
Ölüm Eşit Davranmaz
.
Bir kentin duvarlarına çizilen sofralarla o kentte yaşayanların sofraları aynı değildir. Antik Mısır’ın başkenti Amarna’da tapınak ve saray tasvirleri ekmekle, etle, bollukla doluydu. Mezarlardan çıkarılan iskeletlerse başka bir hayatı görünür kıldı: Çocukluktan başlayan beslenme yetersizliğinin ve ağır yaşam koşullarının izlerini.
Yüzyıllar sonra Basel’de, veba salgını sırasında ölenlerin kalıntıları da benzer bir hikâye anlattı. Bazı bedenlerde zorlu emeğin, hastalıkların ve uzun süreli yoksunluğun işaretleri vardı. Salgın bir anda gelmişti; fakat herkes onu aynı koşullarda karşılamamıştı. Geçinmek için çalışmayı sürdüren, kalabalık yerlerde yaşayan ve bakıma erişmekte zorlanan insanların korunma imkânı daha dardı.
Bu iki kentin mezarları tek başına kimin neden öldüğünü söylemez. Yine de tarihin görkemli yüzünün ardında kalan bir soruyu önümüze koyar: İnsanlar hastalık kapıya dayanmadan önce nasıl yaşıyordu?
Bir salgının öyküsü yalnızca mikrobun öyküsü değildir. O öyküde ücret, barınma, beslenme ve bakım da vardır. Ölüm karşısındaki eşitsizliği anlamak için önce hayatın içindeki eşitsizliğe bakmak gerekir.


