
Hayal Ettiğim Yerde Olmak
"Zoru başarmak" Fatma Aydın Ataş yazdı...
Şans hazırlıklı olanların kapısını çalarmış. Hazırlığınızın olması için çok çalışmanız gerekir. Dört yıl eğitimle ilkokuldan mezun olmuş, dışarıdan ortaokul ve liseyi bitirmiş, 24 yaşında dershaneye gitmiş ama üniversite sınavında istediğim yeri kazanamamıştım.
Annemin tüm isteği beni bir an önce evlendirebilmek, benim isteğim ise kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için üniversite eğitimi alabilmekti.
Annemle bir anlaşma yaptım: Bir yıl daha üniversite sınavına hazırlanacaktım, yıl içinde beni evlendiremezse üniversiteye gidecektim. Başlangıçta anneme bu fikir makul geldi ve teklifimi kabul etti.
Bir yıl daha evde kalmam ile beni evlendirebileceğini umuyordu. Ben ise üniversiteye gidebilmemin önünü açabilmek için annemin üzerimde kuracağı baskıyı hafifletme çalışmıştım.
O yıllarda şimdi ki gibi internet yoktu. Bir tık mesafesinde ulaşabileceğiniz eğitim imkanları da yoktu. Tüm paramı dershaneye yatırmıştım. Bir yıl daha dershaneye verecek param yoktu.
Zaten dershanede öğreneceğimi de öğrenmiştim. Önemli olan ders tekrarı yapıp deneme sınavlarına girmekti. Üniversiteye hazırlık dergisine abone oldum ve her ay düzenli olarak dershanede yapılan denemelere katıldım.
Denemelere gittiğimde kız öğrencilerin başörtülerini açmak zorunda kaldıklarını, hatta çaycı ablanın bile başı açık şekilde çalıştığını gördüm.
O yıllarda Ramazan aylarında Sultanahmet Meydanı ve civar ilçelerde iftar programları ve kitap fuarları düzenlenirdi. 2000/2001 döneminde sınava hazırlanırken Ramazan’da İstanbul’a gidip kitap fuarlarını gezmeyi aklıma düşürdüm.
Arkadaşlarımı da ikna ederek İstanbul’a geldik. Ablam Avcılar’da ikamet ediyordu. Yol iz bilmiyorduk ama sora sora öğrendik.
Sabah kalkıp gideceğimiz yeri belirliyor, sonra yola düşüyorduk. Sultanahmet Kitap Fuarı’nda yazarların imza günlerini kaçırmamaya çalışıyor, camilere gidiyor, iftarımızı yapıp teravih namazını kıldıktan sonra ablama geliyorduk.
Bir sabah yine evden çıktık, otobüs durağına doğru yürüyorduk. Arkadaşım dedi ki:
“Her gün işe gider gibi gezmeye gidiyoruz, yoruldum.”
Ben ise yorulmak ne kelime, ilk defa İstanbul’un kültürel iklimini ve tarihi dokusunu keşfetmenin heyecanını yaşıyordum.
Bayram’dan önce Soma’ya döndüm ama aklım İstanbul’da kalmıştı. İşte o zaman karar verdim. Üniversite eğitimi için İstanbul’a gitmem lazım. Benim İstanbul’da olmam lazım. İstanbul’u yaşamam lazım!
İstanbul’u iyice aklıma sokmuştum ama İstanbul Üniversitesi’nde başörtüsü yasağı çok sert bir şekilde devam ediyordu.
Rektör Kemal Alemdaroğlu ve Yardımcısı Nur Serter, başörtülü kızların eğitimine devam edebilmesi için başörtüsü yasağını sert bir şekilde uyguluyordu. Üniversiteye kayıt için gelen başörtülü kızların başörtüsünü açmaları için ikna odaları bile kurulmuştu.
Marmara Üniversitesi’nde ise Rektör Ömer Batırel’di ve başörtüsü yasağını uygulamıyordu. Bende hedefimi Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak belirledim.
