
Her Şeyi Bilen İnsanın Bilmediği Şey: Haddi
"İnsanın kendini ve sınırlarını bilmesi, konunun özüdür,Haddini bilmek küçülmek değildir. " Mahir Saye yazdı..
Bazı insanlar vardır, her konuda söyleyecek bir sözleri, herkese verecek bir akılları vardır. Onlara göre en doğru düşünce kendilerininki, en doğru karar kendi verdikleri karardır. Yanılabileceklerini kabul etmek istemezler. Başkalarının görüşlerini dinleseler bile çoğu zaman önemsemezler. Çünkü kendi doğrularını herkesin doğrusu olarak görmeye alışmışlardır.
Bu tür insanların en belirgin özelliklerinden biri aşırı benmerkezciliktir. Kendilerini başkalarından daha bilgili, daha önemli, daha değerli ve daha özel görürler. Bulundukları her ortamda öne çıkmak, konuşulan her konuda son sözü söylemek isterler. Başkalarının başarılarını küçümserken kendi yaptıklarını büyütürler. Takdir edilmekten hoşlanır, eleştirilmeye ise kolay kolay tahammül edemezler.
Psikolojide bu davranışların bir kısmı narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkilendirilir. Ancak kendini beğenen, kibirli davranan veya eleştiriye sert tepki veren herkesin bir kişilik bozukluğu olduğunu söylemek doğru değildir. Önemli olan bu davranışların kişinin hayatında ve insanlarla ilişkilerinde ne kadar sürekli ve belirleyici olduğudur.
Asıl mesele, insanın kendisini dünyanın merkezine koymasıdır.
Böyle insanlar zamanla her şeyin kendi etraflarında dönmesi gerektiğine inanmaya başlar. Kendi düşüncelerini benimseyenleri akıllı, kendilerine karşı çıkanları ise bilgisiz, kötü niyetli veya düşman olarak görebilirler. Onlar için çoğu zaman orta yol yoktur. Ya kendilerinden yanasınızdır ya da karşılarında.
Oysa hayat yalnızca siyah ve beyazdan ibaret değildir. İnsanların farklı düşünmesi, farklı şeylere inanması, aynı olaylara başka açılardan bakması son derece doğaldır. Herkesin aynı fikirde olması gerekmez. Fakat kendisini her konuda haklı gören insan, bu farklılığı kabullenmekte zorlanır.
En küçük bir eleştiriyi bile kişiliğine yapılmış saldırı olarak değerlendirebilir. Kendisine yöneltilen haklı bir uyarıyı düşünmek yerine karşısındakini suçlamayı tercih eder. Bazen öfkelenir, bazen hakaret eder, bazen de kendisini eleştiren insanlarla bütün ilişkisini keser. Üstelik bunu bir güç gösterisi olarak sunar.
Oysa insanın gücü, kendisine karşı çıkan herkesi susturmasında değil, gerektiğinde onları dinleyebilmesindedir.
Bir başka dikkat çekici özellikleri de çevrelerini çoğu zaman kendilerini onaylayan insanlardan oluşturmalarıdır. Sürekli övülmek, haklı bulunmak ve takdir edilmek isterler. Kendilerine itiraz etmeyen insanlarla daha rahat anlaşırlar. Çünkü böyle bir ortamda yanlışlarıyla yüzleşmek zorunda kalmazlar.
Zamanla çevrelerinde gerçek dostlardan çok, onları memnun etmeye çalışan insanlar birikebilir. Samimi bir uyarı yapan kişi uzaklaştırılırken her söylediklerini onaylayan kişi değerli görülür. Böylece insan, farkında olmadan kendi kurduğu dar bir dünyanın içinde yaşamaya başlar.
Bu durum özellikle sosyal medyada daha açık görülüyor.
Her konuda uzmanmış gibi konuşan, bilmediği meselelerde bile kesin hükümler veren, kendisine yöneltilen en küçük itirazı hakaretle karşılayan insanlarla sık sık karşılaşıyoruz. Siyasetten ekonomiye, tarihten dine, ahlaktan toplumsal meselelere kadar her konuda en doğruyu bildiklerini düşünüyorlar.
Kendi görüşlerini savunmakla yetinmeyip farklı düşünenleri küçümsüyor, aşağılıyor, bazen de insanların kişiliklerine saldırıyorlar. Tartışmayı bir fikir alışverişi olarak değil, karşısındakini yenmesi gereken bir mücadele olarak görüyorlar.
Daha da düşündürücü olan, bazılarının dini ve milli değerleri de bu tutumlarına alet etmesidir. Toplumun ortak değerlerini kendi düşüncelerine dayanak yaparak farklı görüşteki insanları suçlayabiliyorlar. Kendi söylediklerini doğru, başkalarının söylediklerini yanlış göstermek için insanların inançlarını, duygularını ve hassasiyetlerini kullanabiliyorlar.
