
Kore Savaşı: Uzak Cephe, Büyük Karar
"Kore Savaşı’nda Türk askerlerinin cephedeki mücadelesi, Koreli çocuklara yardımları ve Türkiye’nin NATO’ya uzanan yolculuğu." Ali Yavuz yazdı..
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye, Sovyetler Birliği’nin baskısıyla karşı karşıya kaldı. Moskova’nın Boğazlar ve doğu sınırlarıyla ilgili talepleri, Ankara’da güvenlik kaygılarını artırdı. Türkiye, bu baskı karşısında ABD ve Batı Avrupa ülkeleriyle yakınlaşmaya başladı. 1950’de başlayan Kore Savaşı ise Türkiye’nin dış politikasında önemli bir kararın alınmasına neden oldu. Demokrat Parti hükümeti, Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine Kore’ye asker göndermeyi kabul etti. Bu karar, Türkiye’nin NATO’ya katılma çabalarıyla da yakından ilgiliydi.
Sovyet Tehdidi ve Batı’ya Yöneliş
Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler, İkinci Dünya Savaşı’nın son yılında bozuldu. Sovyet yönetimi, Mart 1945’te, 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması’nı mevcut koşullarla yenilemeyeceğini bildirdi. Ardından Boğazların savunulmasında söz sahibi olmak ve burada askerî üs elde etmek istedi. Kars ve Ardahan üzerindeki Sovyet talepleri de Ankara’nın kaygılarını artırdı.
Türkiye bu istekleri kabul etmedi. Ancak dönemin askerî ve ekonomik koşullarında Sovyetler Birliği’ne tek başına karşı koymanın güç olacağını düşünüyordu. Bu nedenle ABD ile ilişkilerini geliştirdi. 1947’de Truman Doktrini kapsamında askerî ve ekonomik yardım almaya başladı. 1948’de Marshall Planı’na dâhil oldu.
Ankara’nın asıl hedefi, güvenliğini bir savunma ittifakıyla sağlamaktı. 1949’da kurulan NATO’ya katılmak istedi. Ancak bazı üye ülkeler, Türkiye’nin ittifaka alınmasının yeni askerî sorumluluklar doğuracağı düşüncesiyle bu isteğe mesafeli yaklaştı.
Kore’ye Asker Gönderme Kararı
25 Haziran 1950’de Kuzey Kore ordusunun Güney Kore’ye saldırmasıyla Kore Savaşı başladı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, saldırının durdurulmasını istedi. 27 Haziran’da üye devletlere Güney Kore’ye askerî yardım sağlama çağrısında bulundu.
Türkiye’de 14 Mayıs seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti hükümeti, bu çağrıya asker göndererek karşılık vermeyi kararlaştırdı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın başkanlığında 25 Temmuz 1950’de Yalova’da yapılan toplantıda, 4.500 kişilik bir Türk savaş birliğinin Birleşmiş Milletler emrine verilmesine karar verildi.
Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, Kore’ye asker gönderilmesinin Türkiye’nin Batılı ülkelerle ilişkilerini güçlendireceğini düşünüyordu. Hükümet, bu kararla Birleşmiş Milletlere destek vermenin yanında NATO üyeliği için de olumlu bir ortam oluşturmayı amaçlıyordu.
Ancak kararın TBMM’nin önceden onayı alınmadan verilmesi, iç siyasette tartışmalara yol açtı.
Meclisteki Yetki Tartışması
CHP ve Millet Partisi, Kore’ye asker gönderme kararının alınış biçimine itiraz etti. Muhalefet, 1924 Anayasası’nın 26. maddesine dayanarak savaş ilan etme yetkisinin TBMM’ye ait olduğunu savundu. Kore’ye savaşmak üzere asker gönderilmesinin de Mecliste görüşülmesi gerektiğini ileri sürdü.
Demokrat Parti hükümeti ise Birleşmiş Milletler kararının uygulanmasının savaş ilanı anlamına gelmediğini belirtti. Ayrıca uluslararası durumun hızlı hareket etmeyi gerektirdiğini savundu.
Tartışmanın temelinde, hükümetin dış politika ve askerî konulardaki yetkilerinin sınırı bulunuyordu. Muhalefet, Meclisin devre dışı bırakıldığını düşünürken hükümet kararın hukuka uygun olduğunu ileri sürüyordu. Böylece Kore meselesi, Türkiye’de yürütme ile yasama arasındaki yetki tartışmalarının önemli örneklerinden biri oldu.
Türk Tugayı ve Kunuri Muharebeleri
Kore’ye gönderilen ilk Türk birliğinin komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı getirildi. Türk askerleri İskenderun’dan gemilerle hareket ederek Ekim 1950’de Kore’ye ulaştı. Birlik, Amerikan 25. Piyade Tümeni emrinde görev yapmaya başladı.
Türk Tugayı’nın ilk büyük çatışması, Kasım 1950’de Kunuri bölgesinde yaşandı. Çin kuvvetlerinin savaşa geniş çaplı olarak katılmasıyla Birleşmiş Milletler birlikleri geri çekilmeye başlamıştı. 26-30 Kasım tarihlerinde Kunuri çevresinde ağır muharebeler meydana geldi.
Türk Tugayı, Çin birliklerinin saldırıları karşısında kuşatılma tehlikesi yaşadı. Dağlık arazide ve güç koşullarda çatışan Türk askerleri, geri çekilen Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin hareketine katkı sağladı. Ancak birlik ciddi kayıplar verdi.
Kunuri Muharebeleri, Türk Tugayı’nın Kore’deki ilk büyük savaş deneyimi oldu. Çatışmalar sırasında yaşanan komuta ve haberleşme sorunları da askerî değerlendirmelere konu edildi.
