
Güçlülerin Hesap Vermekten Kaçmasına Yardım Etmek
"Gerçek adalet, yalnızca güçsüzlerin yargılandığı değil, en güçlülerin de hesap vermek zorunda olduğu bir dünyada mümkündür." Jordan Liz yazdı..
Jordan Liz | 14 Ekim 2026
Trump yönetimi, kısa süre önce Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (UCM) adeta “tuğla tuğla” yıkmayı hedefleyen yeni bir yaptırım paketi açıkladı.
Açıkça belirtmek gerekir ki bu yaptırımların amacı ABD vatandaşlarını korumak değil. Trump yönetimi, kendisini ve İsrail'i olası hukuki sorumluluklardan korumak için uluslararası adalet sisteminin temel kurumlarından birini etkisiz hale getirmeye çalışıyor.
Washington'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne Baskısı
Aralık 2025'te Reuters tarafından yayımlanan bir habere göre Trump yönetiminden bir yetkili, Washington'ın Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne kuruluş belgesini değiştirmesi için baskı yaptığını ileri sürdü.
Yönetimin talebi, mahkemenin Başkan Donald Trump'ı veya üst düzey ABD yetkililerini hiçbir koşulda soruşturamayacak şekilde yeniden yapılandırılmasıydı.
Washington ayrıca mahkemenin, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu dahil İsrailli liderlere yönelik soruşturmaları durdurmasını ve ABD askerlerinin Afganistan'da işlediği iddia edilen savaş suçlarına ilişkin soruşturmayı resmen sonlandırmasını istedi. Söz konusu Afganistan soruşturması 2020'de başlatılmış, 2021'de ise askıya alınmıştı.
Trump yönetimi, taleplerinin karşılanmaması halinde UCM'ye yeni yaptırımlar uygulayacağı tehdidinde bulunmuştu. Son yaptırım kararları, bu tehditlerin uygulamaya geçirildiğini gösteriyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Yetkisi Nerede Başlıyor?
Ne Amerika Birleşik Devletleri ne de İsrail, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kuruluş antlaşması olan Roma Statüsü'ne taraf.
Bu nedenle mahkemenin, söz konusu ülkelerin vatandaşları tarafından işlenen bütün suçlar üzerinde sınırsız ve genel bir yargı yetkisi bulunmuyor. Bu durum askerler, polisler, sınır devriyesi görevlileri, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) personeli ve seçilmiş yetkililer için de geçerli.
Ancak UCM'nin savunduğu hukuki ilke farklı: Roma Statüsü'ne taraf bir devletin topraklarında işlenen ve mahkemenin görev alanına giren suçlar, failin vatandaşlığına bakılmaksızın belirli koşullarda soruşturulabilir.
Dolayısıyla mahkeme, yalnızca ABD topraklarında meydana gelen ve başka bir yetki dayanağı bulunmayan ICE görevlilerinin silahlı saldırılarını soruşturamazken, Filistin topraklarında İsrail tarafından işlendiği iddia edilen soykırım ve diğer uluslararası suçları ya da ABD askerlerinin Afganistan'da işlemiş olabileceği savaş suçlarını soruşturma yetkisine sahip olabilir.
Bunun nedeni, Afganistan ve Filistin'in Roma Statüsü'ne taraf olmasıdır.
İran ve Küba Neden Farklı Bir Konumda?
İran, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf değil. Bu nedenle, başka bir hukuki yetki dayanağı bulunmadığı sürece, Trump yönetiminin İran'da işlediği iddia edilen savaş suçları UCM'nin olağan ülkesel yargı yetkisinin dışında kalıyor.
Bu iddialar arasında bir kız okulunun, bir spor merkezinin ve konut binalarının bombalanması da bulunuyor. Eylül 2026'da Reuters tarafından aktarılan Birleşmiş Milletler bulguları, ABD'nin İran'daki askeri faaliyetleriyle ilgili olası savaş suçları iddialarını gündeme taşıdı.
Benzer bir hukuki durum Küba için de geçerli. Küba da Roma Statüsü'ne taraf olmadığından, mahkemenin ülke topraklarında işlendiği iddia edilen suçlar üzerindeki yetkisi sınırlı.
Bu örnekler, uluslararası ceza adaletinin yalnızca suçların ağırlığına değil, aynı zamanda devletlerin antlaşmalara taraf olup olmamasına ve mahkemenin hukuki yetki koşullarına bağlı olduğunu gösteriyor.
Uluslararası Hukukun Yerine Güç Siyaseti mi?
Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin sözde yetki aşımını ve adaletsiz uygulamalarını eleştirirken onun yerine geçebilecek bağımsız ve güvenilir bir uluslararası yargı mekanizması önermiyor.
Bu eksiklik tesadüfi değil.
İster UCM'yi etkisizleştirmeye yönelik yaptırımlar, ister ABD'nin 60'tan fazla uluslararası kuruluştan çekilmesi, isterse ABD'nin müttefiklerine yönelik ilhak tehditleri olsun, bu politikaların ortak bir yönü bulunuyor.
