
Yetim Hakkı: Merhametten Sorumluluğa
Yetim Toplumun emanetidir. Mehmet Yüksel yazdı..
İslam dini, toplumun güçsüz ve korunmaya muhtaç fertlerine sahip çıkmayı yalnızca güzel bir davranış veya gönüllü bir yardım olarak görmez. Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti, özellikle yetimlerin korunmasını dinî, ahlâkî ve toplumsal bir sorumluluk olarak ortaya koyar. Yetimin malının muhafaza edilmesi kadar onurunun korunması, sevgi ve şefkat görmesi, eğitimine destek olunması ve geleceğe güvenle hazırlanması da bu sorumluluğun kapsamındadır.
Kur’an’ın yetime dair ortaya koyduğu temel yaklaşım, onu acınacak bir insan olarak görmek değil; hakkı, hukuku ve şahsiyeti korunması gereken bir emanet olarak kabul etmektir. Bu sebeple İslam’da yetim hakkı, merhametle başlayan fakat adalet ve sorumlulukla tamamlanan kapsamlı bir ahlâk anlayışıdır.
Kur’an-ı Kerim’de Yetimin Malı ve Hakkı
Kur’an-ı Kerim, yetimlerin maddî haklarının korunması konusunda son derece açık hükümler ortaya koyar. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
“Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarına ateş doldurmuş olurlar. Zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” (Nisâ, 4/10)
Ayette kullanılan ağır ifade, yetim hakkına yönelik ihlalin Allah katındaki büyüklüğünü göstermektedir. Çünkü yetim, özellikle küçük yaşlarda kendi malını ve hukukunu koruyabilecek durumda değildir. Onun bu zayıflığından yararlanmak, malını haksız şekilde kullanmak veya hakkını gasp etmek İslam’ın kesin olarak yasakladığı davranışlardandır.
Yetimin malını korumak, sadece onu yememek veya tüketmemek anlamına da gelmez. Malını iyi yönetmek, değerini muhafaza etmek, gereksiz yere harcamamak ve çocuk gerekli olgunluğa ulaştığında kendisine eksiksiz biçimde teslim etmek de emanete riayetin gereğidir.
Kur’an-ı Kerim’de:
“Yetimleri evlenme çağına gelinceye kadar deneyin. Eğer onlarda yeterli bir olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine teslim edin.” (Nisâ, 4/6)
buyrularak yetimin geleceğinin de güvence altına alınması istenmektedir.
Bu yaklaşım, İslam’ın yetime yalnızca bugünkü ihtiyaçları açısından bakmadığını göstermektedir. Esas olan, onun zamanla kendi hayatını yönetebilen, şahsiyet sahibi ve toplumun üretken bir ferdi hâline gelmesidir.
Yetimin Sadece Malı Değil, Gönlü de Korunmalıdır
Kur’an’ın üzerinde önemle durduğu ikinci husus, yetimin gönlünün ve onurunun korunmasıdır.
Duhâ sûresinde Hz. Peygamber’e (s.a.s.) önce kendi yetimliği hatırlatılır:
“Seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Duhâ, 93/6)
Ardından şu kesin emir gelir:
“Öyleyse sakın yetimi ezme!” (Duhâ, 93/9)
Bu kısa ayet, yetimlere karşı geliştirilmesi gereken bütün bir ahlâk anlayışını içerisinde barındırmaktadır.
Yetimi ezmemek; onu hor görmemek, aşağılamamak, azarlamamak, yetimliğini yüzüne vurmamak ve başkalarının yanında küçük düşürmemektir. Yardım ederken dahi onun onurunu korumak gerekir.
Çünkü bazen maddî bir ihtiyacı karşılamak kolaydır; fakat bir çocuğun gönlünü incitmeden yanında olmak daha fazla dikkat, zarafet ve merhamet gerektirir.
Yetim, kendisine yapılan yardım sebebiyle sürekli mahcubiyet hissetmemelidir. Aksine toplum içinde değerli ve saygın bir birey olduğunu hissetmelidir.
