
Çarşıdaki Şarlatanlar ve Yalancı Macun Satarı
.
Malumunuz dostlar, insanoğlu zahmetsizce güzelleşmenin, bedavadan şifa bulmanın peşinde koşmaktan hiç yorulmaz.
Geçen gün heybemi sırtıma vurup Eminönü Çarşısı’nın en kalabalık sokağına daldım. Amacım pazarın nizamını, esnafın ahlakını gözlemekti.
Lakin çarşının tam ortasına kurulmuş bir tezgâhın etrafındaki ahaliyi görünce durmak mecburiyetinde kaldım. Tezgâhın arkasına geçmiş, fesi eğri, kuşağı parlak bir fani, elindeki rengârenk kavanozları sallayarak avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
"Toplanın ahali!" diyordu, "Uzak diyarlardan, Hindistan kumaşlarından süzülmüş, Şam hekimlerinin gizli formülüyle yoğrulmuş mucizevi bir macun getirdim! Bu macunu yüzüne sürenin kırışığı kalmaz, bunu tadanın ömrü uzar, evine bereket yağar!"
Ahali öyle bir iştahla, öyle bir körü körüne inanmışlıkla adama bakıyordu ki hayret ettim. İşin aslı şuydu ki, o cafcaflı kavanozların içinde şekerli ağdadan başka bir nesne yoktu.
Lakin o şarlatan, yalanı öyle fiyakalı bir üslupla satıyor, üzerindeki fistanı öyle bir zarafetle sergiliyordu ki, çarşıdaki kadınlar da erkekler da ellerindeki son akçeyi o tezgâha bırakmak için birbirini eziyordu.
Adam her akçeyi aldığında, tezgâhın altından gizemli bir işaretle bir sonraki sahte şifacının sokağını gösteriyordu: "Bu bittiyse, hemen yandaki bohçacının getirdiği ipekli kuşağa bakın, onun da kerameti başkadır!"
Eskiden çarşıda ehl-i hıref (zanaatkârlar) olurdu; bir malın kalitesi, ustanın namusu demekti. Kumaşın dokusu incelenir, malın hakkı neyse o ödenirdi.
Şimdilerde ise çarşı meydanını, hiçbir zanaatı olmayan ama dili iyi laf yapan bu "tellallar" istila etmiş. Kendi kullanmadıkları, kalitesini bilmedikleri ne kadar çürük çarık mal varsa, sırf arkalarındaki tüccardan pay (komisyon) almak için ahaliye mucize gibi yutturuyorlar.
En acısı da, evinde çorbası kaynamayan fukara, bu tellalların üzerindeki parlak kaftanlara özenip, onlar gibi görünmek sevdasıyla son birikimini bu yalan panayırına feda ediyor.
Anladım ki dostlar; insan gözüyle gördüğü ihtişama, kulağına fısıldanan tatlı yalana teslim olmaya dünden teşne. Bu sahte şifacılar, tezgâhlarını her devirde kurarlar; sadece bugün kumaş değiştirmişler.
Ahali ise kendi elleriyle bu şarlatanları zengin edip, günün sonunda evine eli boş ve cüzdanı delik dönüyor.
Bendeniz Vakanüvis Çelebi olarak, bu yalan panayırının uzağında durup, tezgâhların arkasında dönen bu dolapları divanıma kaydetmeye devam edeceğim.
Varsın onlar ahaliyi link link (zincir zincir) sahte rüyaların peşinden koştursun; tarih, sadece alnının teriyle hakiki mal üretenleri yazar.
Mürekkebim bugünlük bu tezgâhı dağıttı, heybemiz aceleye gelmez.
Sağlıcakla kalın, çarşıdaki allı pullu kavanozlara aldanıp da elinizdeki hakiki akçelerden olmamanız
Haftaya devam edecek...