Oysa ne din ne de vatan sevgisi, bir insanın kendisini başkalarından üstün görmesinin gerekçesi olabilir. Bu değerler kimsenin kişisel üstünlük alanı değildir. İnsanların ortak değerlerine sahip çıkmak başka, bu değerleri kullanarak insanlara tepeden bakmak bambaşka bir şeydir.
Aşırı benmerkezci insanların ilişkilerinde de benzer sorunlar yaşanabilir. Kendi istekleri ön plandadır. Karşısındakinin ne hissettiğini, ne düşündüğünü veya neye ihtiyaç duyduğunu çoğu zaman yeterince önemsemezler. Kendilerinden fedakârlık beklendiğinde geri durabilir, fakat başkalarından sürekli anlayış ve ilgi bekleyebilirler.
Başarıları kendilerine, başarısızlıkları başkalarına mal etme eğiliminde olabilirler. Bir sorun çıktığında kendi paylarını görmek yerine suçlayacak birilerini ararlar. Özür dilemekte zorlanır, hatalarını kabul etmeyi zayıflık olarak değerlendirebilirler.
Oysa hata yapmak insan olmanın bir parçasıdır. Hiç kimse her şeyi bilemez, her zaman doğru karar veremez. İnsanı olgunlaştıran şey hatasız olması değil, hatasını görebilmesi ve gerektiğinde özür dileyebilmesidir.
Bilgili olmakla her şeyi bildiğini sanmak arasında büyük fark vardır. Gerçekten bilgili insan, bilmediklerinin de farkındadır. Başkalarını dinlemekten çekinmez. Farklı görüşlerden bir şeyler öğrenebileceğini bilir. Kendi düşüncesini savunurken karşısındakinin düşünme ve konuşma hakkına da saygı gösterir.
Kibirli insan ise çoğu zaman öğrenmek için değil, bildiğini göstermek için konuşur. Karşısındakini anlamaya değil, kendisini haklı çıkarmaya çalışır. Bu nedenle ne kadar çok konuşursa konuşsun, bazen en önemli şeyi öğrenemez: Kendini sorgulamayı.
Unutulmamalıdır ki insanın değeri, kendisini ne kadar övdüğüyle veya kaç kişinin onu alkışladığıyla ölçülmez. İnsan, başkalarına gösterdiği saygıyla, davranışlarıyla, dürüstlüğüyle ve gerektiğinde kendi yanlışlarını kabul edebilmesiyle değer kazanır.
Kendine güvenmek elbette önemlidir. İnsan kendi değerini bilmeli, düşüncelerini savunmalı ve gerektiğinde hayır diyebilmelidir. Ancak kendine güvenmek başka, kendini herkesten üstün görmek başkadır. Özgüven insanı sağlam durmaya yöneltirken kibir, başkalarını küçümsemeye götürür.
Hepimizin zaman zaman kendimizi haklı gördüğümüz, eleştirilmekten hoşlanmadığımız veya başkalarını yeterince dinlemediğimiz anlar olabilir. Bu yüzden mesele yalnızca çevremizdeki insanları eleştirmek değildir. Zaman zaman kendimize de bakabilmeliyiz.
Acaba biz de bazen kendi doğrularımıza fazla mı güveniyoruz? Karşımızdakini gerçekten dinliyor muyuz? Yanlış yaptığımızda bunu kabul edebiliyor muyuz? Yoksa her tartışmadan mutlaka haklı çıkmak mı istiyoruz?
Çünkü insanın kendisini tanıması, başkalarını tanımasından daha zordur. Başkalarının kusurlarını görmek kolaydır. Zor olan, kendi eksiklerimizle yüzleşebilmektir.
Sonuçta hiç kimse dünyanın merkezi değildir. Hiç kimsenin bilgisi sınırsız, düşüncesi tartışılmaz, sözü son söz değildir. Her insanın öğreneceği bir şey, düzelteceği bir yanlışı ve aşmaması gereken bir sınırı vardır.
İnsan ne kadar bilgili, başarılı veya güçlü olursa olsun, saygıyı ve alçakgönüllülüğü kaybettiğinde sahip olduğu birçok şeyin anlamı azalır.
Çünkü her şeyi bildiğini sanan insanın, çoğu zaman öğrenemediği en önemli şey haddini bilmektir.
Haddini bilmek küçülmek değildir. Nerede duracağını, ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını ve başkalarının da en az kendisi kadar değerli olduğunu bilmektir.
İnsanı gerçekten büyüten de budur.


