
Tıbbi Gül
"Gülün büyüleyici kokusundan geleneksel şifa arayışlarına uzanan, yüzyılların mirası…" Dr. Biyoloğ Tugçe Ağba Sevencan yazdı..
Güller, çok uzun yıllardır araştırmalara konu olmuş, çiçek denilince akla ilk gelen gruplardan biri olarak bilinir.
Dünya genelinde yaklaşık 20 bin civarında gül türü tespit edilmiştir. Bunların bir kısmı yerel olarak doğal floralarda yetişebilirken bir kısmı çoğaltılmış ya da melezleştirilmiştir. Tanımlanan ilk gül, koyu pembe-kırmızı çiçekli, kokulu ve etken madde değerleri yüksek Rosa gallica türü olarak bilinir.
Koruyucu ya da tedavi edici bitkiler içerisinde yağ, esans ve hidrosol elde edilen tür genellikle Rosa × damascena (Isparta gülü) olarak bilinir. Bu tür, Rosa gallica ile Rosa phoenicia ve Rosa moschata türlerinin melezlenmesiyle elde edilmiştir. Ancak uzun yıllar içerisinde çoğaltılıp üretimi yapıldığından, özellikle Türkiye ve Bulgaristan’da yerel tür olma koşullarını sağlamıştır.
Eski dönemlerde, yaşam alanlarının etrafında ve bahçelerde şifa amacıyla kurulan ekim alanlarında gül türlerine özellikle yer verilmekteydi. Geleneksel olarak gül petalleri (renkli çiçek yaprakları) birçok alanda kullanılmıştır. Hoş kokusu ve tadı sebebiyle her dönemde öncelikle gıdada tercih edilmiştir.
Osmanlı saray mutfağı reçetelerinde hemen hemen her tatlı ve şerbette gül yapraklarına rastlanmaktadır. Örneğin, “gülbeşeker”, gül yapraklarının şekerle ovulması ve güneşte bekletilmesiyle elde edilen bir karışımdır. Geleneksel olarak mide sorunları ve rahat uyku için geceleri, uyku öncesinde bir kaşık tüketilmiş ya da suyla karıştırılarak çay şeklinde kullanılmıştır.
Gül yapraklarının kurutulup öğütülmesiyle elde edilen toz, çıban ve yaralara uygulanarak tedavi amacıyla kullanılmıştır. Yine aynı şekilde elde edilen toz, kadınların cilt ve vücut bakımlarında, hatta allık ve ruj gibi kozmetik ürünlerinde değerlendirilmiştir.
Geleneksel olarak gül yapraklarının, özellikle bakır imbiklerde damıtılmasıyla (distilasyon) gül yağı ve gül suyu (hidrosol) elde edilmiştir.
Aromaterapi (koku ile tedavi) çalışmalarında, gül yağının beyin frekansına en uyumlu yağ olduğu belirtilmiştir. Bu sebeple gül yağı, özellikle nörolojik çalışmalarda koruyucu veya tedavi edici olarak kullanılabilmektedir.
Burada belirtmemiz gereken en önemli şey, kullanılan gül yağının saf, katkısız ve tedaviye yönelik olmasıdır. Piyasada satılan birçok ürünün maalesef sentetik ya da karışım olduğu görülmektedir. Kullanımdan önce mutlaka araştırma yapılmalı ve tedaviye uygun markalar tercih edilmelidir.
Günlük rutinde enerji düşüklüğü, hafif depresif durumlar ya da anksiyete hâllerinde gül yağı koklamanın olumlu yönde değişikliklere neden olduğu, çalışmalarda belirtilmiştir. Bunun dışında gül yağı, belirli oranlarda zona ve el-ayak-ağız hastalığı gibi viral cilt sorunlarında da kullanılabilmektedir.
Yağı alınmamış gül suyu ise tonik ve yıkama suyu şeklinde, temizleyici olarak kullanılabilmektedir.
Önerilen yağların doğru bitki türünden, doğru yöntemle elde edilmiş ve tedaviye yönelik olması çok önemlidir.
Gebelerin, kronik rahatsızlığı olanların ve ilaç kullananların bu ürünleri kullanmaması önerilir.
Bilgiler öneri amaçlıdır. Etkiler kişiye göre değişebilmektedir.


