Türkiye'nin Farklı Sesleri

Devlet, düzen ve düzenbazlar

Kusura bakmayın! Biz Allah'a şükretmeyi biliriz. Ama düzenbazlara teşekkür etmeyi öğrenemedik! İsmail Tunçbilek yazdı..

5 Kasım 20264 dk okuma

Adına tevhid diyelim, İslam diyelim, fıtrat diyelim, hakikat diyelim, fark etmez. İnsanlar arasında yaşanan bu mücadeleyi, bu yürüyüşü, bu arayışı Hz. Muhammed (a.s.) ile başlatmak doğru değildir.

İnsanlık tarihiyle başlayan, iyiler ve kötüler arasında süren hayat kıyamete kadar devam edecektir.

Hz. Muhammed (a.s.) de kendisinden önce gelen peygamberlerin sürdürdüğü mücadelenin devamını getirmiştir. İnsanlığın hakikat arayışı ne onunla başlamıştır ne de onun vefatıyla sona ermiştir. Meseleyi yalnızca belli bir döneme, kişiye veya topluluğa bağlamak, insanlık tarihini eksik okumaktır.

İster din adına ister cumhuriyet adına ister vatan adına ister kurtuluş adına diyelim, fark etmez. Hiçbir şey Osmanlı'nın yıkılmasıyla bitmedi ve Atatürk'le başlamadı.

Osmanlı modernleşme çabası içerisine girmiş, Meşrutiyet'in ilanı ve Meclis-i Mebusan adımlarıyla Cumhuriyet'e doğru bir yürüyüş başlatmıştı. Yani Atatürk gökten zembille inmedi. Yanlışıyla doğrusuyla başlayan bir süreci tarihin akışı içerisinde tamamlamış oldu.

Osmanlı'yı bütünüyle kusursuz görmek ne kadar yanlışsa Cumhuriyet'i geçmişinden kopararak değerlendirmek de o kadar yanlıştır. Birinin bütün yanlışlarını görmezden gelip diğerinin bütün doğrularını inkâr ederek tarih anlatılmaz.

Artık kendimizi ayrıcalıklı, korunmuş, kutsal kişilikler olarak görmekten vazgeçelim.

Ne padişahlar eleştirilemez insanlardı ne de cumhuriyeti kuran kadrolar. Hepsi yaşadıkları dönemin şartları içinde kararlar aldılar, doğruları da oldu yanlışları da. Bunları konuşmak için kimseden izin almamız gerekmiyor.

Ve Osmanlı'yla Cumhuriyet, Abdülhamit'le Atatürk tokuşturması üzerinden iktidar devşiren siyasi ve askerî çevrelerin tezgâhını da bozmak lazım.

Yıllardır aynı kavga! Bir taraf Osmanlı'ya söz söyletmiyor, öteki Cumhuriyet'e. Birine itiraz edince öbürünün adamı sayılıyorsunuz. Sanki bu memleketin geçmişini anlamak için mutlaka bir tarafın taraftarı olmak zorundayız.

Bu kavganın kime ne kazandırdığına da bakmak lazım. Vatandaş birbirine düşerken birileri makamını, mevkiini, siyasi hesabını koruyor. Tarih konuşuluyor ama bugünün yanlışlarını konuşmaya sıra bir türlü gelmiyor.

Dikkat buyurun!

Bizim isyanımız devlete değil, Allah'ın verdiği nimetlere değil; itirazımız bozuk sisteme, vurgun düzenine, kötüye giden hayat şartlarına ve bunların sorumlularınadır. Ve bu duruşun adı; erdemdir, ibadettir, sorumluluktur, vatandaşlık görevidir.

Devlet dediğiniz nedir?

Birilerinin şahsi mülkü mü?

Makamlar babadan oğula kalan miras mı?

Kamu imkânlarını kullananlardan hesap sormak ne zamandan beri devlete karşı gelmek oldu?

Vergisini veren, kanunlara uyan, gerektiğinde askerlik yapan, bu ülkenin yükünü taşıyan vatandaşın soru sormaya hakkı yok mu?

