Sislerin Ötesinde
“Sislerin ötesine” geçmek, görünen yatırım ve kalkınma söylemlerinin arkasındaki toplumsal bedeli fark etmektir.
Hacıbektaşoğlu, Karadeniz’in sisli vadilerini yalnızca bir roman mekânı olarak değil; doğayla sermaye, yerel halkla siyasi iktidar arasındaki çatışmanın sahnesi olarak kullanıyor.
Sislerin Ötesinde, Trabzon’un Solaklı Vadisi’nde hidroelektrik santral projelerine karşı verilen çevre mücadelesini merkezine alan belgesel nitelikli bir romandır. Gerçek olaylardan ve yazarın kişisel tanıklıklarından hareket eden eser, bir vadinin korunma mücadelesini daha geniş bir toplumsal anlatıya dönüştürür.
Bir derenin hikâyesi
Romanın merkezinde doğayla iç içe yaşayan insanların, vadilerini değiştirecek projeler karşısında gösterdikleri direnç bulunur. Buradaki dere yalnızca akan bir su değildir; bölgenin hafızasını, geçim kaynaklarını ve ortak yaşamını temsil eder.
HES projeleri ise romanda basit bir teknik yatırım olarak görülmez. Bu projelerle birlikte köylülerin yaşadıkları topraklar üzerindeki söz hakkı da tartışmaya açılır. Böylece doğanın kime ait olduğu ve onun geleceği hakkında kimin karar vereceği, anlatının temel sorularından biri hâline gelir.
Hacıbektaşoğlu çevre sorununu yalnızca ağaçların ve derelerin korunmasıyla sınırlamaz. Doğanın savunulmasını insanın kendi hayatına ve geleceğine sahip çıkması olarak değerlendirir.
Kişisel hafızadan toplumsal mücadeleye
Eserin önemli özelliklerinden biri, yazarın kendi hayatından ve mücadele deneyimlerinden izler taşımasıdır. Çocukluğu Karadeniz’de geçen Hacıbektaşoğlu; çay bahçelerini, taş duvarlı okulları ve bölgenin gündelik hayatını içeriden bir bakışla anlatır.
Bu kişisel hafıza, romana güçlü bir sahicilik kazandırır. Anlatılan mekânlar dışarıdan gözlemlenmiş bir manzara gibi değil, içinde yaşanmış ve uğruna mücadele edilmiş yerler olarak görünür.
Roman yalnızca Solaklı Vadisi’nde kalmaz. İstanbul’un arka sokaklarına ve Munzur’un sularına uzanarak farklı bölgelerdeki toplumsal mücadeleler arasında bağ kurar. Böylece yerel bir çevre direnişi, Türkiye’nin ortak doğa ve demokrasi sorunlarının parçasına dönüşür.
Doğa ve insan arasındaki bağ
Kitabın güçlü düşüncelerinden biri, insanı doğadan ayrı görmemesidir. Derenin kuruması yalnızca ekolojik bir kayıp değildir; bölge insanının geçmişiyle, üretim biçimiyle ve kültürüyle bağının kopması anlamına gelir.
Bu nedenle romandaki mücadele, doğayı uzaktan seven insanların romantik çabası değildir. Köylüler kendi hayat alanlarını ve geleceklerini korumaya çalışır. Doğayla kurdukları bağ, ekonomik olduğu kadar duygusal ve kültüreldir.
Kitabın adındaki sis de bu bakımdan anlamlıdır. Sis bir yandan Karadeniz coğrafyasını temsil ederken diğer yandan gerçeklerin üzerini örten belirsizliği çağrıştırır. “Sislerin ötesine” geçmek, görünen yatırım ve kalkınma söylemlerinin arkasındaki toplumsal bedeli fark etmektir.




