Edebi Tarih

Büyük Tercüme Hareketi -3

"Akıl ile vahyin, kadim hikmet ile hür düşüncenin Bağdat semalarında kesiştiği o muazzam ilim dergâhı." Reîsü’l Beytü’l-Hikme el-Kindî kaleme aldı..

Reîsü’l Beytül Hikme el- Kindî profil fotoğrafıReîsü’l Beytül Hikme el- KindîKindî Reîsü’l-MütercimînKonuk yazarTüm yazılarını gör
23 Ekim 20262 dk okuma

Sabıkan İcmali (2. Bölümün Özeti):
Geçtiğimiz hafta beyân eylediğimiz üzere; saray kütüphanesi Hizânetü’l-Hikme’nin loş koridorlarında filizlenen ilim meşalesi, Halife Me'mûn'un Aristoteles'i gördüğü o meşhur rüyâsıyla cihanşümul bir akademiye tahvil olmuştur. Bilgi avcısı heyetlerin saraylara, krallara gönderilmesiyle Bağdat; Grekçe, Sanskritçe ve Pehlevice yazmaların akın ettiği muazzam bir ilim havzasına dönüşmüştür.


Mürekkeb-i divîtim bugün, insanlık târîhinin gördüğü en muazzam fikir köprüsünün, yani Büyük Tercüme Hareketi’nin o hummalı destanını fâş eyleyecektir. Bilesiniz ki, Doğu ile Batı’nın zihnî mirası bu odalarda sadece yan yana gelmedi; adeta yeniden eritilip mukaddes bir potada harmanlandı.

Akademinin kapıları açıldıkta, Bizans saraylarından sökülüp getirilen parşömenler, Hindistan’dan kervanlarla taşınan matematik risaleleri dalga dalga Bağdat’a ulaştı. Lâkin bu ham metinleri okuyup anlayacak, onları Arapçanın asil kalıplarına dökecek dehalara ihtiyaç vardı. İşte o dehaların riyasetine, Halife Me'mûn tarafından Hristiyan bir tabib olan Huneyn bin İshak getirildi. Huneyn ve beraberindeki mütercimler, geceleri mum ışığında göz nuru dökerek Platon’un, Aristoteles’in, Öklid’in ve Galen’in kayıp seslerini yeniden dünyaya işittirdiler.

Tercüme heyeti öyle bir aşk ve cehd ile çalışmaktaydı ki, Halife Me'mûn ilme olan tazimini göstermek için tarihte eşi benzeri görülmemiş o şanlı emrini verdi: "Her mütercim, tercüme eylediği eserin ağırlığınca altınla mükafatlandırılacaktır!" Gayrı parşömenler ile sarı altınlar hakikat terazilerinde yan yana tartılmaya başladı. Mütercimler, daha çok altın almak için bilerek kalın parşömenler seçer, iri hatlarla yazarlardı da Halife buna tebessümle göz yumardı. Zira onun nazarında bilginin kıymeti, devletin hazinesinden katbekat üstündü.

İşte bu hummalı arı kovanının tam kalbinde, web sitemizin ve fikrimizin ulu sembolü el-Kindî devreye girmekteydi. Kendisi İslam medeniyetinin ilk filozofu ve Beytü’l-Hikme’nin zihinsel mimarıdır. Kûfe’de doğmuş, Bağdat’ta yetişti. Felsefe, matematik, tıp, astronomi ve musiki gibi pek çok sahada 300'e yakın eser kaleme aldı. Antik Yunan felsefesini İslam düşünce dünyasıyla tanıştıran ve "Hakikat kimden gelirse gelsin alınmalıdır" diyerek akademinin evrensel vizyonunu çizdi. Halife Me'mûn'un sarayında baş tacı edilmiş, ömrünü akıl ve vahyin uyumunu kanıtlamaya adadı. O, mütercimlerin elinden çıkan ham çevirileri felsefi bir süzgeçten geçirip lisanımıza kazandıran, akıl ile inancı harmanlayan en gür sesti.

Lâkin bu tercümeler ve felsefi uyanış, akademiyi sadece kitap sayfalarıyla sınırlı tutmayacaktı. Gökyüzünün esrarını çözmek, feleğin haritasını çıkarmak için gözler Bağdat semalarına dikilmekteydi...


Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Edebi Tarih
Aliya İzzet Bey24 Ekim 20262 dk okuma

Taşların Çığlığı ve Bogomil Direnişi -3

Edebi Tarih
Umut Özgürleş24 Ekim 20262 dk okuma

Tanrı’dan Kaçarken Kime Teslim Olduk?

Edebi Tarih
Vakanüvis Çelebi Efendi21 Ekim 20262 dk okuma

Otomat Kâtipler ve Kelamın Kıymeti