Deneme - Düşünce

Vicdan, Başarı ve Bekleyiş

“Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!”

15 Eylül 20262 dk okuma

Zayıf yanlarımdan söz etmekten nefret ediyorum ama özellikle son 3 yılı aşan zamandan beri kesintisiz mutsuzum. Hayat, hiç kuşkusuz, imtihan üzere kurulu; lakin bir yerde de insan ruhunu huzurla besleyen şeyler mutlaka yok değildir.

Hayatın kendisinin düalite ile yaratılmış olması da düşündürmüyor değil. Çevrenize bir bakın; zıddı olmayan bir şey var mı? Yok! Hepsi fani mi? Evet! Peki, niye deveran edip duruyor keder? Vallahi bilmiyorum.

İnsanın aklına tam da burada Demirelce bir muziplik gelmiyor değil. “Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.” demişti merhum. Kendisi başarabildi miydi acaba?

Ahmet Hamdi Tanpınar da “Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.” demişti. Gerçekten de aksiyon dolu bir ülkede yaşadığımız hâlde herhangi bir tasa taşımamak imkânı neredeyse yok. O hâlde Demirel haksızdı.

Başarısızlık, insanı mutsuz kılan etkenlerden biri; belki de en büyüğü. Lakin başarı ne? Kime ve neye göre başarılı ya da başarısız? Haklı olduğunuza inandığınız bir davayı, fikrî görüşü savundunuz ama kitleler nezdinde itibar görmedi. Bu, başarısızlık mıdır?

Bu soru, zihnimde liman ve kaptan metaforunu canlandırıyor. İnsanların çoğu seyircidir; sizin gerçek acılarınızı ve mücadelenizi sadece izlerler, sonuca odaklıdırlar. Geminizin seyrüseferi pek umurlarında değildir; onlar, yara almış da olsa limana ulaşıp ulaşamadığınıza bakarlar.

İşte tam burada çoğu insanın sabit noktası kırılıyor ve oportünizm bir merhem gibi muamele görmeye başlıyor. Öyle ya, madem insanların ekseriyeti sonuca odaklı, o hâlde hedefe giden yolda her şey mübah. Bu noktaya taşındığınız zaman da kendiniz olmaktan çıkıyorsunuz.

Öyledir: İnsanın en büyük imtihanı kendisiyle olandır. İçindeki sesi susturabilenler ve susturamayanlar... Aslında insanlar bu şekilde ikiye ayrılırlar: İyiler ve kötüler; günahkârlar ve cezaya inananlar. Sanırım ayrımlar insanın, o meşhur Kızılderili darbımeselindeki gibi, içinizdeki hangi köpeği beslediğinize göre de değişiyor.

İlhami Güler Hoca, bir vakit birlikte katıldığımız Denizli’deki bir programda, “Kur’an, insanların kendi vicdanlarını nasıl aldatabildiklerinin kıssaları ile doludur.” demişti. Üzerinden 15 yıla yakın zaman geçti; duyunca beni sarsan o sözü hâlâ unutmadım.

İmdada yetişen şeyler de yok değil: “O’nun zatından başka her şey yok olacaktır.” İtimadımız bunadır. Düalite sona erecek ve nihai gerçekle yüzleşeceğiz; o gün biz dahi kendi aleyhimize şahitlik edeceğiz. Sanırım o vakit, vaktiyle vicdanlarını aldatmayanların yüzü aydınlanacaktır. Hani diyor ya: “Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!” Göreceğiz.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Deneme - Düşünce
Derya İz30 Eylül 20263 dk okuma

İnsan yükseldikçe neden eski sözlerini unutur?

Deneme - Düşünce
Hüseyin Demirci28 Eylül 20262 dk okuma

“Şimdi Ölmek İstemem”

Deneme - Düşünce
Fatih Köse24 Eylül 20262 dk okuma

Küpelerim Var! Takmak İsteyene