
Çevreyi Kirleten Haberler
Ali Yavuz yazdı..
Telefonunuza bir haber bildirimi düşüyor: Denizler plastikle doluyor. Haberi açıyorsunuz. Önce bir otomobil reklamı, ardından “Bu yaz mutlaka gitmeniz gereken on ada” başlıklı başka bir içerik. Birkaç dakika sonra, indirimdeki ayakkabılara bakarken buluyorsunuz kendinizi.
Denizin kirlendiğini öğrendiniz. Bir çift ayakkabıya da ihtiyaç duyduğunuza ikna oldunuz.
Medyanın çevreyle ilişkisini yalnızca çevre haberlerine bakarak anlamak güç. Ekranın bir köşesinde daha az tüketmemiz gerektiği anlatılırken geri kalanında sürekli yeni bir şey almamız, bir yere gitmemiz, bir şeyleri değiştirmemiz öneriliyor. Üstelik eskimemiş olanları da.
Buradan “Bütün kötülüklerin sorumlusu medya” sonucu çıkmaz. Fabrikaların bacaları var, madenlerin atıkları var, yanlış enerji politikaları var. Bunların sorumluluğunu bir gazete manşetine ya da reklam filmine yükleyemeyiz. Yine de medya, bütün bu düzenin makul ve arzu edilir görünmesinde önemli bir rol oynuyor. Bize yalnızca ürün göstermiyor; nasıl bir hayat istememiz gerektiğini de anlatıyor.
Reklamla finanse edilen bir yayın kuruluşu için burada açık bir gerilim var. Bir yandan iklim krizinin sonuçlarını haberleştiriyor, diğer yandan daha fazla tüketimle büyüyen şirketlerin reklamlarını yayımlıyor. Çevre haberi samimi olabilir. Muhabir işini iyi yapmış, editör önemli bir dosyaya yer açmış olabilir. Fakat aynı sayfada okura yönelen mesaj yine de karışık: “Dünya ısınıyor. Yeni sezon ürünlerini kaçırmayın.”
Sorun reklamın varlığından ibaret değil. Neyi haber saydığımız da önemli. Bir şehirde yeni bir alışveriş merkezi açıldığında yatırım tutarını, yaratacağı istihdamı ve açılış kalabalığını öğreniyoruz. O binanın enerji tüketimini, çevresindeki trafiği ya da insanların o semtte artık neye erişemediğini ise daha seyrek soruyoruz. Büyümenin rakamları kolayca manşete çıkıyor; bedeli çoğu zaman dipnotta kalıyor.
Bir de kelimeler var. “Gelişme”, “dönüşüm”, “canlanma”, “büyüme”. Bunlar kendi başlarına kötü kelimeler değil. Ama her yeni projenin yanına yerleştirildiklerinde soru sormayı zorlaştırabiliyorlar. Kim için gelişme? Neyi dönüştürüyoruz? Kazancı kim alıyor, bedeli kim ödüyor?
Hakikatin kirlenmesi belki tam burada başlıyor. Bir haberde mutlaka açık bir yalan bulunması gerekmiyor. Bazen doğru bilgiler, önemli bir soru dışarıda bırakılarak da yanıltıcı bir tablo kurabiliyor. Okur gördüğü rakamlara inanıyor; görmediği insanların hikâyesinden habersiz kalıyor.
Bu yüzden medyanın çevreye yapabileceği en büyük katkı, daha çok yeşil başlık atmak olmayabilir. Reklam verenlerin, siyasetçilerin ve “büyüme” sözü veren herkesin önüne aynı basit soruları koymak daha işe yarar: Bunun için ne harcanacak? Sonuçlarına kim katlanacak? Gerçekten gerekli mi?
Bu soruların cevapları bazen rahatsız edici olacaktır. İyi gazeteciliğin işi de biraz budur.


