
‘Emanete İhanet’in Bedeli
Bahadır Kurbanoğlu yazdı..
Yönetim ve beytülmal anlamlarına gelen ve Vahy-i Mübin’de altı yerde geçen “Emanet” nosyonu, olgusu, emri ile ilgili bolca nas var. Hele biri var ki; onunla her cuma namazında hutbelerden gök kubbe inliyor:
“Şüphesiz ki Allah, emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletli olmanızı size emreder. Allah, bununla sizlere ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, Semî’ ve Basîr’dir.” (Nisa 58)
Gizli ya da açık, olan biteni hem “işiten” (Semî) hem de “gören” (Basîr) Allah (c.c), aynı ayette “ehliyet ve liyakat”in ve “adalet”in de altını kalın kalın çiziyor. Bir nevi “3’ü bir arada”. Her üçü de birbirine zincirleme bağlı. Biri yoksa diğerinde mutlaka bir eksiklik, bir nakısa, bir zaaf, bir sorun vardır. Birinde sorun yaşanıyorsa, diğer ikisi de sakatlanmaktadır. Biri diğerinin de sebebidir.
Herkes elbette inanmayabilir. İtikatları farklı olabilir. Ama 14 asır evvel insanlığa bu öğütlerin/emirlerin gelmiş olmasını kimse inkâr edemez! Çok şükür ki vahiy var. Çok şükür ki her şeye rağmen bir ölçümüz, ölçüler dizgemiz var. Asırlar evvel, bir nevi bizlere adeta “Yönetim meselesi ciddi bir iştir. Onu ehil olanlara tevdi edin ve her işinizde adaleti de aksatmayacağınız, onu ikame edeceğiniz bir sistem kurun! Zaten Rabbinizin gözü-kulağı da sizin yapıp eylediklerinizdedir” demektedir.
Düşünün ki “Asım’ın Nesli”ni inşa etmek amacıyla yola çıkmış olanlar sayesinde, çok daha fazla camide, mescidde, her hafta milyonlarca insanın kulağına, gönlüne, nefsine bu şiddetli uyarılarla seslenilmektedir. Evlerde, sohbet mekânlarında Müminun 8, Mearic 32 gibi ayetler uyarı konuları arasındadır:
“Onlar, (gerek Rableriyle, gerekse insanlar arasındaki ilişkilerde) emanetlerini ve sözlerini gözetirler”
Enfal 27 daha da şiddetli bir uyarı içerir:
“Ey iman edenler! Allah’a ve rasulüne hainlik etmeyin! Bile bile (kendi aranızdaki) emanetlerinize de hıyanet etmeyin”
“Emanete hıyanet” Allah ve rasulüne hainlik etmekle eş tutulmakta!
Hatta peygamberler bile (Al-i İmran 161’de, bizzat Hz. Peygamber’in kendisi) “emanete ihanet” konusunda çok şiddetli şekilde tehdit edilmektedirler! Yani onlar da böyle bir yanlışa bile isteye saparlarsa cezasının çok ağır olacağı bildirilmektedir:
“Hiçbir peygamberin emânete hıyanet etmesi asla söz konusu olamaz. Kim böyle bir haksızlık yaparsa, kıyâmet günü hıyânet ettiği şeyin günahıyla gelecektir. Sonra herkese yaptığının karşılığı tastamam ödenecek ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır”
Yani bir ülkeyi, bir beldeyi (ister kabile devleti olsun, isterse çağdaş bir demokrasi) yönetirken, yönetim işinin postulatı haline gelmiş, insanlık tecrübesine (vahyin deyimiyle “ma’ruf”a) dayalı ahlaki kuralları çiğnemeyin. (İnanmayanlar, “Allah ve rasulü” kelimelerinin yerine insanlığın üzerinde tartışmasız anlaştığı, asırların tecrübelerine dayalı “ilkeler”i koyabilirler.)
Bir dipnot da vahiyde geçen “El-ğull” kelimesiyle ilgili verelim. Müellifler, “El-ğull” kelimesine, hırsızlıkta olduğu gibi “herhangi bir şeyi gizlice almak” anlamını vermişlerdir. Onlara göre bu kelimenin kökü, “paylaşmadan önce ganimet malından çalmak” anlamını vermişlerdir.
Orijinal Yayın: Perspektif
Yazının tamamı:


