
İran'ın Kuzeyine Yolculuk – 3 (Sarein)
"Çıplak gözle bakmayı bilen herkesin görebilmesi fevkalade mümkün." Yavuz Selim Sürer yazdı..
Tebriz'de güneş batmaya yakın, araç trafiğine kapalı kalabalık bir caddede soluklanıyorum. Rengârenk soğuk içecekler yapan dükkânların önündeki bir bankta oturuyorum. Elimde buzlu bir kavun içeceği…
Otele gitmek üzere yola koyulmuştum fakat arkadaşım Ali ile yaptığım telefon görüşmesi planımı değiştirecek gibi.
Önceki yıl Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'ı gezerken her sabah vakitlice kalkıp ortalama 250 kilometre yol giderek o gün gezeceğim şehri adımlamaya başlardım. Gün boyu şehri gezer, iyice yorulduktan sonra otelin yahut hostelin yolunu tutar; sabah vakitlice, dinç bir şekilde kalkıp yeni şehrin kapılarını aralamak üzere yola koyulurdum.
Fakat bu sefer farklı olacak. Ali, telefonda Erdebil'e varmadan hemen önce Sarein isimli, İran'ın kaplıcaları ile ünlü bir şehri olduğundan bahsetti.
Evet, evet! Geceyi Sarein'in şifalı sularında ıslanarak geçirip sabah Erdebil'e doğru yol alırım.
Bu arada serinleten içecekler satan büfenin sahibi Bursalıymış. Yaklaşık 30 yıldır Tebriz'de yaşadığını anlatınca oturduk, ikram ettiği çay ve dondurma eşliğinde sohbet ettik.
İran'da geleceğe umutla bakabildiğini, dışarıdan bakılarak yapılan yorumların çok da isabetli olmadığını, her şeye rağmen insanların geleceğe dair çok da kaygılı olmadıklarını anlattı.
Bunun aksi yorumlarla da karşılaştım tabii ki…
İnsan, ruh hâline ve hâlihazırda içinde bulunduğu kurulu düzenin ona sağladığı imkânlara bakarak etrafını da o şekilde görme eğiliminde olabiliyor. İşleri iyi olan herkes işlerin iyi olduğunu, işleri kötü olan herkes ise işlerin kötü gittiğini düşünebiliyor.
Yorgunum. Otele gidip dinlenmek üzere yaptığım planı güncelledim. Para bozdurup otogara geçiyorum. Şimdi Erdebil arabası bulacağım.
Sarein için ayrıca araç yok. Yol üzerinde olduğu için Erdebil aracına binmem gerekiyor.
Evet, otogardayım. Erdebil aracının dolmasını bekliyorum.
İran'da, en azından benim gezip gördüğüm şehirlerde, doğrudan bizdeki gibi otobüs firmaları ve belli saatlerde kalkan otobüslerden ziyade, paylaşımlı taksi kiralamak bir usul ve yöntem olarak yürürlükteki varlığını sürdürüyor.
Ayrıca şimdilerde Erbain zamanı ve otobüslerin birçoğu Kerbela seferinde.
Yaklaşık 200 kilometrelik bir mesafe var. Paylaşımlı taksi kişi başı 600 tümen, yani TL cinsinden ortalama 150 lira yapıyor. Araçlar dört kişi olduktan sonra hareket ediyor.
Aracın dolmasını beklediğim sırada ben de karnımı doyurma imkânı buldum. Otogarda bir şeyler atıştırdım. Fakat araç hâlâ dolmayınca, "Ben iki kişinin ücretini karşılayabilirim." dedim ve kiralama yapan diğer iki arkadaşla beraber İran yapımı Samand marka araca binerek harekete geçtik.
Aracın arka koltuğunda biri amatör futbol oynayan, diğeri bir yurt talebesi olan iki genç erkek vardı. Ben de ön koltuktaydım. Çat pat sohbet ederek yola revan olduk.
Sarein bölgesine yaklaştığımızda taksiciye, ücreti karşılığında beni Sarein'e bırakıp bırakamayacağını sordum.