Yetimi Gözetmek İman ve Ahlâk Meselesidir
Kur’an-ı Kerim, yetime karşı ilgisizliği yalnızca sosyal bir eksiklik olarak değerlendirmez; bunu iman ve ahlâkla ilişkilendirir.
Mâûn sûresinde:
“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar; yoksulu doyurmaya teşvik etmez.” (Mâûn, 107/1-3)
buyrulmaktadır.
Bu ayetler, insanın Allah’a karşı kulluğu ile insanlara karşı sorumluluklarının birbirinden koparılamayacağını göstermektedir. İbadetlerini yerine getirdiği hâlde güçsüzlere karşı merhametsiz davranan bir insanın dindarlığı Kur’an tarafından sorgulanmaktadır.
Beled sûresinde de insanın önündeki “sarp yokuşu” aşmasından bahsedilir ve bunun yollarından biri şöyle açıklanır:
“Yakınlığı olan bir yetimi yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.” (Beled, 90/14-16)
Bu açıdan bakıldığında bir yetimin sofrasına katkıda bulunmak, yalnızca sosyal yardım değildir; Allah’ın rızasına ulaştıran salih amellerden biridir.
Yetim Büyüyen Bir Peygamber
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yetimler konusundaki hassasiyetini anlayabilmek için onun çocukluk yıllarını hatırlamak gerekir.
Resûlullah, dünyaya gelmeden önce babası Abdullah’ı kaybetti. Altı yaşlarında annesi Âmine vefat etti. Bir süre dedesi Abdülmuttalib’in himayesinde yaşadı. Yaklaşık sekiz yaşındayken dedesinin de vefat etmesi üzerine amcası Ebû Tâlib tarafından himaye edildi.
Dolayısıyla insanlığa rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.s.), daha küçük yaşlarda babasızlığın ve annesizliğin ne anlama geldiğini yaşayarak öğrenmişti.
Duhâ sûresinde onun bu hayat tecrübesinin hatırlatılmasının ardından yetimin ezilmemesinin emredilmesi son derece anlamlıdır.
Hz. Peygamber’in yaşadığı yetimlik, onun şahsında ümmete bir merhamet ve sorumluluk ahlâkı olarak dönmüştür.
“Ben ve Yetimi Himaye Eden Cennette Böyleyiz”
Hz. Peygamber (s.a.s.), yetime sahip çıkan kimsenin Allah katındaki derecesini son derece çarpıcı bir benzetmeyle açıklamıştır.
İşaret parmağı ile orta parmağını yan yana getirerek:
“Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette işte böyleyiz.”
buyurmuştur. (Buhârî, Edeb, 24)
Bu hadis, yetim hizmetinin İslam’daki yerini ortaya koyan en güçlü müjdelerden biridir.
Resûlullah’a cennette yakın olmanın yollarından biri, dünyada bir yetime yakın olmaktır.
Bir yetimin eğitimine yardımcı olmak, hastalığında yanında bulunmak, bayramda sevindirmek, sofrasını paylaşmak, geleceğini düşünmek, kendisini yalnız hissettiğinde elinden tutmak ve hayat mücadelesinde ona destek olmak bu himayenin farklı biçimleridir.
Yetime sahip çıkmak sadece belli zamanlarda yapılan bir yardım faaliyeti değil, uzun soluklu bir gönül birlikteliğidir.
En Hayırlı Evlerden Biri: Yetimin İyilik Gördüğü Ev
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Müslümanların evleri içerisinde en hayırlı ev, içinde kendisine güzel davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mâce, Edeb, 6)
Hadiste dikkat çeken husus, yetimin sadece evde bulunması değil, ona güzel davranılmasıdır.
Dolayısıyla bir yetime sahip çıkmak; ona bir oda, yatak veya yemek vermekten ibaret değildir.
Ona sevgi göstermek, aile içinde dışlamamak, diğer çocuklardan ayırmamak, eğitimine önem vermek, kişiliğini geliştirmek ve geleceğe hazırlanmasına yardımcı olmak gerekir.
Yetim, kendisine merhamet gösterilen fakat sürekli acınan bir çocuk değil; ailenin ve toplumun değerli bir ferdi olduğunu hissetmelidir.
