Tarih ve Yaşam

İstanbul'u işgal ettiler, onu edemediler! - 2

"Demek aralarındaki hain, en güvendiği insanlardan biriydi!" Cambaz Mehbet'in hikayesi Nehir Aksel yazdı..

24 Ekim 20265 dk okuma

2. Bölüm

Devrilen sandalyenin sesi üzerine İngiliz subayı başını uzattı.

— İçeride kim var?

Mehmet kenara çekildi.

— Ahbaplar. Çay içiyorduk.

Subay askerlerine işaret etti.

İki asker içeri girip dolapları açmaya başladı. Bir başkası masanın altına baktı. Hasan duvar dibinde durmuş, ellerini arkasında birleştirmişti.

Mehmet onun alnındaki teri gördü.

Subay kâğıdındaki ikinci ismi okudu.

— Hasan!

Hasan irkildi.

— Benim.

— Burada ne yapıyorsun?

— Çay içiyorum.

— Her gece mi?

Hasan cevap bulamadı.

Mehmet araya girdi:

— Efendi, çay içmek de yasak olduysa evvelâ onu bildiriniz.

Subay sertçe döndü.

— Sana sual sormadım!

— Pekâlâ.

Askerlerden biri odanın köşesindeki döşemeye ayağıyla vurdu. Tahtadan boş bir ses geldi.

Mehmet'in bakışları istemsizce oraya kaydı.

Asker eğildi, tahtanın kenarını yokladı.

Bir çivi gevşekti.

Tam kaldırmaya davranırken dışarıdan düdük sesi duyuldu. Kapıdaki nöbetçi içeri girip subaya aceleyle bir şey söyledi.

Subay sinirlendi.

— Bu defalık gidiyoruz. Fakat sizi göz altında tutacağız.

Mehmet başıyla selâm verdi.

— Yolunuz açık olsun.

Askerler uzaklaşınca Hasan iskemleye çöktü.

— Az kaldı, dedi. Az kaldı buluyorlardı.

Mehmet döşemeyi kaldırıp kâğıtları çıkardı.

— Bulmadılar. Fakat adlarımızı biliyorlar.

Rıza kapıyı sürgüledi.

— Kim söylemiş olabilir?

Mehmet Hasan'a baktı. Sonra ötekilere.

— Şimdi birbirimize şüpheyle bakarsak onların işini kolaylaştırırız. Evvelâ sandıkları çıkaracağız.


Ertesi akşam cephane deposunda buluştular.

Mahzenin içi rutubet kokuyordu. Duvar boyunca dizilmiş on iki sandığın üzerinde kömür tozu vardı. Dışarıdan bakan biri bunları sıradan ticaret malı sanabilirdi.

Yaşlı hamal İsmail, kapıyı kapatıp konuştu:

— Limanda aramalar çoğaldı. Bugün iki sandığı parçalatmışlar.

Mehmet sandıklardan birinin kapağını yokladı.

— Bunlar burada kalmayacak.

— Nereye götüreceğiz?

— Evvelâ kıyıya. Oradan kayıkla.

Rıza başını salladı.

— Gece devriyesi var.

— Saatini biliyor musun?

— Aşağı yukarı.

— Aşağı yukarı olmaz. Bir kere daha bak.

O gece kimse acele etmedi. Önce sokaklar gözlendi. Sonra sandıklar ikişer ikişer taşındı. Kayığın içine saman serildi, yüklerin üzeri örtüldü.

Mehmet son sandığı yerleştirirken İsmail fısıldadı:

— Cenab-ı Hak yardımcınız olsun.

— Âmin. Sen kapıyı kapat.

Kürekler suya indi.

İstanbul kıyıları sisin içinde silikleşmişti. Uzakta harp gemilerinin ışıkları görünüyordu.

Rıza konuşmadan kürek çekiyordu.

Bir süre sonra Hasan kayığın başından seslendi:

— İskele tarafında ışık var.

Mehmet döndü.

Karanlığın içinden bir devriye motoru çıkıyordu.

— Kürekleri yavaşlatın, dedi.

Motorun projektörü suyun üzerinde gezindi.

Bir an kayığı aydınlattı.

Ardından İngilizce bir emir duyuldu.

Rıza'nın yüzü soldu.

— Bizi gördüler.

— Devam et.

— Durmamızı istiyorlar!

Mehmet kıyıya baktı. İleride iki eski yapı arasında dar bir su geçidi vardı.

— Şuraya girebilir miyiz?

Rıza gözlerini kıstı.

