
Ahdnâme ve İslamiyet’in Nûru -4
4. Bölüm: Ahdnâme ve İslamiyet’in Nûru
Sabıkan İcmali (3. Bölümün Özeti):
Geçen kelâmımızda beyân eylediğimiz üzere; ne Katolik Garp’ın ne de Ortodoks Şark’ın hâkimiyetine bütünüyle teslim olan Bosna halkı, inançlarını ve hürriyetlerini korumak için asırlarca bu sarp dağlarda mücadele etmişti. Bosna Kilisesi mensupları da dinî baskılardan nasibini almış, bu toprakların kadim mezar taşları olan Steçaklar ise farklı inançların ve nesillerin hatıralarını bugüne taşımıştı. Garp dünyasının Haçlı seferleri, Macar krallarının istilaları ve bitmek bilmeyen dinî mücadeleler, Bosna Krallığı’nı artık uçurumun kenarına getirmişti.
Mürekkeb-i divîtim bugün, 1463 senesinin baharında Bosna dağlarında yankılanan at nallarıyla birlikte bu topraklarda yeni bir devrin başlangıcını fâş eyleyecektir.
Cihanı titreten ulu hükümdar Fatih Sultan Mehmed Han, ordusuyla bu yalçın coğrafyaya girdiğinde Bosna Krallığı son günlerini yaşıyordu. Krallığın önemli kalelerinden Jajce Osmanlı hâkimiyetine geçmiş, dağlar yeni bir nizamın habercisi olmuştu. Lakin aynı yılın sonlarında Macarların Jajce’yi geri alması, bu topraklardaki mücadelenin henüz bitmediğini gösterecekti.
Fatih Sultan Mehmed Han, Bosna’nın fethinde yalnızca kılıcının kudretini değil, devlet idaresindeki anlayışını da ortaya koydu. Milodraz ovasında Bosnalı Fransisken rahiplerine verilen 1463 tarihli Ahdnâme, bu anlayışın en mühim vesikalarından biri oldu.
Cihan sultanı, Bosnalı Katolik ruhbanların canlarını, mallarını ve kiliselerini koruma altına alıyordu. Ahdnâmenin hükmü açıktı:
"Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntı vermeyecektir."
Bu ferman, yalnızca din adamlarına verilmiş bir güvence değildi. Farklı bir inancın mensuplarının Osmanlı idaresi altında varlıklarını sürdürebileceklerini ilan eden tarihî bir taahhüttü. Elbette bu taahhüdün sonraki asırlarda her zaman eksiksiz uygulandığını söylemek mümkün değildir. Yine de Fatih’in Bosnalı Fransiskenlere tanıdığı koruma, Osmanlı tarihinin dikkat çekici hadiselerinden biri olarak kaldı.
Bosna’nın İslamiyet’le tanışması da işte bu büyük siyasi ve toplumsal değişimin içinde gelişti.
Asırlardır farklı dinî geleneklerin bir arada bulunduğu bu topraklarda İslamiyet giderek yayıldı. Bosna Kilisesi mensuplarının İslamiyet’e yakınlık duyduğu ve bu sebeple topluca Müslüman olduğu yönünde anlatılar günümüze kadar ulaştı. Lakin tarihî kayıtlar, meselenin bundan daha geniş ve karmaşık olduğunu göstermektedir.
İslamiyet’in yayılışı bir günde, bir yılda yahut yalnızca bir topluluğun ihtidasıyla gerçekleşmedi. Katolik, Ortodoks ve diğer yerel dinî çevrelerden insanların da dâhil olduğu bu süreç, nesiller boyunca devam etti. Dinî tercihler kadar siyasi şartlar, toplumsal ilişkiler, şehir hayatı ve yeni idari düzen de bu değişimde rol oynadı.
Böylece Bosna’da İslamiyet kök saldı. Camiler, medreseler, tekkeler ve vakıflar kuruldu. Saraybosna başta olmak üzere şehirler yeni bir çehre kazandı. Osmanlı devlet hizmetinde yetişen Bosnalı paşalar, vezirler ve kumandanlar imparatorluğun idaresinde mühim vazifeler üstlendiler.
Bu gelişmeler, Müslüman Boşnak toplumunun tarihî kimliğinin şekillenmesinde derin izler bıraktı.
Bosna’nın dağlarında artık ezan sesleri de yükseliyordu. Kilise çanları ise susmuş değildi. Farklı dinlerin mensupları aynı şehirlerde, aynı çarşılarda, kimi zaman yan yana, kimi zaman da kendi cemaatlerinin sınırları içerisinde yaşamlarını sürdürdüler.
Her devir bütünüyle huzur içinde geçmedi. Savaşlar, siyasi çekişmeler ve dinî anlaşmazlıklar Bosna’yı zaman zaman sarstı. Buna rağmen Osmanlı idaresi altında geçen dört asrı aşkın dönem, bu coğrafyanın şehirlerini, kültürünü, mimarisini ve insanlarını derinden değiştirdi.
İstanbul ile Bosna arasında yalnızca devlet idaresine dayanan bir bağ kurulmadı. İlim, ticaret, askerlik, edebiyat ve gündelik hayat üzerinden gelişen kuvvetli bir münasebet ortaya çıktı.
Lakin hiçbir saltanat ebedî değildi.
Asırlar boyunca Osmanlı sancağının dalgalandığı Bosna topraklarında, zamanla başka devletlerin hesapları görülmeye başlandı. İmparatorluğun Avrupa’daki kudreti zayıfladıkça Bosna’nın geleceği de büyük devletlerin pazarlık konusu hâline geldi.
Nihayet 1878 senesinde Avusturya-Macaristan işgali başladı. 1908'de ise Bosna-Hersek resmen ilhak edildi.
Peki, asırlarca Osmanlı idaresinde kalan Bosna, Avusturya-Macaristan hâkimiyetine nasıl girdi? Bu topraklarda Osmanlı mirasına bağlı kalan insanların mücadelesi ne oldu? Hilalin altında tutulan son nöbet hangi hadiselerle sona erdi?
5. Bölüm: Hilalin Altındaki Son Nöbet
Haftaya burada.


