Türkiye'nin Farklı Sesleri

Bu nedir Allah aşkına!

"İnsan hayret ediyor." İsmail Tunç ilek yazdı..

30 Ekim 20262 dk okuma

Bir insanın son yolculuğunda bile ön planda olma telaşı…

Gerçekten anlamakta zorlanıyorum.

Bir cenaze töreni düşünün. Sevenleri, yakınları, yıllarca aynı yolda yürüdüğü dostları orada. Herkesin içinde bir hüzün, herkesin zihninde ayrı bir hatıra var. Kimi son kez yüzünü görmek, kimi tabutuna omuz vermek, kimi de sessizce bir Fatiha okumak istiyor.

Ama ne mümkün!

Siyasiler yine ön safta. Yine kameraların karşısında. Yine en görünür yerde.

İnsan ister istemez soruyor: Bu nasıl bir sahiplenme?

Cenazeyi ailesine, akrabalarına, yıllardır birlikte mesai yaptığı arkadaşlarına bile bırakmayan bir anlayışın izahı nedir?

Bir insanın son yolculuğunda bile ön planda olmayı kendine hak görmek nasıl bir alışkanlıktır?

Bu nasıl bir hırs, nasıl bir faydacılık, nasıl bir görgüsüzlük Allah aşkına!

Elbette siyasiler de cenazeye katılabilir. Onların da dostları, arkadaşları, sevdikleri vardır. Onlar da üzülür, dua eder, tabuta omuz verir. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Ama mesele cenazeye katılmak değil, cenazede kendine yer açma telaşıdır.

Her yerde görünmek zorunda mısınız? Her topluluğun önünde siz mi olacaksınız? Her fotoğraf karesinin merkezinde bulunmak gibi bir mecburiyetiniz mi var?

Bir gün de geride durun.

Bir gün de sözü, yeri, önceliği başkalarına bırakın.

Hiç değilse bir cenazede!

Siyasetin insanı ne kadar değiştirdiğini bazen böyle küçük görünen hadiselerde daha iyi anlıyoruz. Makam sahibi olmakla her yerde öncelik sahibi olmak birbirine karıştırılıyor. Protokol alışkanlığı öyle bir hâl alıyor ki insanın son yolculuğuna bile taşınıyor.

Oysa cenazenin protokolü olmaz. Orada makamların, unvanların, siyasi hesapların bir anlamı kalmaması gerekir.

Tabutun başında herkes eşittir.

İnsanın aklına bir de merhumun kendisi geliyor.

Acaba yaşasaydı, bu manzarayı görseydi ne derdi?

Muhtemelen her zamanki sakin, babacan ve meseleleri büyütmeden çözmeye çalışan tavrıyla hafifçe gülümserdi.

“Boş ver üstad, bunların işi bu! Biz de işimize bakalım.”

Ardından fazla oyalanmadan, kimseyi kırmadan, kendine has nezaketiyle:

“Bana müsaade üstad.”

Der, oradan ayrılırdı.

Onu tanıyanların hafızasında kalan tavır belki de tam olarak buydu.

Ne kimseyle gereksiz bir tartışmaya girer ne de böyle gösterişlerin içinde yer almak isterdi.

İnsanın ardından bıraktığı asıl şey de budur zaten. Makamı değil, insanların hafızasında kalan hâli, tavrı, dostluğu…

Cenazeler biraz da geride kalanların kendilerine bakmaları gereken yerlerdir. Bir gün o tabutun içinde kendilerinin de olacağını hatırlamaları gereken yerler.

Ama görünen o ki bazıları için ölüm bile bu telaşı durdurmaya yetmiyor.

İnsan hayret ediyor.

Bir cenazede bile geri durmayı beceremeyenler, hayatta ne zaman başkalarına yer açacak?

Bu nedir Allah aşkına!

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Felsefe - Düşünce
Prof. Dr. Hasan Boynukara30 Ekim 20266 dk okuma

Eflatun’la Oradan Buradan -1

Toplum ve İnsan
Metin Kondel30 Ekim 20265 dk okuma

Mein deutscheur freund! gece yarısı ekspresi..

Deneme
Hamza Aras30 Ekim 20264 dk okuma

İtirazım Var: İtiraza Pay Bırakmayanlara!