Konuyu anlamayan ya da anlamak istemeyen veya işine öyle geldiği için uyanık muhafazakâr diyor ki:

“Sen ne kadar nankörsün, ne kadar şükürsüzsün, ne kadar hainsin, ne kadar vatansızsın!”

Ben de diyorum ki:

Allah'a şükretmekle insanların yaptıkları yanlışları onaylamayı karıştırma!

Şükür başka şeydir, birilerinin beceriksizliğine, israfına, haksızlığına ses çıkarmamak başka şey. Allah'ın verdiği nimete şükrediyoruz diye kulun yaptığı her yanlışı da kabul edecek değiliz.

İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği açlığı, günümüzde “şu kadar ekmek çöpe gidiyor” diye kıyaslayarak benden madalya bekleme.

Yetmiş, seksen yıl öncesinin yokluğunu anlatıp bugünün pahalılığını normal göstermeye çalışma. İnsanların buzdolabı var diye geçim sıkıntısı çekmediğini söyleme. Evinde televizyon bulunması, cebinde telefon taşıması, o insanın rahat yaşadığı anlamına gelmez.

Bir de sürekli geçmişle kıyaslama merakı var. Eskiden yol yoktu, hastane yoktu, okul yoktu, deniliyor. İyi de bunları yapmak zaten devletin görevi değil mi?

Üstelik yapılanların bedeli de milletin ödediği vergilerden karşılanmıyor mu?

Yapılan hizmeti takdir etmek başka, o hizmeti yapanı ömür boyu sorgulanamaz görmek başka.

“Vatan tehlikede, ehliyet ve liyakat zamanı değil; sağlam olsun, bizimkiler olsun.” dedin de ne oldu?

İşi bilene değil, tanıdığı olana görev verdin. Hakkı olanı beklettin, yakınına kapıları açtın. Yanlış yapanı bizden diye savundun, doğru söyleyeni karşı taraftan diye susturmaya çalıştın.

Sonra da işler neden düzelmiyor diye soruyorsun!

Hâlbuki mesele gayet açık. Bir işi yapacak kişinin kim olduğuna değil, kimin adamı olduğuna bakarsan sonunda o işin hesabını da kimseye soramazsın.

Dahası var!

Dün eleştirdiği uygulamayı bugün kendisi yapanlar, dün karşı çıktığı ayrıcalıkları bugün kendi çevresine dağıtanlar bize hâlâ ahlak, adalet, şükür ve vatanseverlik dersi vermeye kalkıyor.

İtiraz edince de aynı suçlamalar başlıyor.

Yahu, sizin yanlışınızı söylemek için neden başka bir siyasi görüşün mensubu olmak zorundayım?

Sizin yaptığınızı beğenmediğimde neden düşmanınız sayılıyorum? İnsan kendi memleketindeki yanlışlara itiraz edemeyecekse nerede edecek?

Devletin yanında olmak, devlet imkânlarını kullanan herkesi savunmak değildir. Vatanı sevmek de ülkeyi yönetenlerin her kararını doğru bulmayı gerektirmez.

Kimse bize Allah'a şükrü, devlete bağlılığı, vatana sevgiyi kendi siyasi hesabının ölçüsüyle öğretmeye kalkmasın.

Olan oldu!

Bire on az dediler, fon dediler, memleketi yediler!

Bir de bütün bunlara itiraz edenlerden şükretmelerini beklediler.

Kusura bakmayın!

Biz Allah'a şükretmeyi biliriz. Ama düzenbazlara teşekkür etmeyi öğrenemedik!

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Türkiye'nin Farklı Sesleri
Süveyda Samay3 Kasım 20262 dk okuma

Yerinde Konuşmak, Hikmetle Susmak

Türkiye'nin Farklı Sesleri
Miraç Aydören2 Kasım 20263 dk okuma

Fransa'da Gençler Ayakta: Peki Kim Dinliyor?

Türkiye'nin Farklı Sesleri
Mahir Saye2 Kasım 20265 dk okuma

Batmayan Ama Limana da Varamayan Gemi