
Gençliği anlamak – 2
"Gençlere değerleri öğretmeden önce, onları ne kadar yaşadığımızı sorgulamalıyız." Mehmet Yüksel yazdı..
Önceki yazımızda gençliğin değişen dünyasını anlamaya çalışmıştık. Teknolojinin, toplumsal dönüşümlerin, artan beklentilerin ve gelecek kaygılarının gençlerin hayatını nasıl etkilediği üzerinde durmuştuk. Gençleri yalnızca davranışları üzerinden değerlendirmenin yeterli olmadığını, onların içinde yetiştikleri şartları ve kimlik arayışlarını da dikkate almamız gerektiğini ifade etmiştik.
Bu yazımızda ise gençliğe İslam'ın bakış açısından yaklaşmak, özellikle Hz. Peygamber'in gençlerle kurduğu ilişkiler üzerinde düşünmek istiyorum.
İslam'ın gençliğe bakışı: Güven ve sorumluluk
İslam düşüncesinde gençlik yalnızca arzuların ve heyecanların yoğun olduğu bir hayat dönemi olarak görülmez. Aynı zamanda iradenin, ahlakın, bilginin ve şahsiyetin geliştiği kıymetli bir çağ olarak değerlendirilir.
Kur'an-ı Kerim'de Ashâb-ı Kehf'ten söz edilirken onların genç olduklarına özellikle dikkat çekilir:
“Onlar rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (Kehf, 18/13)
Bu gençler, yaşadıkları toplumun baskılarına rağmen inançlarını ve değerlerini korumaya çalışan kişiler olarak anlatılır.
İslam tarihine baktığımızda da Hz. Peygamber'in gençlere önemli sorumluluklar verdiğini görürüz.
Mus'ab b. Umeyr, genç yaşta Medine'ye gönderilmiş, orada İslam'ın öğretilmesi ve yayılmasında önemli görevler üstlenmiştir.
Hz. Ali, genç yaşta Hz. Peygamber'in yakın çevresinde bulunmuş ve İslam tarihinin önemli şahsiyetlerinden biri olmuştur.
Üsâme b. Zeyd ise genç yaşına rağmen bir ordunun komutanlığına tayin edilmiştir.
Bu örneklerin üzerinde düşünmek gerekir.
Hz. Peygamber gençleri yalnızca dinleyen, itaat eden ve kendilerine söylenenleri yerine getiren kişiler olarak görmemiş; onlara güvenmiş, görev vermiş ve yeteneklerini değerlendirmiştir.
Bugün bizler gençlere ne kadar güveniyoruz?
Onların düşüncelerini ne kadar önemsiyor, karar alma süreçlerine ne ölçüde katılmalarını sağlıyoruz?
Gençleri yalnızca gelecekte görev üstlenecek kişiler olarak görmek yerine, bugünün toplumsal hayatına katkıda bulunabilecek bireyler olarak değerlendirmeliyiz.
Değerler değişiyor mu, değerleri aktarma biçimimiz mi?
Gençlik tartışmalarının merkezinde çoğu zaman değerler meselesi bulunmaktadır.
Saygı, merhamet, dürüstlük, sorumluluk, fedakârlık, adalet ve aile bağları gibi değerlerin genç kuşaklarda zayıfladığı yönünde eleştiriler yapılmaktadır.
Fakat burada üzerinde durmamız gereken önemli bir soru daha vardır.
Biz yetişkinler, gençlere kazandırmak istediğimiz değerleri kendi hayatımızda ne kadar temsil ediyoruz?
Gençlere dürüstlüğü anlatırken toplumsal hayatımızda dürüstlük ne ölçüde hâkim?
Adalet duygusunu öğretmeye çalışırken karşılaştıkları haksızlıklar karşısında nasıl davranıyoruz?
Merhametten söz ederken insan ilişkilerimizde ne kadar merhametliyiz?
Gençlerin ahlaki gelişiminde aile, okul ve toplumun sunduğu örnekler önemli rol oynar.
Bu nedenle değerler eğitimi yalnızca nasihatlerle sürdürülebilecek bir faaliyet değildir. Değerlerin davranışlara yansıması gerekir.
Gençlerin yetişkinlerde gördükleri tutarsızlıkları sorgulamalarını her zaman bir başkaldırı olarak değerlendirmemek gerekir. Bazen bu sorgulamalar, daha sahici ve tutarlı bir hayat arayışından kaynaklanabilir.
Gençlere güvenmek, onları hayata hazırlamaktır
Gençlerden sorumluluk sahibi olmalarını beklemek elbette önemlidir. Ancak sorumluluk duygusunun gelişmesi için gençlere güvenmek ve onların sorumluluk üstlenebilecekleri imkânlar oluşturmak da gerekir.
Gençlerin düşüncelerini önemsemeyen, karar alma süreçlerine katılmalarına fırsat tanımayan ve onları yalnızca söylenenleri yerine getirmekle yükümlü gören bir yaklaşımın sağlıklı bir kişilik gelişimine katkısı sınırlı kalacaktır.
Hz. Peygamber'in gençlere yaklaşımında dikkat çeken hususlardan biri, onların kabiliyetlerini fark etmesi ve kendilerine görev vermesidir.
Bugün de ailelerin, eğitimcilerin, din görevlilerinin ve toplumun bütün kesimlerinin bu anlayıştan çıkaracağı önemli dersler bulunmaktadır.
Gençlere güvenmek, onları kendi hâllerine bırakmak değildir. Onların gelişimlerine rehberlik ederken düşüncelerine değer vermek ve sorumluluk üstlenmelerini desteklemektir.
Sonuç yerine: Söylediklerimiz mi, yaşadıklarımız mı?
Gençlerin değerler dünyasını şekillendiren yalnızca onlara anlattıklarımız değildir.
Ailede, okulda, camide ve toplumsal hayatta karşılaştıkları davranışlar da onların düşüncelerini ve tercihlerini etkiler.
Bu nedenle gençlerden dürüstlük bekliyorsak dürüstlüğümüzle, adalet bekliyorsak adaletimizle, merhamet bekliyorsak merhametimizle örnek olmalıyız.
Çünkü değerlerin aktarılmasında söz kadar davranışın da önemli olduğunu unutmamalıyız.
Belki de gençlere hangi değerleri kazandırmak istediğimizi konuşmadan önce, o değerleri kendi hayatımızda ne kadar yaşattığımızı sorgulamamız gerekiyor.
Devam edecek…
Bir sonraki ve son yazımızda gençlerle sağlıklı iletişim kurmanın yollarını, onların sorularına nasıl yaklaşmamız gerektiğini ve gençlik konusunda aileye, eğitim kurumlarına ve topluma düşen sorumlulukları ele alacağız.