Taksici her ne kadar makul yaklaşsa da arkadaki talebe genç, "Saat 22.00 itibarıyla yurtta olmam gerekiyor, yoksa içeri giremem." dediği için mecburen Sarein kavşağında taksiden inmek zorunda kaldım.
Hava kararmıştı. Yerleşim yerinden uzak bir bölgede, şehirler arası trafiğin ciddi aktığı bir kavşakta inmiştim.
Yolun karşısında trafik ekiplerinin olduğunu görünce yanlarına gittim. Otuzlu yaşlarda genç bir trafik polisi ile selamlaştıktan sonra Sarein'e gitmek istediğimi söyledim.
Tokalaştık, tanıştık…
"Birazdan seni göndereceğim, gel biraz sohbet edelim." dedi.
Bir yandan işini yapıyor, bir yandan sorular soruyordu.
O sırada karşı şeritte durup evrak onaylatmaya gelen tır şoförleri oldu. Onlara Türkiye'den geldiğimi söyleyerek beni tanıştırdı.
Yine otuzlu yaşlarda iki genç Türk tır şoförü kardeşle tanıştık. Bir ihtiyacımın olup olmadığını sordular. "Dilersen bizimle Erdebil'e gel." diye de teklifte bulundular sağ olsunlar.
Teşekkür edip Sarein'e gideceğimi söyledim.
İran'da bir tatil dönemine denk geldiğim için muazzam bir trafik vardı. Orada trafik, kendi içinde kurulu bir düzen ama dışarıdan bakan için inanılmaz bir muamma…
Trafik polisi maaşımı, ne kadar para kazandığımı, nereleri gezdiğimi ve gezerken neler düşündüğümü sordu.
Telefonundan para ve pul koleksiyonlarını göstererek, "Biz de kendi hayatımızı renklendirmeye çalışıyoruz." gibi nazik bir cümle kurdu. Aldığı maaşın yaklaşık 200 dolar civarında olduğunu söyledi.
Derken yirmili yaşlarda bir gencin aracını durdurdu ve ne tarafa seyahat ettiğini sordu. Durdurulan arabadaki genç Sarein'e gittiğini söyleyince benim için ricacı oldu ve beni o araca bindirdi.
Daha önce gitmediğim bir şehre, daha önce geçmediğim bir yolu katederek gidiyordum. Saat gece yarısına doğru ilerliyordu ve nerede kalacağıma dair hâlâ net bir fikrim yoktu.
Şehrin ışıklarını uzaktan görüp heyecanla merkeze doğru yaklaşıyordum.
Aracı kullanan genç kardeşim öğrenciymiş. Kısa süren seyahatimizde çok hoş sohbet ettik. O sırada ailesiyle telefonda görüştü ve arabada Türkiye'den bir misafir olduğunu paylaştı.
Babası ısrarla beni evlerinde misafir etmek istediklerini söyledi.
Çok teşekkür ettim. Kaplıca için bu bölgeye geldiğimi, özrümü kabul ederlerse geceyi kaplıca imkânı sunan bir otelde geçirmek istediğimi belirttim.
Aile biraz daha ısrar ettikten sonra kararlı olduğumu anlayınca çocuklarına beni götürmesi için iki otel ismi verdi.
Delikanlıya zahmet vermek istemediğimi söylesem de "Siz bizim konuğumuzsunuz, sizi bir otele yerleştirmeden buradan ayrılmam." dedi.
Birlikte beş altı otel gezdik fakat büyük ve kaplıca imkânı veren otellerin tamamı doluydu.
Genç kardeşime yürekten teşekkür ederek bundan sonrasını kendim halledebileceğimi söyledim. Safranbolu'dan aldığım bir paket lokumu ailesine götürmesi için rica ederek araçtan indim.
Saat gece yarısını bulmuştu.
"Bu saatlerde bu kadar kalabalık ve hareketli olan kaç tane şehir vardır acaba yeryüzünde?" diyerek kalabalığın arasına karıştım.
