Kültür - Sanat

Yıldızların Altında Gazoz Kokulu Geceler

"Birkaç sandalye ve birlikte bakılacak bir gökyüzü yeter." Derya İz yazdı..

25 Ekim 20262 dk okuma

Bugün sinemaya gitmek çoğu zaman bir alışveriş merkezine girmek, birkaç kat çıkmak ve klimalı bir salonda yerini almak demek. Perde büyüdü, ses berraklaştı, koltuklar rahatladı. Yine de eski bir yazlık sinema fotoğrafına bakınca insanın aklına filmin kendisinden önce başka şeyler geliyor: Tahta sandalyeler, çekirdek sesleri, açılan bir gazozun tıslaması ve başımızın üstündeki gökyüzü.

Yazlık sinemada gece, film başlamadan çok önce başlardı. Mahallede hangi filmin oynayacağı duyulur, evlerde akşamın hazırlığı yapılırdı. Kimi yanına minder alır, kimi bir kese kâğıdına çekirdek doldururdu. Hava serinlemeye başlayınca herkes aynı yöne yürürdü. O yürüyüş bile gecenin bir parçasıydı; yolda komşuya rastlanır, selam verilir, filmin iyi olup olmadığı üzerine ilk tahminler yapılırdı.

Bahçeye girince insan önce kendine bir yer arardı. Sandalyeler sıralanmış, beyaz perde karşıya gerilmiş olurdu. Birkaç sıra öteden tanıdık bir ses seslenir, çocuklar büyüklerinin yanına oturtulurdu. Gazoz kapağı açılır, son konuşmalar yapılırdı. Projektör çalışıp ışığı perdeye vurduğunda ise bütün bahçenin dikkati bir noktada toplanırdı.

Perdede Yeşilçam’ın yüzleri belirirdi. Tarık Akan’ın bir gülümsemesi, Münir Özkul’un bir sözü, Kemal Sunal’ın tek bakışı kalabalıkta karşılığını bulurdu. Bir sahnede yan yana gülen insanlar, başka bir sahnede sessizleşirdi. Filmin en güzel yanı belki de buydu: Duygular salondaki herkesin arasında dolaşırdı. Yanındaki kişiyi tanımasan bile onun kahkahasını duyar, aynı anda perdeye dalardın.

Film bitince gece hemen bitmezdi. Işıklar yanar, sandalyeler gıcırdayarak boşalır, herkes yavaş yavaş kapıya yönelirdi. Eve dönerken en sevilen sahne anlatılır, bir oyuncunun sözü tekrarlanır, filmin sonu üzerine tartışılırdı. Gökyüzü hâlâ oradaydı. Perdenin önünde başlayan hikâye, mahalle sokaklarında biraz daha sürerdi.

Zamanla evlerde televizyonlar çoğaldı, şehirlerde boş arsalar azaldı. Pek çok yazlık sinema kapandı; yerlerinde başka binalar yükseldi. Bugün bir filmi eskisinden çok daha iyi görüntü ve sesle izleyebiliyoruz. Ama o fotoğraflara bakarken özlediğimiz yalnızca eski filmler değil. Bir yaz akşamını komşularla paylaşmayı, yabancı biriyle aynı anda gülmeyi, film çıkışı eve gitmek için acele etmemeyi de özlüyoruz.

Belki yazlık sinemaların hatırlattığı şey çok basit: Bazen güzel bir gece için bir perde, birkaç sandalye ve birlikte bakılacak bir gökyüzü yeter.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Kültür - Sanat
Levent Gümüş21 Ekim 20261 dk okuma

“Düşünen İnsanların Sustuğu Bir Ülke”

Kültür - Sanat
Derya İz18 Ekim 20264 dk okuma

Bir göçün hikayesi

Kültür - Sanat
Kültür Sanat Servisi8 Ekim 20264 dk okuma

Bakırın ve Gazelin Sesi: Kazancı Bedih