Dosya - Araştırma

Batı’da Parti Kurmak Kolay, Türkiye’de Siyaset Yapmak Zor

.

17 Ekim 20267 dk okuma

Batı’da Parti Kurmak Kolay, Türkiye’de Siyaset Yapmak Zor

Demokrasinin temel taşı siyasi partilerdir. Ancak siyasi partilerin kuruluşu, örgütlenmesi, yönetimi ve seçimlere katılması dünyanın her yerinde aynı kurallara bağlı değildir.

Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa ve İngiltere ile Türkiye karşılaştırıldığında önemli bir fark ortaya çıkıyor: Batı demokrasilerinde siyasi partilerin örgütlenmesinde daha esnek modeller uygulanırken Türkiye’de siyaset, geniş teşkilatlanma zorunlulukları ve merkeziyetçi parti yapıları içerisinde yürütülüyor.

Peki, başka ülkelerde siyasi parti kurmak, seçimlere girmek ve milletvekili adayı olmak nasıl mümkün oluyor? Türkiye’de neden bu kadar çok bürokratik işlem, teşkilat ve mali kaynak gerekiyor?

Parti kurmak başka, siyaset yapabilmek başka

ABD’de siyasi partilerin kuruluşunu ve iç işleyişini baştan sona düzenleyen tek bir federal Siyasi Partiler Kanunu bulunmuyor. Partiler eyalet hukukuna göre farklı biçimlerde örgütlenebiliyor. Federal Seçim Komisyonu (FEC) ise siyasi faaliyetlerin finansmanı ve ilgili kayıt yükümlülüklerini denetliyor.

Almanya’da siyasi partiler Anayasa’nın 21. maddesiyle güvence altına alınmış durumda. Ayrıca ayrıntılı bir Siyasi Partiler Kanunu bulunuyor. Partilerin iç işleyişlerinin demokratik olması zorunlu, ancak ülkenin belirli sayıda kentinde ve ilçesinde teşkilat kurmaları seçimlere katılmanın genel şartı değil.

Fransa’da siyasi partiler esas olarak 1901 tarihli Dernekler Kanunu çerçevesinde kuruluyor. Kuruluş işlemleri oldukça basit. İngiltere’de de siyasi partilerin seçimlere katılabilmesi için gerekli kayıt ve seçim kuralları bulunuyor, fakat Türkiye’deki gibi ülke çapında yaygın teşkilatlanma şartı aranmıyor.

Türkiye’de ise en az 30 Türk vatandaşının İçişleri Bakanlığına kuruluş bildiriminde bulunmasıyla siyasi parti tüzel kişilik kazanıyor. Ardından tüzük ve programı, Anayasa ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu kapsamında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının denetimine tabi oluyor.

Asıl güçlük ise partinin kurulmasından sonra başlıyor.

Türkiye’de seçimlere girmek için 41 ilde örgütlenmek gerekiyor

Türkiye’de bir siyasi partinin milletvekili genel seçimlerine katılabilmesi için seçimden en az altı ay önce illerin en az yarısında, yani 41 ilde ve bu illerin ilçelerinin en az üçte birinde teşkilatlanmış, ayrıca büyük kongresini gerçekleştirmiş olması gerekiyor.

Bu da il ve ilçe başkanlıkları, yönetim kurulları, kongreler, adres bildirimleri ve sürekli devam eden örgütsel işlemler demek.

Kanun her yerde büyük ve müstakil binalar kiralanmasını açıkça zorunlu tutmasa da uygulamada parti binaları, tabelalar, kiralar, elektrik, su, internet, ulaşım ve kongre giderleri önemli maliyetler oluşturuyor.

Almanya’da yerel parti örgütleri üyelerin ve gönüllülerin katılımıyla çalışabiliyor. Toplantılar parti bürolarında, kiralık salonlarda veya ortak kullanım alanlarında yapılabiliyor. İngiltere’de de yerel örgütlenmenin büyüklüğü ve çalışma biçimi partilerin imkânlarına göre değişiyor.

ABD’de Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin ulusal, eyalet ve yerel komiteleri bulunuyor. Seçim dönemlerinde kampanya büroları açılıyor, gönüllüler çalışıyor, profesyonel ekipler kuruluyor. Seçimlerden sonra geçici büroların önemli bir bölümü kapanabiliyor. Kalıcı parti örgütleri ise faaliyetlerine devam ediyor.

Türkiye’deki temel fark, geniş bir coğrafyada örgütlenmenin seçimlere katılmak için hukuki bir zorunluluk olması.

Üstelik geçmişte TBMM’de 20 milletvekiliyle grup kurmak seçimlere katılım için alternatif bir yolken, 2022 yılında yapılan değişiklikle bu imkân kaldırıldı.

