Gezi - Rota

Roma Gitmiş, Hayat Kalmış: Aizanoi’de Bir Gün

.

Gezi Rehberi profil fotoğrafıGezi RehberiGezi - Keşif Servisi
10 Ekim 20263 dk okuma

Roma Gitmiş, Hayat Kalmış: Aizanoi’de Bir Gün

Bazı şehirleri gezip dönersiniz. Bazılarıysa siz döndükten sonra da zihninizde dolaşmayı sürdürür. Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesindeki Aizanoi, bende böyle bir iz bıraktı. Zeus Tapınağı’nın sütunları, taşlara kazınmış fiyatlar, nehrin üzerindeki Roma köprüleri… Hepsini düşündükçe o kentin içinde biraz daha yürümek istiyorum.

Aizanoi’ye gelirken karşıma en sık çıkan tanım “İkinci Efes” olmuştu. İnsan ister istemez bildiği bir yerle karşılaştırmaya hazırlanıyor. Oysa gezdikçe bu benzetme aklımdan uzaklaştı. Aizanoi’nin kendine ait bir sesi, kendine ait bir ritmi var. Üstelik burada antik kentle bugünkü yerleşim birbirinden keskin çizgilerle ayrılmıyor. Çavdarhisar’ın gündelik hayatı, Roma’dan kalan yapıların çevresinde akıp gidiyor.

Bu yakınlık, tarih kitaplarında uzak görünen bir dünyayı birden yanı başınıza getiriyor.

Geziye Zeus Tapınağı’ndan başladım. Kentin yüksek noktasındaki yapı, daha yaklaşırken bakışı kendine çekiyor. Sütunların önünde durunca adımlarım yavaşladı. Mermer blokların büyüklüğüne, taşların birleştiği yerlere, yapının hâlâ ayakta duran gövdesine baktım. Roma döneminde burada yaşayanların bu tapınağa yaklaşırken ne gördüğünü, ne hissettiğini düşünmeden edemedim.

Bir yapının yaklaşık iki bin yıl boyunca varlığını sürdürebilmesi etkileyici. Daha da etkileyici olan, bugün karşısında duran insana hâlâ bir şey hissettirebilmesi.

Tapınağın altındaki geniş, tonozlu mekân da bu duyguyu güçlendiriyor. Buranın hangi amaçla kullanıldığı konusunda farklı görüşler var; kutsal törenlerden depolamaya, Kibele kültüyle bağlantılı kullanımlara kadar çeşitli yorumlar yapılıyor. Kesin bir cevap aramak yerine, yapının bu bölümünü düşünmek bile merakımı artırdı. Aizanoi’de bazı taşlar bilgi veriyor, bazıları soru sorduruyor.

Tiyatro-stadyum kompleksine geçtiğimde kentin başka bir yüzü açıldı önüme. Tapınakta ağır basan sessizliğin yerini, hayalimde bir kalabalık aldı. Aynı eksen üzerinde, birbirine bitişik tasarlanmış bu iki büyük yapı, Aizanoi’nin bir zamanlar ne kadar canlı olduğunu hissettiriyor.

Oturma sıralarına bakarken yarışları izleyenleri, sahneye gözünü diken seyircileri düşündüm. Bir gösterinin başlamasını beklemek, kalabalığın heyecanına kapılmak, yanındakine dönüp bir şey söylemek… Aradan yüzyıllar geçse de bu küçük insan hâlleri tanıdık geliyor. Belki antik kentleri sevdiren biraz da bu: Taşların arasında kendimizden bir iz buluyoruz.

Aizanoi’de beni en uzun süre düşündüren yerlerden biri ise macellum oldu. Yuvarlak planlı bu pazar yapısı, sık sık “dünyanın ilk borsası” diye tanıtılıyor. İfade çarpıcı, fakat burada modern anlamda bir menkul kıymet borsasından söz edilmiyor. Etin, balığın ve çeşitli ürünlerin satıldığı bir ticaret alanındayız.

Asıl dikkat çekici olan, Diocletianus’un MS 301 yılında yayımladığı Azami Fiyatlar Fermanı’nın buradaki yazıtları.

Bir imparatorun mal ve hizmetler için fiyat sınırı koyma çabası, o uzak dönemi beklenmedik biçimde günümüze yaklaştırıyor. Pazar, ücret, geçim, hayat pahalılığı… Taşların üzerindeki satırlara bakarken, Roma’nın ihtişamının ardında alışveriş yapan, çalışan, kazancını hesaplayan insanların yaşadığını düşünüyorsunuz.

Bazen bir kenti anlamak için en büyük tapınağına bakmak yetmiyor. Pazarda ne satıldığına da bakmak gerekiyor.

Sütunlu cadde ve hamam kalıntıları arasında yürüdükçe zihnimdeki kent biraz daha tamamlandı. Aizanoi, yalnızca birkaç görkemli yapıdan ibaret olmaktan çıktı; insanların buluştuğu, alışveriş yaptığı, yıkandığı, eğlendiği bir yer hâline geldi. Bugün parçalar hâlinde gördüğümüz bu yapılar, bir zamanlar aynı günlük hayatın içindeydi.

Kocaçay kıyısındaki Roma köprülerinde ise geçmişle bugün arasındaki mesafe iyice daraldı. Antik adı Penkalas olan nehrin üzerinde, hâlâ kullanılan tarihî geçişlere bakmak ayrı bir duygu. Bir köprünün yüzyıllar boyunca insanları karşı kıyıya ulaştırmayı sürdürmesi, tarihin devamlılığını çok sade biçimde anlatıyor.

Zeus Tapınağı kentin görkemini gösteriyorsa, köprüler de hayatın nasıl sürdüğünü gösteriyor.

Aizanoi’yi gezerken acele etmemek gerektiğini anladım. Yapılar geniş bir alana yayılıyor; birinden diğerine yürümek de gezinin parçası. İki üç saat ayırmak iyi bir başlangıç, ama insanın biraz durmaya, çevresine bakmaya, gördüklerini zihninde birleştirmeye de vakti olmalı.

Buradan ayrılırken aklımda tek bir anıt yoktu. Tapınağın sütunları kadar pazarın fiyatları, tiyatronun sıraları kadar köprünün üzerinden geçen hayat kaldı.

“İkinci Efes” sözü, Aizanoi’yi ilk kez duyanların ilgisini çekebilir. Benim içinse bu geziden sonra adı tek başına yeterli.

Aizanoi: Roma’nın ihtişamını ve insanın gündelik telaşını aynı yürüyüşte görebildiğim şehir.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Gezi - Rota

Miftâhu'l-Kelimât (Sözlerin Anahtarı)

Gezi - Rota
Yavuz Selim Sürer11 Ekim 202610 dk okuma

İran'ın Kuzeyine Yolculuk – 2

Gezi - Rota
Haber Merkezi8 Ekim 20263 dk okuma

Tarihle İç İçe Köyler