Etrafta ayran aşları, çorbalar, tatlılar, nargile kafeler, kaldırımların üzerine taşan masalar, kahkahalar…
Aman ya Rabbi! Mahşerî bir kalabalık ve herkes kendi âlemindeydi!
Kıyafet satan mağazalar, hediyelik eşya dükkânları, devasa otel binaları ve zemin katları alışveriş merkezine çevrilmiş mekânlar…
Bir ocakbaşı bulup sedir şeklindeki servis masasına doğru ayakkabılarımı çıkararak oturdum. Şöyle bir arkama yaslanıp nefes aldıktan sonra siparişimi verdim.
Muazzam bir servis ve lezzetle karnımı doyurup fevkalade şık bir demlikte sunulan çayı şifa niyetine içtikten sonra kaplıca suyu olan bir yer arayışıma devam ettim.
Sohbet ettiğim insanlar İran'da tatil günlerinin çokluğundan bahsettiler.
Araçların yakıt depoları da birkaç dolara dolduğu için tatil dönemlerinde iyi kötü arabası olan herkes ülkenin bir tarafından başka bir tarafına seyahat hâlindeymiş.
Sarein kentindeki bu mahşerî kalabalığı şimdi daha iyi anlıyordum.
Kaldırımlara kurulmuş onlarca çadır, hareket hâlinde yüzlerce araba ve iki yönlü inanılmaz bir insan sirkülasyonu…
Fethiye'de, Marmaris'te, Bodrum'da karşılaştığımızdan hiç de az değil.
Yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümüne sahip İran'da, tatil zamanlarında insanlar aileleriyle birlikte koca ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine; mevsime ve tatil süresinin niteliğine göre yollara düşüyormuş.
Şehirler arası yollarda küçük kasabalardan geçerken neon ışıklarla süslenmiş irili ufaklı onlarca dükkânda "çörek" dedikleri hamur işleri onlu, yirmili, otuzlu paketler hâlinde satılıyordu.
Yollarda İran'a özgü Zamyad marka kamyonetlerle kurulmuş karpuz ve kavun tezgâhlarıyla karşılaşıyorsunuz.
Bu çörekler kavun ve karpuzla katık edilerek, uygun alanlarda kurulan çadırlarda konaklanarak gelir seviyesi ne olursa olsun tüm İran halkına keyifli zaman geçirme imkânı sunuyor.
Bir taraftan etrafı keşfetmeye çalışırken öbür taraftan otel arayışım sürüyordu.
Büyükçe bir otelin önündeki gençler, "Bizim butik başka bir işletmemiz var, dilerseniz oraya bir bakın." dediler ve merkezin bir iki sokak arkasında kalan üç katlı bir otele doğru yöneldik.
Otel odalarında kaplıca suyu yoktu fakat konaklayanlara iki saatliğine özel olarak sundukları bir havuzlarının mevcut olduğunu söylediler.
Odayı ve havuzu gördükten sonra burada kalmaya karar verdim. 3 milyon tümen (yaklaşık 750 TL) karşılığında anlaştık.
Gece saat 02.00'yi bulmuştu. Resepsiyonla görüşerek 02.00-04.00 arasını havuz için rezerve ettim.
Yatmadan önce kaplıca suyunda iki saat geçirip odama çıktım.
40 yıldır yaşadıkları ambargoya rağmen bir şekilde hayatın içerisinde kalmaya ve tutunmaya çalışan İran insanı, bu konuda birçok coğrafyaya ve halka açık ara fark atacak kadar canlı ve yaşam aşkı ile dolu.
Geçmişten getirdikleri 5.000 yıllık miras, belki de onların yaşamla kurdukları ilişkiyi pozitif yönlü etkilemeye devam ediyor.
Kültürel ve entelektüel bağlamda hiç de azımsanmayacak kadar dünya ile rekabet edebilme potansiyelini bünyelerinde barındırdıklarını, çıplak gözle bakmayı bilen herkesin görebilmesi fevkalade mümkün.
Şimdi uyku zamanı…
Sabah Erdebil'e, Erdebil Dergâhı'na doğru hareket edeceğim.
Haftaya görüşmek üzere. :)
İ