ABD’de seçmen, Almanya’da üye, Türkiye’de genel merkez etkili

Siyasi partilerin demokratik niteliğini belirleyen en önemli konulardan biri milletvekili adaylarının nasıl seçildiğidir.

ABD’de aday belirleme sürecinde ön seçimler önemli rol oynuyor. Eyaletlere göre açık veya kapalı ön seçimler yapılıyor. Seçmenler partilerin aday adayları arasında tercih yapabiliyor. Parti yönetiminin desteklemediği bir isim de ön seçimi kazanarak aday olabiliyor.

Almanya’da ise milletvekili adaylarının parti üyeleri veya onların seçtiği delegeler tarafından demokratik usullerle ve gizli oyla belirlenmesi gerekiyor. Genel merkezlerin siyasi etkisi bulunsa da aday belirleme süreci hukuki güvencelere bağlı.

Fransa ve İngiltere’de yöntemler partiden partiye değişiyor. Üyelerin katıldığı seçimlerin yanında merkezi aday belirleme ve onaylama mekanizmaları da uygulanıyor.

Türkiye’de Siyasi Partiler Kanunu ön seçime izin veriyor. Ancak uygulamada merkez yoklaması oldukça yaygın.

Milletvekili adaylarının kim olacağı ve listelerin hangi sıralamayla hazırlanacağı üzerinde genel başkanların ve parti merkez yönetimlerinin büyük etkisi bulunuyor.

Böyle bir sistemde milletvekili olmak isteyen kişinin yalnızca seçmen desteğini kazanması yeterli olmayabiliyor. Genel merkezin tercih ettiği isimler arasında bulunması da önem taşıyor.

Bu durum ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:

Milletvekili kendisini seçen halka mı, yoksa aday listesine koyan genel başkana mı karşı daha fazla sorumluluk hissediyor?

Üyelikte de sistemler farklı

ABD’de Türkiye’deki gibi bütün siyasi parti üyelerini kaydeden merkezi bir devlet sicili bulunmuyor. Birçok eyalette seçmenler kayıt yaptırırken Demokrat, Cumhuriyetçi veya başka bir parti tercihini beyan edebiliyor. Bu beyan özellikle ön seçimlere katılım bakımından önem taşıyor.

Almanya’da ise kurumsal parti üyeliği ve aidat sistemi bulunuyor. Üyeler kongrelere katılıyor, yöneticileri ve adayları belirleme süreçlerinde oy kullanabiliyor. Üyelik kayıtları esas olarak partilerin kendi bünyesinde tutuluyor.

Türkiye’de siyasi parti üyelikleri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından merkezi olarak takip ediliyor. Bir kişinin aynı anda birden fazla siyasi partiye üye olması yasak.

Dolayısıyla Türkiye’de üyelik yalnızca partiyle kişi arasındaki bir ilişki değil, aynı zamanda devletin merkezi sicil sistemi içerisinde takip edilen hukuki bir statü.

Hazine yardımı büyük partilere avantaj sağlıyor

Siyasette rekabetin önemli şartlarından biri de finansman.

Türkiye’de siyasi partilere Hazine yardımı yapılabilmesi için son milletvekili genel seçimlerinde en az yüzde 3 oy alınması gerekiyor.

Yüzde 3 oy alan parti devlet yardımından yararlanabilirken, yüzde 2,9 oy alan parti bu yardımın dışında kalıyor.

Aradaki fark yalnızca binde bir oy olmasına rağmen mali sonuçları çok büyük olabiliyor.

Yeni kurulan ve Hazine yardımı alamayan bir parti, 41 ilde ve gerekli ilçelerde teşkilatlanmanın maliyetini kendi imkânlarıyla karşılamak zorunda kalıyor.

Almanya’da ise kamu yardımından yararlanma eşikleri daha düşük. Federal ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 0,5, eyalet seçimlerinde yüzde 1 oy oranı temel ölçütler arasında bulunuyor.

Partilerin aldığı oylar yanında üyelik aidatları ve belirli bağışlar da devlet yardımı hesaplamasında dikkate alınıyor. Böylece parlamentoya giremeyen küçük partiler de belirli koşullarla kamu finansmanından yararlanabiliyor.

ABD’de ise siyasi partilere oy oranına bağlı düzenli bir Hazine yardımı yapılmıyor. Finansman büyük ölçüde bağışlarla sağlanıyor.

Özellikle Super PAC adı verilen bağımsız siyasi harcama komiteleri, şirketlerden ve varlıklı kişilerden sınırsız bağış alabiliyor. Adaylara doğrudan bağış yapamasalar da adaylar lehine veya rakipleri aleyhine büyük reklam kampanyaları yürütebiliyorlar.

