutsaldı; ama her yerde aynı ölçüde değil.

Seçimin üzerinden henüz iki ay bile geçmeden hazırlanan 6429 sayılı kanun, 30 Haziran 1954’te kabul edildi. Kanunun adı bile yapılmak isteneni herhangi bir yoruma ihtiyaç bırakmadan anlatıyordu: “Kırşehir Vilayetinin Kaldırılmasına ve Nevşehir Kazasında ‘Nevşehir’ Adıyla Yeniden Bir Vilayet Kurulmasına Dair Kanun.” Düzenleme 7 Temmuz 1954 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı. Böylece Kırşehir il olmaktan çıkarılarak yeni kurulan Nevşehir’e bağlı bir ilçe hâline getirildi.

Kâğıt üzerinde buna “idari düzenleme” denildi. Fakat herkesin gördüğüne resmî bir isim vermek, hakikati değiştirmiyordu. Bir şehir iktidara oy vermemiş, iktidar da cetveli eline alıp şehrin sınırlarını yeniden çizmişti. Sandıkta kazanılamayan Kırşehir, harita başında hizaya getirilmeye çalışılıyordu.

Üstelik ceza yalnızca vilayet tabelasının indirilmesiyle sınırlı kalmadı. Kaman Ankara’ya, Çiçekdağı Yozgat’a; Avanos, Hacıbektaş, Mucur ve Kırşehir merkezi ise Nevşehir’e bağlandı. Bir sabah aynı yerde uyanan insanlar, devletin kaleminden çıkan birkaç satırla başka idari merkezlerin sakini olmuşlardı. Dağ yerindeydi, yol yerindeydi, köy yerindeydi; yalnızca iktidarın tahammülü yerinde değildi.

İktidar cephesinin savunması, kararın siyasi değil idari gerekçelerle alındığı yönündeydi. Fakat zamanlama öylesine manidardı ki insanın şu soruyu sormaması mümkün değildi: Kırşehir aynı coğrafi şartlara seçimden önce de sahip değil miydi? Dağlar sandıktan sonra mı yükselmiş, yollar oy sayımı sırasında mı uzamıştı? Nüfus cetvelleri seçim gecesi mi değişmişti?

Hayır. Değişen coğrafya değil, iktidarın Kırşehir’e bakışıydı.

Osman Bölükbaşı’nın hitabetini andıran bir sesle söylersek: Vilayetimizi aldınız ama irademizi alamadınız. Tabelamızı indirdiniz ama başımızı eğdiremediniz. Kırşehir’i ilçeye çevirdiniz; lakin Kırşehirliyi iktidarın bendesi yapamadınız. Siz haritada küçülttükçe bu şehir, milletin vicdanında büyüdü.

Demokrasinin gerçek sınavı, iktidarın kazandığı seçimler değildir. Asıl sınav, iktidarın kaybettiği şehir karşısında ne yaptığıdır. Kazanınca “millî irade”, kaybedince “idari tedbir” diyorsanız ortada demokrasi değil, mühürlü bir tahammülsüzlük vardır. Seçmenin tercihini yanlış cevap sayan bir yönetim, sandığı seçim aracı değil itaat yoklaması olarak görüyor demektir.

Ne var ki devletin kalemi, halkın hafızasından daha güçlü çıkmadı. Kırşehir’in il statüsü 7001 sayılı kanunla 1957’de geri verildi ve uygulama 1 Temmuz’da başladı. Ancak eski idari yapı bütünüyle kurulmadı: Kaman, Çiçekdağı ve Mucur yeniden Kırşehir’e bağlanırken Avanos ile Hacıbektaş Nevşehir’de kaldı. Bölükbaşı’nın doğduğu Hasanlar köyü de Kırşehir’e değil, Nevşehir sınırları içinde bırakıldı.

Ardından 27 Ekim 1957 seçimleri yapıldı. İktidarın üç yıl önce ilçeye çevirdiği Kırşehir, yeniden il olarak girdiği seçimde de Osman Bölükbaşı’nı Meclise gönderdi. Böylece seçmen, kendisine verilen idari cezaya siyasi cevabını yine sandıkta verdi. Harita değişmişti; irade değişmemişti.

Kırşehir hadisesi geçmişte kalmış bir vilayet tartışması değildir. Devlet ile vatandaş arasındaki ilişkinin nasıl bozulabileceğini gösteren canlı bir demokrasi dersidir. Devlet, kendisine oy vereni ödüllendiren, vermeyeni cezalandıran bir parti şubesine dönüşemez. Çünkü şehirler iktidarların tapulu malı, seçmenler de iktidarın emir eri değildir.

Bugün Kırşehir de bizimdir, Nevşehir de. Tartışmanın konusu iki şehir arasında üstünlük kurmak değil, bir şehrin siyasi tercihinden dolayı idari tasarrufa uğratılmasıdır. Nevşehir’in il oluşu, Kırşehir’in cezalandırılmasını haklı çıkarmaz; Kırşehir’in uğradığı haksızlık da Nevşehir’e yöneltilecek bir suçlama değildir. Meselenin muhatabı şehirler değil, devlet gücünü siyasi öfkenin hizmetine veren anlayıştır.

İktidarlar gelir, gider. Meclis çoğunlukları değişir. Bakanlık koltuklarının cilası solar, meydanlardaki alkışlar diner. Fakat devlet eliyle yapılmış haksızlıklar, üzerinden yetmiş yıl geçse bile unutulmaz.

1954’te Kırşehir’in tabelası indirildi. Asıl düşen ise iktidarın tahammül seviyesiydi.

Bir şehri ilçeye çevirmek kolaydı; o şehrin hafızasını susturmak mümkün olmadı.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Siyaset - Gündem
Fatih Köse15 Ekim 20263 dk okuma

Pelerinli süper kahraman

Siyaset - Gündem
Yasin Altıntaş13 Ekim 20262 dk okuma

Siyaset, Muhalefet ve Adalet Üzerine

Siyaset - Gündem
Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan12 Ekim 20265 dk okuma

Emek Merkezli Demokratik Halk Hegemonyası