— Zor. Kayık sürtünür.

— Motor girer mi?

— Hayır.

— Öyleyse oraya!

Motor hızlandı.

Bir uyarı ateşi açıldı.

PAT!

Kurşun suya çarptı.

Hasan sandıkların üzerine kapandı.

— Mehmet, yetişiyorlar!

— Rıza, sol küreğe asıl!

Kayık dar geçide girdi. Tahtalar taş duvarlara sürtündü. Bir sandık yerinden oynadı.

Rıza bütün gücüyle kürek çekti.

Nihayet öteki tarafa çıktılar.

Motor geçidin ağzında kalmıştı.

Hasan gülmeye başladı.

— Vallahi atlattık!

Mehmet susturdu.

— Henüz kıyıya varmadık.


Kararlaştırılan iskeleye yaklaştıklarında hiçbir ışık görmediler.

Oysa orada bir adam bekleyecekti.

Mehmet kıyıya atladı.

— Bekleyin.

Bir duvarın dibinde devrilmiş bir fener buldu. Az ileride çamurun üzerinde sürüklenme izleri vardı.

Sonra boğuk bir inilti duydu.

— Kim var?

— Mehmet…

Sesin geldiği yere koştu.

Yerde yatan, kıyıda onları karşılaması gereken genç haberciydi. Yüzü kan içindeydi.

Mehmet diz çöktü.

— Kim yaptı bunu?

— Bizi bekliyorlardı ağam…

— Nereden bildiler?

Genç güçlükle nefes aldı.

— Bir adam gördüm… İngilizlere yol gösteriyordu.

— Kim?

— Salih…

Mehmet'in eli havada kaldı.

Salih, yıllardır tanıdığı eski silah arkadaşıydı.

— Yanlış görmüşsündür.

Genç başını salladı.

— Hayır… Salih'ti.

Tam o sırada sokak köşesinde bir gölge belirdi.

Bir silah patladı.

Mehmet genci duvarın arkasına çekti.

Kurşun taşlara çarptı.

Karanlıktaki adam kaçmaya başladı.

Mehmet peşinden koştu ama köşeyi döndüğünde sokak boştu.

Yerde yalnız bir fes duruyordu.

Mehmet fesi eline aldı.

İç kısmına işlenmiş iki harfi tanıdı: S. A.

Bu, Salih'in fesiydi.

Mehmet geri döndüğünde Rıza sandıkları boşaltmaya başlamıştı.

— Ne oldu ağam? Yakaladın mı?

Mehmet fesi gösterdi.

— Hayır. Fakat kimin peşine düşeceğimizi artık biliyorum.

— Salih mi?

— Salih.

Rıza bir müddet konuşamadı.

— O adam seninle Çanakkale'de bulunmadı mı?

— Bulundu.

— Aynı sofrada ekmek yemediniz mi?

— Yedik.

— Öyleyse niçin?

Mehmet cevap vermedi.

Çünkü bu sualin cevabını kendisi de bilmiyordu.

Yaralı haberciyi güvenli bir eve götürdüler. Sandıklar teslim edildi. İş tamamlanmıştı ama Mehmet'in zihni artık başka yerdeydi.

Sabaha karşı evin avlusunda tek başına otururken kapı usulca çalındı.

İsmail içeri girdi.

— Mehmet Ağa, sana bir haber getirdim.

— Söyle.

— Salih'i dün akşam İngiliz karargâhının civarında görmüşler.

Mehmet başını kaldırdı.

— Yalnız mıymış?

— Hayır. Bir İngiliz zabitiyle konuşuyormuş. Bir de General Harrington'un otomobili oradaymış.

Mehmet uzun süre sustu.

Sonra fesi masaya bıraktı.

— Demek Salih'in yolu oraya düşmüş.

İsmail kapıya yöneldi.

Mehmet arkasından seslendi:

— Bir de o otomobili kim kullanır, nerede durur, öğren bakalım.

İsmail şaşkınlıkla döndü.

— Otomobili ne yapacaksın?

Mehmet cevap vermedi.

Devam edecek…

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Tarih ve Yaşam
Ali Yavuz24 Ekim 20266 dk okuma

Kore Savaşı: Uzak Cephe, Büyük Karar

Tarih ve Yaşam
Ali Yavuz21 Ekim 20264 dk okuma

Nizâmülmülk: Devleti Ayakta Tutan Güç

Tarih ve Yaşam
Ali Şükrü Bey21 Ekim 20262 dk okuma

"Denizlere Hâkim Olan, Cihana Hâkim Olur."