Edebi Tarih

Taşların Çığlığı ve Bogomil Direnişi -3

"Boşnaklar, İslamiyet’in nurunu neden bu kadar gönülden ve kitleler halinde kabul ettiler?" Aliya İzzet Bey kaleme aldı..

Aliya İzzet Bey profil fotoğrafıAliya İzzet Bey Gazi, Paşa ve MütefekkirKonuk yazarTüm yazılarını gör
24 Ekim 20262 dk okuma

Sabıkan İcmali (2. Bölümün Özeti):
Geçen kelâmımızda beyân eylediğimiz üzere, Kulin Ban’ın ulu vizyonu ve Bilinopolje ovasında ettiği o stratejik yemin sayesinde Bosna, Şark ile Garp’ın kıskacından sıyrılmayı başarmıştı. Kendi hür sancağını yükselten bu dağlık yurt, Kral Tvrtko devrinde Balkanlar’ın en parlak krallığına tebeddül eylemişti. Lakin huzur, bu topraklarda hiçbir zaman uzun müddet misafir kalmayacaktı.


Mürekkeb-i divîtim bugün; Bosna’nın o yalçın dağ başlarında, göğe doğru açılmış devasa bir insan eli gibi dikilen kadim mezar taşlarının, yani Steçakların sırrını fâş eyleyecektir. Garp dünyası, kendi dogmalarına râm olmayan bu inatçı kavmi hiçbir zaman affetmedi. Roma’nın engizisyon mahkemeleri ve kanlı Haçlı seferleri, Bosna’nın hür ruhunu boğmak için defaatle kapımıza dayandı. Lakin unuttukları bir hakikat vardı: İnanç, kılıçla sökülüp atılamayacak kadar derine kök salmıştı.

Balkanlar’ın kalbinde filizlenen ve adına Bogomillik denilen bu mukaddes öğreti, sadece bir dinî mezhep değil; şatafata, kilisenin sömürüsüne, savaşa ve köleliğe karşı bir sessiz çığlıktı. Bogomiller; kiliselerin altın varaklı haçlarına, toprak ağası piskoposların kibirli vaazlarına sırt çevirdiler. Onlar için ibadet; sadelikten, dürüstlükten ve Yaradan ile baş başa kalmaktan ibaretti. Ne Katolik dünyasının Papa’sına ne de Bizans’ın Patrik’ine biat ettiler. İşte bu yalın ve asil duruş, Bosna’nın dağlı halkı tarafından öyle bir sahiplenildi ki, adına Bosna Kilisesi (Crkva Bosanska) denilen bağımsız bir nizam vücuda geldi.

Roma bu hürriyeti "sapkınlık" ilan edip üzerimize ölüm kusan ordularını sürdüğünde, halkımız diz çökmek yerine daha sarp dağlara çekildi. Ve o dağların tepelerine, asırlar boyu silinmeyecek olan şanlı vesikalarını bıraktılar: Steçak mezar taşları. Bu taşlar, sıradan birer kabir işareti değildir; her biri taşa kazınmış birer hürriyet beyannamesidir. Üzerlerindeki o meşhur tasvirlerde; bir eliyle semaya selam duran, diğer eliyle "Dur, biz buradayız ve gitmiyoruz!" diyen vakur insan figürleri işlenmiştir. Avcılar, geyikler, hayat ağaçları ve yıldızlarla bezeli bu devasa kayalar; Bogomil halkının dünyaya, ölüme ve zulme karşı ettiği sessiz ama sarsılmaz yeminin taşa bürünmüş halidir.

Bu dağlarda Haçlı ordularının kılıç sesleri yankılanırken, Bogomiller dinlerini ve namuslarını korumak için asırlarca direndiler. Ne var ki hem Garp’ın Katolik baskısı hem de Macar krallarının bitmek bilmeyen istilaları, bu asil kavmi uçurumun kenarına kadar getirdi. İşte tam bu demlerde, doğudan yeni bir güneş doğacak, tarih sahnesine asırlardır beklenen o adalet sancağı dâhil olacaktı.

Peki, uçurumun kenarındaki bu direnişçi kavim, Fatih Sultan Mehmed Han’ın adalet sancağıyla nasıl buluştu? Boşnaklar, İslamiyet’in nurunu neden bu kadar gönülden ve kitleler halinde kabul ettiler?

⏳ 4. Bölüm: Ahdnâme ve İslamiyet’in Nûru Haftaya..

Boşnaklar, İslamiyet’in nurunu neden bu kadar gönülden ve kitleler halinde kabul ettiler?

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Edebi Tarih
Umut Özgürleş24 Ekim 20262 dk okuma

Tanrı’dan Kaçarken Kime Teslim Olduk?

Edebi Tarih

Büyük Tercüme Hareketi -3

Edebi Tarih
Vakanüvis Çelebi Efendi21 Ekim 20262 dk okuma

Otomat Kâtipler ve Kelamın Kıymeti