Amaç, kurallara dayalı uluslararası düzeni zayıflatmak ve onun yerine gücün belirleyici olduğu bir anlayışı yerleştirmek.
Başka bir ifadeyle, uluslararası hukukun üstünlüğü yerine “güçlü olan haklıdır” ilkesini hâkim kılmak.
Bu anlayış, Trump ve müttefiklerinin siyasi, askeri ve ekonomik güçlerini kullanırken sonuçlarından endişe etmeyecekleri bir dünya düzeninin önünü açabilir.
Oysa uluslararası hukuk, özellikle güçlü devletlerin keyfî uygulamalarını sınırlandırmak için gereklidir. Kanada Başbakanı Mark Carney'nin Davos 2026 konuşmasında gündeme getirdiği kurallara dayalı uluslararası düzen tartışması da bu açıdan önem taşıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Neden Korunmalı?
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin varlığı bile başlı başına önemli bir tarihsel kazanım.
120'den fazla devletin, siyasi liderlerin kişisel çıkar ve hırslarının üzerinde ortak bir hesap verebilirlik çerçevesine gönüllü olarak katılması, demokrasi ve uluslararası ilişkiler açısından dikkate değer bir başarı.
Bu sistemin temelinde, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu gibi en ağır uluslararası suçların cezasız kalmaması gerektiği düşüncesi bulunuyor.
Elbette mahkeme kusursuz değil.
UCM, kuruluşundan bu yana bazı önemli başarılar elde etmiş olsa da uluslararası adaletin seçici uygulanması konusunda ciddi eleştirilerle karşı karşıya.
Uluslararası Af Örgütü gibi insan hakları kuruluşları da uluslararası ceza adaletinde çifte standartların kabul edilemeyeceğini uzun süredir vurguluyor.
Ukrayna, Afganistan ve Irak: Çifte Standart Tartışması
Rusya'nın Ukrayna'yı geniş çaplı işgalinin ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi olağanüstü bir hızla harekete geçti.
Mahkeme, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rus yetkililer tarafından işlenmiş olabilecek savaş suçlarını araştırmak amacıyla kapsamlı bir soruşturma başlattı.
Bu süreç, uluslararası ceza adaletinin etkili biçimde işletilebileceğini gösterdi.
Ancak aynı kurumun ABD'nin Afganistan'daki olası savaş suçlarına ilişkin soruşturmaları öncelik sıralamasında geri plana atması ve İngiliz askerlerinin Irak'ta işlediği iddia edilen savaş suçları hakkında soruşturma açmama kararı vermesi, ciddi soru işaretleri doğurdu.
Uluslararası adaletin güvenilirliği, benzer nitelikteki suç iddialarının hangi devlet tarafından işlendiğine bakılmaksızın aynı hukuki titizlikle değerlendirilmesini gerektirir.
Rusya'nın Ukrayna'daki eylemleri soruşturulurken ABD'nin Afganistan'daki veya İngiltere'nin Irak'taki eylemlerinin yeterince incelenmemesi, mahkemenin tarafsızlığına yönelik eleştirileri güçlendiriyor.
Bunlar göz ardı edilemeyecek ciddi sorunlar.
Ancak çözüm, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni ortadan kaldırmak değil.
Özellikle de bunun alternatifi, uluslararası toplumu en güçlü devletlerin ya da Trump'ın Barış Kurulu gibi milyarderlerin etkili olduğu yapıların takdirine bırakmak olacaksa.
Çözüm: Daha Güçlü ve Daha Adil Uluslararası Kurumlar
Uluslararası toplumun ihtiyacı, hesap verebilirlik mekanizmalarını ortadan kaldırmak değil, onları daha bağımsız, daha etkili ve daha adil hale getirmek.
Küresel kurumlar yalnızca ağır uluslararası suçları işleyenlerin cezalandırılmasını sağlamakla sınırlı kalmamalı.
Aynı zamanda mağdurların zararlarının giderilmesi, haklarının korunması ve uğradıkları haksızlıklar karşısında etkili tazminat mekanizmalarına erişebilmeleri için birlikte çalışmalı.
Bunun da ötesinde, uluslararası adalet sisteminin nihai hedefi, insanlığa karşı suçların ve diğer ağır uluslararası suçların bir daha tekrarlanmamasını sağlayacak koşulları oluşturmak olmalı.
Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin eksiklikleri giderilmeli, çifte standartlar ortadan kaldırılmalı ve hiçbir devletin siyasi ya da askeri gücü nedeniyle hukuki denetimden muaf tutulamayacağı bir düzen güçlendirilmeli.
Çünkü gerçek adalet, yalnızca güçsüzlerin yargılandığı değil, en güçlülerin de hesap vermek zorunda olduğu bir dünyada mümkündür.
Kaynak: Jordan Liz, “Helping the Powerful Escape Accountability”, OtherWords, 14 Ekim 2026.
Özgün makale: https://otherwords.org/helping-the-powerful-escape-accountability/
Editör Notu: Metin, özgün içeriğe bağlı kalınarak Türkçe yayın ilkeleri doğrultusunda düzenlenmiştir.