Merhamet Kalbi de Eğitir
Hz. Peygamber’in yetimlere yönelik tavsiyelerinde yalnızca yetimin iyiliği değil, yardım eden kişinin manevî eğitimi de vardır.
Rivayetlerde, kalbinin katılığından şikâyet eden kimselere yetime merhamet etmeleri, başını okşamaları ve yoksulu doyurmaları tavsiye edilmiştir.
Çünkü merhamet yalnızca karşıdaki insana yapılan bir iyilik değildir. Merhamet eden insanın kendi kalbi de değişir ve güzelleşir.
Yetimin başına uzanan şefkatli bir el, aslında sahibinin kalbine de dokunur.
Bir yetimin sevincine vesile olan insan, aynı zamanda kendi insanlığını, vicdanını ve merhamet duygusunu diri tutar.
Hz. Peygamber’in Çocuklara Muamelesi
Resûlullah’ın yetimlere yaklaşımını çocuklarla olan genel münasebetinden ayrı düşünmemek gerekir.
Enes b. Mâlik (r.a.) henüz çocuk denilebilecek yaşlarda Hz. Peygamber’in yanında bulunmuş ve yaklaşık on yıl ona hizmet etmiştir. Enes, Resûlullah’ın kendisine hiçbir zaman kaba davranmadığını, yaptığı veya yapmadığı bir iş sebebiyle kendisini incitmediğini anlatmaktadır.
Bu örnek İslam eğitim anlayışı açısından son derece önemlidir.
Çocuğu eğitmek, şahsiyetini ezmek değildir.
Çocuğa yanlışını göstermek, onu aşağılamak değildir.
Hele anne veya babasını kaybetmiş bir çocuğun gönlü çok daha hassas olabilir. Küçük yaşta yaşanan bir dışlanma, küçümseme veya incitici söz yıllarca unutulmayabilir.
Bu nedenle yetimlere karşı kullanılacak dilin de merhametli olması gerekir.
Hz. Ca‘fer’in Çocuklarına Gösterilen Şefkat
Hz. Peygamber’in yetimlere yönelik şefkatinin dikkat çekici örneklerinden biri de Mûte Savaşı’nda şehit olan Hz. Ca‘fer b. Ebû Tâlib’in çocuklarıyla ilgilenmesidir.
Abdullah b. Ca‘fer’den nakledilen rivayette, Hz. Peygamber’in Ca‘fer ailesine üç gün süre tanıdığı, ardından yanlarına giderek çocukların getirilmesini istediği anlatılmaktadır. Çocuklar Resûlullah’ın huzuruna getirildiğinde onları sevgiyle karşılamış, bir berber çağırarak saçlarının tıraş edilmesini emretmiştir. Bu rivayet Nesâî’de yer almaktadır.
Bu hadise bazı anlatımlarda, “Çocuklarını kendi evine aldı, saçlarını bizzat tıraş ettirdi.” şeklinde özetlenmektedir. Rivayetin özünde, babalarını kaybeden çocukların Hz. Peygamber’in yakın ilgisi ve himayesi altına alınması vardır.
Başka rivayetlerde de Resûlullah’ın Abdullah b. Ca‘fer’in elinden tutarak onun için dua ettiği ve Ca‘fer ailesinin geleceğiyle yakından ilgilendiği nakledilmektedir.
Bu örnek, bir baba vefat ettiğinde geride kalan çocukların yalnızca kendi ailesinin değil, aynı zamanda toplumun da emaneti olduğunu göstermektedir.
Yetimi Korumak Sadece Maddî Yardım Değildir
Günümüzde “yetime sahip çıkmak” denildiğinde çoğu zaman akla maddî yardım gelmektedir. Maddî destek elbette son derece önemlidir; ancak yetimin ihtiyacı bununla sınırlı değildir.
Bir yetimin barınmaya, eğitime, güven duygusuna, sevgiye, ilgiye ve dinlenilmeye ihtiyacı vardır. Bayram sevincini paylaşacak, başarısıyla gurur duyacak, sıkıntısında yanında duracak ve hayatında örnek alabileceği güvenilir insanlara ihtiyaç duyar.