Kumyangjang-ni ve Vegas Muharebeleri
Türk Tugayı, 25-27 Ocak 1951’de Kumyangjang-ni bölgesindeki muharebelere katıldı. Amerikan birlikleriyle birlikte yürütülen harekâtta Çin mevzilerine saldırılar düzenlendi. Türk askerlerinin buradaki başarısı, Kunuri’deki ağır kayıpların ardından birliğin toparlanmasında etkili oldu.
Türk Tugayı, Kore’deki muharebe hizmetleri nedeniyle ABD tarafından Distinguished Unit Citation adlı birlik takdiriyle ödüllendirildi.
Savaşın son döneminde Türk askerleri yeniden ağır çatışmalara girdi. Mayıs 1953’te 3. Türk Tugayı, Vegas ve Berlin ileri karakollarını savundu. Çin kuvvetleri, Türk mevzilerine yoğun topçu ateşi ve piyade saldırıları düzenledi. Mevziler birkaç kez el değiştirdi.
Güney Kore resmî kayıtlarına göre bu çatışmalarda 151 Türk askeri hayatını kaybetti, 239 asker yaralandı ve iki asker kayboldu. Vegas Muharebeleri, ateşkesten önce Türk birliklerinin katıldığı en ağır çatışmalardan biri oldu.
Ankara Okulu ve Koreli Çocuklar
Türk askerleri Kore’de yalnızca cephede görev yapmadı. Savaş nedeniyle evlerini ve ailelerini kaybeden sivillere de yardım etti. Sağlık ekipleri yaralıların tedavisine destek verirken askerler yiyecek, giyecek ve barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulundu.
Bu yardımların en bilinen örneklerinden biri, Suwon’da savaşta ailesini kaybeden çocuklar için açılan Ankara Okulu’ydu. Türk askerlerinin desteğiyle faaliyet gösteren kurumda çocuklara barınma, beslenme ve eğitim imkânı sağlandı.
Ankara Okulu, savaş sonrasında Türkiye ile Güney Kore arasındaki ilişkilerde hatırlanan yardım çalışmalarından biri oldu.
Türkiye’nin NATO Üyeliği
Kore’ye asker gönderilmesi, Türkiye’nin NATO üyeliği için yürüttüğü girişimleri destekledi. Türk birliklerinin Birleşmiş Milletler kuvvetleriyle birlikte savaşması, Türkiye’nin ortak askerî görevlerde sorumluluk üstlenebileceğini gösterdi.
Bununla birlikte üyelik kararında yalnızca Kore Savaşı etkili olmadı. Türkiye’nin Sovyetler Birliği’ne komşu olması, Boğazları kontrol etmesi ve Doğu Akdeniz’deki konumu da NATO açısından önem taşıyordu.
NATO üyeleri, 20 Eylül 1951’de Ottawa’da Türkiye ve Yunanistan’ı ittifaka davet etmeyi kararlaştırdı. Türkiye’nin katılım protokolü 17 Ekim 1951’de imzalandı. 18 Şubat 1952’de Türkiye, Yunanistan’la birlikte NATO üyesi oldu.
Üyeliğin ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim, teşkilat ve donanımında NATO standartlarına uyum çalışmaları hızlandı. ABD’nin askerî yardımları bu süreçte önemli rol oynadı.
Savaşın Bilançosu
Kore Savaşı, Türkiye için ağır insan kayıplarına yol açtı. İlk tugayın ardından farklı dönemlerde yeni Türk birlikleri Kore’de görev yaptı.
Güney Kore Gaziler ve Vatanseverler Bakanlığının kayıtlarına göre savaş sırasında 14.936 Türk askeri Kore’de görev aldı. Bunlardan 721’i hayatını kaybetti, 2.147’si yaralandı. Esir düşen ve kaybolan askerler de oldu. Türk ve yabancı kaynaklarda kayıp sayıları arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır.
27 Temmuz 1953’te imzalanan ateşkesle büyük çaplı çatışmalar sona erdi. Ancak Kuzey ve Güney Kore arasında bir barış antlaşması imzalanmadı. Türk askerlerinin Kore’deki görevi de ateşkesten sonra bir süre devam etti.
Sonuç
Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılması, savaş sonrasında izlediği güvenlik politikasının önemli kararlarından biriydi. Sovyetler Birliği’nin baskısı karşısında Batılı ülkelerle yakınlaşan Ankara, Kore’ye asker göndererek NATO üyeliği için yürüttüğü girişimleri destekledi.
Bu karar, Türkiye’nin dış politikasında sonuçlar doğururken iç siyasette de tartışmalara neden oldu. Hükümetin TBMM’den önceden onay almaması, anayasal yetkiler konusunu gündeme getirdi.
Kore’de görev yapan Türk askerleri ağır çatışmalara katıldı ve yüzlercesi hayatını kaybetti. Türk birliklerinin cephedeki faaliyetleri ve sivillere yaptığı yardımlar, Türkiye ile Güney Kore arasındaki ilişkilerde yerini korudu.
Türkiye, savaş devam ederken NATO’ya üye oldu. Ancak bu üyelik yalnızca Kore’ye asker gönderilmesinin sonucu değildi. Sovyet tehdidi, Türkiye’nin coğrafi konumu ve Batılı ülkelerin güvenlik politikaları da kararda etkiliydi. Kore Savaşı, Türkiye için hem ağır kayıplar verilen uzak bir savaş hem de Batı ittifakına katılma sürecinin önemli bir parçası oldu.