Aslında hukuk ta okumak istiyordum ama matematik sorularını yapamadığım için sözel alana yöneldim.
O günlerde de ana akım medya başörtüsü yasağının yılmaz savunuculuğunu yapıyordu. Yasaklara karşı mücadele eden medya kuruluşları ise bir elin parmaklarını geçmiyordu.
Yeni Şafak Gazetesi, Kanal 7, Gerçek Hayat Dergisi yasaklara karşı mücadele edenlerin sesi olmuştu. Bu günlerde ise durum tam tersi vaziyette. O günlerden bu günlere nasıl geldikleri de ayrı bir yazı konusu…
Üniversite sınavı yaklaşırken deneme sınavlarında puanım sürekli yükseliyordu. Dershane, Ege Bölgesi’ni kapsayan tercihli bir deneme sınavı yaptı.
Denemeye girdim, tercihimin ilk sırasına da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni yazdım.
Sınav sonucunu öğrenmek için dershaneye gittiğimde, bir yıl öncesinden beni tanıyan coğrafya hocası:
“Tebrikler Fatma, kazandın!” dedi.
“Biliyorum.” dedim.
Hoca şaşırdı:
“Peki nereyi kazandın?” diye sordu.
Ben de “Marmara İletişim.” dedim.
“O kadar eminsin yani?” dedi.
“Evet, eminim.” dedim.
Hoca gülerek, “Evet, Marmara İletişim Fakültesini kazandın.” dedi.
Hedefime adım adım ilerliyordum ama önüme bir engel daha çıkmıştı. 2001’de Üniversiteye Giriş Sınavına başörtüsü yasağı geldi.
Ne yapacağımı, sınava nasıl gireceğimi kara kara düşünmeye başladım. Başörtümü açmak istemiyordum.
Sonunda bir çare buldum. Pazardan kendime yazlık, fötr gri renkte bir şapka aldım.
Sınavdan bir gün önce arkadaşlarımı eve çağırdım ve odamın kapısını kilitleyerek annemin aniden odaya girmemesi için tedbir aldım.
Arkadaşlarım saçımı kesecek ve ardından jilet ile kazıyacaktı. Sınava girerken şapka takacak, başımı açmamı isterlerse saçımı değil, kel başımı gösterecektim.
Arkadaşlarım saçımı kesti, jilet ile de bir güzel kazıdı. Annem ara ara “Ne yapıyorsunuz orada?” diye kapıya gelse de saçımı kazıttığımı anlamadı.
Akşam yattığımda odamın kapısına geldi:
“Baban sabah seninle sınava gelmemi istiyor.” dedi.
Bir yıl önce tek başına sınava gitmiştim. Başörtüsü yasağı geldiği için babam başörtümü açmayacağımı tahmin ediyor ve kendince önlem alarak beni yalnız göndermek istemiyordu.
Anneme yalnız gideceğimi söyledim. Annem babam ile benim aramda kalmış ama benim kararlı tavrım karşısında da çaresiz kalmıştı.
Sabah kalktım, okulun bahçesine kadar başörtülü gittim. Okulun bahçesinde bir arabanın arkasında, kimsenin beni görmeyeceği bir şekilde başörtümü çıkartıp şapkamı taktım. Şapkayı, boğazlı badimin yanlarına iğne ile sabitledim.
Okulun bahçesinde ki öğrencilerin arasına katıldığımda sırada tanıdık bir yüz gördüm. İstanbul’dan yakın zamanda tayin ile gelen polis komşumuzun kızı da sınava girmek için başörtüsünü açmış, sırada bekliyordu.
Yanında da görev yerini kızının sınava gireceği okula denk getirmiş olan babası Rıfat Amca.
O sırada okul müdürü, okulun penceresinden bahçedeki öğrencilere hoparlörle seslenerek kız öğrencilerin başörtülerini açmasını istiyordu.