Belki de hepsinden önemlisi, acınan bir insan değil, değer verilen bir insan olduğunu hissetmeye ihtiyacı vardır.
Bu bakımdan yetime yapılabilecek en güzel iyiliklerden biri, onu sürekli “yetim” kimliğiyle damgalamamak ve hayatının merkezine kaybettiği anne veya babasını değil, önünde bulunan imkânları ve geleceğini yerleştirmesine yardımcı olmaktır.
Yetimi Korumak Toplumsal Adaleti Korumaktır
Yetim meselesi yalnızca bireysel vicdan ve yardımseverlik konusu değildir. Aynı zamanda toplumsal adalet meselesidir.
Bir toplum, kendisini en savunmasız ferdine nasıl davrandığıyla da gösterir.
Yetimin hakkının rahatlıkla yenebildiği bir toplumda zamanla yoksulun, yaşlının, engellinin ve kimsesizin hakkı da kolayca çiğnenebilir.
Buna karşılık en zayıf durumda bulunan insanların hukukunu titizlikle koruyan bir toplum, adalet ve merhamet duygusunu bütün fertlerine yayabilir.
Bu sebeple yetime sahip çıkmak toplumun vicdanını korumaktır.
Bugün Biz Ne Yapabiliriz?
Yetime sahip çıkmak için herkesin aynı imkâna sahip olması gerekmez. Her insan kendi şartları içerisinde bir yetimin hayatına dokunabilir.
Bir kişi maddî destek sağlayabilir; bir başkası eğitim masrafına katkıda bulunabilir. Bir başkası okul ihtiyaçlarını karşılayabilir, meslek edinmesine yardımcı olabilir veya bayram günlerinde kendisini yalnız hissetmemesini sağlayabilir.
Bazen yetim bir çocuğa yapılabilecek en büyük yardım, onun annesine veya ailesine destek olarak mevcut yuvasının ayakta kalmasına katkıda bulunmaktır.
Bazen de sadece dinlemek, sevgi göstermek, güzel söz söylemek ve yalnız olmadığını hissettirmek büyük bir iyiliktir.
Yetim hizmetinin değeri yalnızca verilen paranın miktarıyla değil, gösterilen ilgi, sadakat ve merhametle ölçülür.
Sonuç: Yetim Toplumun Emanetidir
Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in sünneti birlikte değerlendirildiğinde açıkça görülmektedir ki yetim, yalnızca yardım bekleyen bir insan değildir. O, hakkı korunması gereken bir birey ve topluma emanet edilmiş bir candır.
Yetimin malını korumak adalettir.
Gönlünü korumak merhamettir.
Eğitimine destek olmak geleceğini korumaktır.
Onurunu muhafaza etmek insanlıktır.
Kendisini yalnız bırakmamak ise kardeşliktir.
Bu sebeple her insan zaman zaman kendisine şu soruları sormalıdır:
Hayatımızda sevincini paylaştığımız bir yetim var mı?
Soframızda onun için bir yer var mı?
Kazancımızda onun için bir pay var mı?
Dualarımızda onun için bir cümle var mı?
Ve en önemlisi, gönlümüzde onun için bir yer var mı?
Bir yetimin yüzündeki tebessüm bazen Allah’ın rızasına açılan bir kapı, bir yetimin duası insanın hayatına ulaşan büyük bir bereket olabilir.
Hz. Peygamber’in müjdesi ise bu sorumluluğun değerini tek başına anlatmaya yeter:
“Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette böyleyiz.”
Kaynaklar
Kur’an-ı Kerim: Nisâ, 4/6, 10; Duhâ, 93/6, 9; Beled, 90/14-16; Mâûn, 107/1-3.
Buhârî, el-Câmiʿu’s-Sahîh, Edeb, 24.
İbn Mâce, es-Sünen, Edeb, 6.
Nesâî, es-Sünen, Zînet, “Çocukların Başlarının Tıraş Edilmesi”, hadis no. 5227.
Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, Abdullah b. Ca‘fer rivayetleri.


