
Taşın Şöhreti
Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı..
Kendi hâlimize gülüyoruz birkaç gündür. Ünlü bir futbolcu gelmiş, bir yaylada bir taşın üzerine oturmuş. Sonra ne mi olmuş? Birileri gitmiş, o yaylada taşın olduğu yere bir tabela dikmiş: “Salah Yaylası”. Bunu yapan oralı biri. Bir ünlüyü anında yaylası için turizm amaçlı ranta çevirmiş. Tutmuş mu? Tutmuş! Öyle bir tutmuş ki mekân ve üzerinde oturduğu taş hac yerine dönmüş.
Sümela Manastırı ziyaretinin ardından soluğu Maçka’daki Kurtdere Yaylası’nda alan futbolcu, burada bir kayanın üzerine oturarak verdiği pozla haftalardır işte bu yüzden sosyal medyanın gündeminden düşmüyor.
Fotoğrafı gören Salah hayranları, futbolcunun oturduğu taşın üzerinde fotoğraf çektirmek için yaylaya çıkmaya başladı. Sosyal medyada hızla yayılan fotoğrafın ardından yaylaya gelen ziyaretçiler, Salah’ın oturduğu taşın üzerinde aynı pozu vererek fotoğraf çektirmeye başladı. Kısa sürede adeta bir fotoğraf noktasına dönüşen taş, futbolcunun ziyaretinin yaylada bıraktığı izlerden biri oldu.
Evet, garip yaratıklarız. Birileri bu işin rantını yemek isterken birileri de yeni kutsallarını yaratıyor. Bu yüzden bu taş meselesini küçümseyip sadece “millet cahil” diye açıklarsak asıl meseleyi kaçırmış oluruz. Bu, uygar dünyada da aynı şekilde çalışıyor. Amerika’da milyonlarca müridi olan “makarnacılar tarikatı” var.
Bizim sormamız gereken soru şu bence: Modern insan kutsaldan uzaklaştıkça neden yeni kutsallar üretmeye devam ediyor? Bugün bir futbolcunun oturduğu taş kutsallaşırken eskiden azizin, evliyanın dokunduğu taş kutsallaşıyordu. Nesne değişiyor ama toplumsal mekanizma şaşırtıcı bir şekilde benzer kalıyor. Buna da cevabı psikologlar, sosyologlar, felsefeciler versin.
Yaylada yıllardır duran bir taş düşünün. Yağmur yağmış, kar yağmış, güneş vurmuş. İnek yanından geçmiş, keçi üstüne çıkmış, çoban bastonunu dayamış. Kimse dönüp bakmamış.
Sonra yıldız bir futbolcu gelmiş, taşın üzerine oturmuş. Taşın sınıf atlama hikâyesi mi desek, kutsallığı mı desek, her neyse işte tam da burada başlıyor.
Düne kadar jeolojik oluşumdu, bugün turistik destinasyon. Millet akın ediyor. “Futbolcunun oturduğu taşı gördün mü?” “Yok, görmedim.” “Mutlaka git.” “Niye?” “Adam orada oturmuş.”
He, tamam. O zaman insanlık tarihinin önemli kırılma noktalarına bir yenisini ekleyelim: Ateşin bulunması. Tekerleğin icadı. Matbaanın geliştirilmesi. Ve futbolcunun yaylada taşa oturması.
Cevabı psikolog versin dedim ama yine de dayanamayıp bu duruma ne deniyor diye baktım. Psikoloji buna halo etkisi diyor. Ünlünün ışığı taşa vuruyor, taş da bir anda parlamaya başlıyor.
Karadenizli ise meseleyi daha sade çözer: “Ula, adam meşhur, oturduğu taş da meşhur oldu.” Bir de kalabalık başlayınca iş tamam. Bir kişi gidiyor. On kişi onun fotoğrafını görüyor. Onlar da gidiyor. Sonra yüz kişi.
Artık kimse neden gittiğini sormuyor. Çünkü kalabalık varsa mutlaka önemli bir şey vardır. Yakında belediyenin tabela dikmesini bekliyorum: “Ünlü futbolcumuzun poposuyla temas etmiş tarihî taş.” Koruma altına alınır. Etrafına ip çekilir. Dokunmak yasaklanır. Yanına hediyelik eşya dükkânı açılır.
“Orijinal Futbolcu Taşı magneti.” Çin malı, 150 lira. Karşısına da “Taş Manzaralı Kafe”. Çay 80 lira. Bu çay meselesine gelince; çayın memleketinde, eğer bir arada kalmış çay ocağında çay içmiyorsanız fiyatı 80 TL. Bundan da haberiniz olsun. Neyse, konumuza dönelim. İşte böylece taşın kapitalizmle tanışması tamamlanır.
Sonra tur şirketleri gelir: “Doğa, spor ve kültür turu.” Kültür nerede? Taşta. Ama işin en komik tarafı şu: O yaylada belki iki yüz yıllık ev vardır. Bir vadinin hafızasını taşıyan insanlar vardır. Bir ninenin anlatacağı yüz yıllık hikâye vardır. Bir çobanın bildiği eski patikalar vardır. Ve bütün bu geçmişi elinizden almak isteyen maden şirketleri. Kimse bunu sormaz. Çok da umurunda olmaz.
Ama futbolcu iki dakika taşa oturunca herkes koşar. Demek ki artık bir şeyin değerli olması için tarihinin olması gerekmiyor. Ünlü birinin üzerine oturması yeterli. “Gösteri toplumu” olmuşuz. Bazı toplumlarda gösteri öyle bir aşamaya ulaşır ki taş bile influencer olur.
Eskiden taş yerinde ağırdı. Şimdi taş, üstüne kimin oturduğuna göre ağır.
Ha, unutmadan: Taşın çalındığı söylendi. İnanmayın, yerinde duruyor. Gelmeye devam edin. Bir taş, belki bir yaylayı vahşi maden şirketlerinden kurtarır.


