
Pelerinli süper kahraman
"Adalet için yola çıkanların, güç ve iktidarla imtihanında kendi ideallerine nasıl yabancılaştıklarının hikâyesi"…Fatih Köse yazdı..
İnsanoğlu bir garip varlık…
Birileriyle birkaç kere bir araya gelir de birbirlerinden güç alır, kendi hikâyelerine kendilerini inandırabilirse bütün dünyayı değiştirebileceğine bile inanır.
Hele bu inancı ulvî idealler, hedefler, sloganlar, toplantılarla allayıp pullayıp süslerse işte o zaman başlar sele kapılmış tomruk gibi heybetli, umarsız, kontrolsüz yolculuk.
Tomruk bir kere su yutmaya başladı mı sonunda suyutkunu olur. Eskiler bilir. Suyutkunu çok ağırdır. İtilmez, çekilmez, işlenmez. Balta bile işlemez.
Daha kendisini, yaşadığı toplumu, Rabbini, kâinatı tanımadan, imtihanı anlamadan; hâl ehli olmak yerine kâl ehli olan hatiplerin şeddeli hitabetine maruz kalıp damardan alırsa ilacı, tamamdır.
O artık bir bilendir. Bir ömür sürecek insan olma yolculuğunda uzun yıllar alacak mesafeyi birkaç adımda almış, işin sırrına vâkıf olmuş bir alperen, mücahit, yoldaştır.
Ulvî idealler için mücadele etmeyi hayatının merkezine koymuş, aydınlanmış, birkaç basamak yukarı çıkmış, aşağıdakileri de yukarıya çağırmaya hazır bir dava adamıdır!
Artık lacileri çekip medeniyet yularının yanına bir de rozet takarak henüz aydınlanmamış “zavallı” insanlara “dava”yı anlatabilir. Ne söyleyeceği, ne anlatacağı, nasıl davranacağı kendisine söylenmiş, gerekli eğitimleri almış, araziye salınmış; sahildeki binlerce denizyıldızından birini bile denize atarak onun hayatını kurtarması için mücadele eden pelerinli süper kahramandır o.
Azken, yoklukta, çile çekerek yaşadıklarını biriktirir, bir madalya gibi taşır hatıralarını ileriki yıllara.
Ne çileler çekmiş, ne kadar çok uğraşmıştır. Ne bedeller ödemiştir. Omuzlarında taşımıştır davayı.
Haksızlığa, adaletsizliğe, zulme karşı durup hakkın, hukukun, mazlumun yanında saf almıştır.
…
Yokluktan varlığa, muhalefetten iktidara, zayıflıktan güçlülüğe evirilince başlar esas hikâye.
Pelerinli süper kahramanımızın gayretine Allah icabet etmiş ve şimdi de varlık ve güç ile imtihanı başlamıştır. Kapılar açılmış, murada ulaşılmış, gelecekte ulaşılacağına inanılan adaletli, kadirşinas, zulümden uzak, cennetten gelme günlere yaklaşılmıştır.
Gün geçtikçe hurmalıklar bereketlenir. Makamlar, mevkiler, imkânlar, mümkünler birbirini takip eder.
Yavaş yavaş dil değişmeye başlar.
Adalet, ehliyet, liyakat, meşveret, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük kelimeleri yavaş yavaş, teker teker mendil sallayıp terki diyar eder o kâl ehli ağızdan.
Yeni kelimeler gelir hemen yerlerine.
Sadakat, sabır, bizimkiler, ötekiler, referans…
Her yer “başganım” ile dolar. Sihirli bir kelimedir “BAŞGANIM!”
Adamın ayaklarını yerden keser, uçurur, tepe tepe, dağ dağ gezdirir insanı. Kanatlı pervane böceğinin ateşe uçması gibi uçurur adamı. Sonu ateşe kavuşmakla başlayan pervane böceği gibi kanat çırpar kendi sonuna.
Kendini, kendisine bahşedilen yerin küçük bir tanrısı zannetmeye başlar bizim kahraman.
Artık havalandırması gereken hurmalıkları, dağıtması gereken imkânları, çektiği çilelerle hak ettiği makamı vardır.
Sıra ondadır artık!
Dün ona ve arkadaşlarına yapılanlar hep zihinlerde diri kalmalıdır.
Toplantılarda ona, acırsa acınacak hâle geleceği, liderinin ne kadar hikmetli, ferasetli, basiretli olduğu, zamanın sabretmek, sadakatle emirleri yerine getirmek zamanı olduğu, biz gidersek ötekisinin geleceği anlatılır.
Zavallı kahraman artık seviye atlamış, hatta formatlanmıştır. Dün eleştirdikleriyle aynı noktaya geldiğini bir türlü göremez.
Aldığı narkozla iyi şeyler yaptığını düşünen, hâlâ sahildeki denizyıldızlarını kurtarmaya çalışan bir dava adamı olarak görür kendini.
…
Oysa dün söyledikleriyle tezada düştüğünü, varlıkla, güçle olan imtihanı kaybettiğini, eleştirmekten, eli, dili ya da gönlü ile düzeltmekten gönüllü olarak vazgeçtiği için her sele kapılmış tomruğun başına gelecek olan kaderin onu da beklediğini göremez.
İleride meyvesinden, gölgesinden herkesin faydalanacağı bir ağaç olabilecekken başladığı yerden çok uzakta, sel sonrası denizden garip gurebanın topladığı odun olmaktan kurtulamayacaktır.
Süper kahraman nihayet çocuklarına, torunlarına söyledikleriyle yaptıkları tutmayan, zayıfken konuşan, eleştiren, güçlü iken susan, susturan, manayı yola feda eden, ilkeler yerine şahısların peşinden giden ve maalesef çok kötü bir örneklik bıraktığını bile göremeyecek bir hâle gelir.
“Allah azan karıncaya kanat takar, kuşa yem edermiş.”
Allah, varlıkta da yoklukta da imtihanımızı kolay eylesin.
Haftanın cıvıldaşması
Türkiye’den Azerbaycan’a gönderilen başörtüsü hakkı savunusu, savunucuların kendi ülkelerindeki kendine Müslüman, kendine demokrat tavırları yüzünden pestisit kalıntısı yasal sınırın üzerinde çıktığı için geri gönderildi.


