
Türkiye yaşlanıyor..
.
Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki nüfus son beş yılda yüzde 20,5 artarak 9 milyon 583 bin kişiye ulaştı. Yaşlıların toplam nüfustaki payı yüzde 11,1’e yükselirken hükümet, “uzun dönemli bakım sigortası” için hazırlık yapılacağını açıkladı. Ancak sistemin nasıl finanse edileceği, kimleri kapsayacağı ve yurttaşa yeni bir prim yükü getirip getirmeyeceği henüz bilinmiyor.
TÜİK’in 2025 verilerine göre yaşlı nüfus 2020’de 7 milyon 953 bin kişiydi. Beş yıldaki artış yaklaşık 1,6 milyon oldu. Ülkede 100 yaşını aşan 8 binden fazla kişi bulunuyor. Doğurganlık oranındaki gerileme de çalışma çağındaki nüfus ile bakım ihtiyacı duyan kesim arasındaki dengeyi giderek değiştiriyor.
Bu tablo karşısında uzun dönemli bakım sigortası, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’a alındı. Planlanan modelle günlük yaşamını tek başına sürdüremeyen yaşlılara ve kronik hastalara evde ya da kurumlarda verilen bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Evde sağlık, palyatif bakım ve uzaktan sağlık hizmetlerinin aynı yapı içinde yürütülmesi hedefleniyor.
Ne var ki program, temel sorulara henüz yanıt vermiyor. Sigortanın zorunlu olup olmayacağı, primlerin çalışanlardan mı, işverenlerden mi yoksa genel bütçeden mi karşılanacağı açıklanmadı. Özel sigorta şirketlerinin sistemde rol alıp almayacağı ve bakım hizmetlerinin kamusal bir hak mı yoksa ödeme gücüne bağlı bir hizmet mi olacağı da belirsizliğini koruyor.
Düzenlemenin sosyal güvenlik sisteminin mali yükünü azaltması ve ailelerin bakım sorumluluğunu hafifletmesi bekleniyor. Fakat yeterli bakım personeli yetiştirilmeden, kamuya ait bakım merkezlerinin kapasitesi artırılmadan ve hizmet standartları belirlenmeden yalnızca yeni bir sigorta modeli oluşturulması sorunu çözmeyebilir.
OVP’de sağlık harcamalarının denetlenmesi, geri ödeme yöntemlerinin değiştirilmesi ve maliyetlerin kontrol altına alınması da yer alıyor. Sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanmayacağı belirtilse de “finansal sürdürülebilirlik” hedefinin tasarruf politikalarına dönüşmesi ihtimali bulunuyor. Bu nedenle yeni denetim ve geri ödeme sistemlerinin hastaların tedaviye erişimini nasıl etkileyeceği yakından izlenmeli.
Program ayrıca çalışanların daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik edecek düzenlemeler öngörüyor. Bu yaklaşım sosyal güvenlik gelirlerini artırabilir; ancak ağır işlerde çalışanlar, kronik hastalar ve ileri yaştaki emekçiler için yeni eşitsizlikler yaratabilir.
Türkiye’nin yaşlanması geçici değil, yapısal bir dönüşüm. Bu nedenle yalnızca bütçe dengesine odaklanan bir model yeterli olmayacak. Uzun dönemli bakım sisteminin başarılı olabilmesi için finansmanının şeffaf, hizmetlerinin erişilebilir ve bakım sorumluluğunun yalnızca ailelere yüklenmediği bir yapıda kurulması gerekiyor.