Rıfat amca yanıma yaklaşarak:
“Kızım, sen de başını aç, sorun çıkmasın!” dedi.
Rıfat Amcayı geçiştirdim ama yine yanıma gelerek başımı açmamı istedi. Bende “İçeri gireyim, açacağım.” diyerek Rıfat Amcanın tazyikinden kurtuldum.
Okulun merdivenlerinden yukarı çıkarken hem heyecanlı hem de endişeliydim. Müdür merdivenlerde ki camda bekliyordu.
Ona doğru yaklaşmışken aniden pencereye doğru yöneldi ve bahçedeki öğrencilere seslenmeye devam etti. Bende onun yanından hızlıca yukarı doğru çıkarak sınıfıma yöneldim.
Müdürle karşılaşsak muhtemelen o da başımı açmamı isteyecekti.
Sınıfa girdim, sırama oturdum. Bir kadın, bir erkek iki gözetmen vardı. Bana “Şapkanı çıkar.” diyecekler mi? Tedirginliğiyle beklemeye başladım.
Erkek gözetmen:
“Çocuklar, rahat olun, bizler sizin için buradayız!” dedi ve sınav sorularını dağıtmaya başladı.
Kitapçığı benim sırama koyunca rahatladım. Demek ki bana müdahale etmeyeceklerdi.
Şapkama müdahale edilmemesi beni o kadar mutlu etmişti ki sınav heyecanı diye bir şey kalmamıştı.
Soruları cevaplarken ara ara sınıfta derin nefes alan öğrencilere bakıp, sınav sorusunun zorluğu da ne diyerek soruları cevaplamaya devam ettim. Bir yıl önceki gibi de heyecanlanmamıştım.
Sınavım bitip soru kitapçığını gözetmene teslim ettiğim de bana:
“Görüşürüz.” dedi.
İşte o andan itibaren beni bir korku aldı. Acaba sınavımı iptal mi edecekti?
Eve gittiğimde, bir yıl önce olduğu gibi televizyonun karşısına geçip soruların açıklanmasını beklemeye başladım.
Sınav soruları açıklandıkça mutluluğum artıyordu. Evet, soruların büyük bölümünü doğru yapmıştım. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazanabilirdim ama ya sınavımı iptal ederlerse…
Bu endişeyle kırk beş gün boyunca sınavın açıklanmasını bekledim. Sınav açıklandığında mutluluktan uçacaktım.
Türkiye genelinde yüzde onluk dilimdeydim. En önemlisi sınavım iptal edilmemişti. Yasak bizi o kadar ürkütmüştü ki gözetmenin normal olarak söylediği “Görüşürüz.” sözünü sınavımı iptal etmesine yormuştum.
Tercih döneminde dershaneye gittiğimde hocalar Eğitim Fakültesi ve öğretmenlik tercihi konusunda ısrar etse de ben Marmara İletişim Fakültesi’ni ilk sıraya yazmaya kararlıydım.
Yerleştirme sonuçları açıklandığında hayalim gerçek olmuştu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni kazanmıştım.
Babam, büyük bir iş başardığımı söyleyerek beni tebrik etti. Annem ise beni evlendiremediği için üzgündü.
Üniversiteye kayıt için gün sayarken Marmara Üniversitesi Rektörü Ömer Batırel, başörtüsü yasağını uygulamadığı için ona yapılan baskılara dayanamamış ve istifa etmişti.
Bu istifa Marmara Üniversitesi’nde de başörtüsü yasağının artık uygulanacağının habercisiydi.
Onca mücadeleden sonra beni nelerin beklediğinin endişesi ve hayalimi gerçekleştirmiş olmanın heyecanıyla kayıt yaptırmak için İstanbul’a doğru yola çıktım.
Zoru başarmıştım ama İstanbul’da beni neler bekliyordu?
O da bir daha ki yazının konusu olsun.
Kalın sağlıcakla…