Bu nedenle ABD’de siyasi örgütlenme ve aday belirleme bakımından daha esnek bir yapı bulunmasına rağmen, büyük sermayenin seçimler üzerindeki etkisi ciddi bir sorun olarak tartışılıyor.

Parti kapatmak da her ülkede aynı değil

Türkiye’de siyasi partiler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açtığı dava sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabiliyor.

Anayasa’nın 68. ve 69. maddeleri kapsamında devletin bütünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine ve diğer anayasal hükümlere aykırılık ile yasaklanan eylemlerin odağı haline gelme kriterleri değerlendiriliyor.

Anayasa Mahkemesi kapatma yerine devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakma yaptırımı da uygulayabiliyor.

Almanya’da da parti kapatma mekanizması var. Ancak bu yetki Federal Anayasa Mahkemesine ait ve çok istisnai biçimde kullanılıyor.

Federal Almanya tarihinde iki parti kapatıldı. 2017 yılında aşırı sağcı NPD hakkında verilen kararda ise mahkeme, partinin anayasal düzene aykırı hedefleri bulunduğunu kabul etmesine rağmen bu hedeflere ulaşabilme potansiyelini yeterli görmediği için kapatma kararı vermedi.

ABD’de ise Türkiye ve Almanya’daki anlamıyla genel bir anayasal siyasi parti kapatma mekanizması bulunmuyor. Suç işleyen yöneticiler ve üyeler ceza hukuku kapsamında yargılanabiliyor. Siyasi örgütler de hukuka aykırı faaliyetleri nedeniyle yaptırımlarla karşılaşabiliyor, ancak siyasi görüşleri nedeniyle parti kapatma uygulaması sistemin genel bir unsuru değil.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Venedik Komisyonunun yaklaşımında da siyasi partilerin kapatılması, demokratik toplum açısından çok ağır ve istisnai bir müdahale olarak değerlendiriliyor.

Asıl mesele siyasi rekabette fırsat eşitliği

Bütün bu karşılaştırmalar bize önemli bir gerçeği gösteriyor.

Batı demokrasilerinde tek tip ve kusursuz bir siyasi parti modeli yok. ABD’de üçüncü partilerin seçim pusulasına girmesi zor olabiliyor. Almanya’da partilerin iç işleyişleri ayrıntılı kurallara bağlı. İngiltere ve Fransa’da da parti yönetimlerinin adaylar üzerinde güçlü etkileri bulunabiliyor.

Ancak Türkiye’deki sistemin belirgin özelliği, seçimlere katılımın yaygın teşkilatlanma zorunluluğuna bağlanması, üyeliklerin merkezi devlet sicilinde tutulması ve aday belirleme süreçlerinde genel merkezlerin güçlü konumda olması.

Buna bir de Hazine yardımındaki yüzde 3'lük eşik eklendiğinde, yeni ve küçük partilerin karşılaştığı güçlükler daha iyi anlaşılıyor.

Bir tarafta seçimlere girebilmek için geniş bir teşkilat kurma zorunluluğu, diğer tarafta bu teşkilatı ayakta tutacak kamu yardımından yararlanamama sorunu bulunuyor.

Sonuçta güçlü ve köklü partiler mevcut imkânlarını korurken yeni siyasi hareketler daha başlangıçta ağır bir örgütsel ve mali yükle karşılaşıyor.

Oysa demokrasinin gücü yalnızca seçim yapılmasından değil, farklı düşüncelerin eşit ve adil koşullarda siyasi rekabete katılabilmesinden gelir.

Türkiye’de siyasi partilerin daha demokratik, daha katılımcı ve daha bağımsız hale gelmesi isteniyorsa teşkilatlanma şartları, aday belirleme yöntemleri, üyelik sistemi ve Hazine yardımı birlikte yeniden değerlendirilmelidir.

Çünkü siyasi partiler devletin bürokratik kurumları değil, vatandaşların siyasi iradelerini ortaya koymak için kurdukları örgütlerdir.

Siyasetin kapısını açan şey para, teşkilat gücü ve genel başkan onayı değil; vatandaşın iradesi olmalıdır.

Demokrasi, yalnızca mevcut partilerin yarışabildiği bir düzen değil, yeni fikirlerin de yarışa katılabildiği bir sistem olduğunda güçlenir.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Dosya - Araştırma
Levent Baştürk16 Ekim 20264 dk okuma

“Husiler” İran’ın vekili mi? Yerel kökler, bölgesel ittifaklar 1 -

Dosya - Araştırma
Dış Haberler Servisi8 Ekim 202610 dk okuma

Cia’nın Laos’taki Gizli Savaşı Ve Emperyalist Yıkımın Kirli Mirası

Dosya - Araştırma
Dış Haberler Servisi6 Ekim 202611 dk okuma

ABD ve Avrupa’da Sivil Toplum