Edebi Tarih

İlan-ı Kelam ve Hakikat Terazisi

"Alınacak olan gücensin, alınsın; doğru olan da yerinde sabit dursun." Molla Kasım yazdı..

Molla Kasım profil fotoğrafıMolla KasımAyar Verme MühendisiKonuk yazarTüm yazılarını gör
13 Ekim 20262 dk okuma

İlan-ı aşk ve beyan-ı hakikat eyleriz ki, Molla Kasım bu meydana kadem basmıştır! Yanlışa hilaf-ı hakikat, doğruya hakk-ı sarih diyecek; muhatabın rütbe ve payesine asla nazar etmeyecektir. Zira hakikat; ahbap hatırına ve tanıdık müsamahasına kurban edilip eğilip büküldüğü an, cevher-i aslisini kaybeder. Kalemimiz inkisâra uğrasa da kelâmımız eğrilmez; hatır için hakikat pâyimal edilmez.

Bu mecliste ne her önüne geleni körü körüne taşlayan erbab-ı linçi alkışlayacağız ne de her makam sahibine “Ağam, paşam, ne güzel buyurdunuz” deyu dalkavukluk eden tebaa-i dalkavukanı... Tenkit var, lakin haysiyet kırıcı linç yok; takdir var, lakin riyakarane yağcılık yok. Bir fikrin varsa mizan-ı akılla söyle; ama evvela neye iğbira ettiğini, neye kızdığını öğren. Zira cehâletle fırlatılan taş, sahibinin başını yarar.

Alkışlayacaksan da elin yorulmadan evvel bir nazar eyle: Alkışladığın şey hakikaten matluba muvafık mıdır? Molla Kasım’ın o meşhur menkıbesinde şiirleri tarttığı rivayet olunur. Biz de bugünün kelamını, iddiasını, davasını ve icraatını sığaya çekeceğiz. Yumuşak başlıyız deyu uysal koyun zannedilmeye; ucu sivriltilmiş kelâm iğnemiz, yeri geldiğinde kof tenlere batmak için kılıfında amadedir.

Terazinin kefesine isim koymayacağız; kelamı ve ameli koyacağız. Eğriyse eğri, doğruysa —söyleyeni sevmesek de— doğru diyeceğiz. Terazi bazen sahibini de tartar; bundan gocunan ve melul olan olursa menkıbedeki gibi su kenarına oturup ahvalini tefekkür etsin.

Bizim iğnemiz cerrah neşteri gibidir; acıtır lakin derunî illetleri söküp atar. Hakikat incitir deyu yalanın sahte ipeğine sarınanlar, kelâmımızın ince iğnesi tenlerine dokunduğunda feryat etmesinler.

Taşımız var, lakin rastgele savurmuyoruz. Evvela hedefe nazar ediyoruz: Taş şahsa değil, kelamın ve amelin eğrisine gider. Yeri gelince latife eder, yeri gelince lafı gediğine koyar, mütekebbir zihinlere ince ince iğne sokarız.

İncinmek serbest; lakin tenkitten muafiyet, nükte-i şahaneden firar ve imtiyaz asla yoktur. Biz bu meydana gül bahçesi vaadiyle çıkmadık; hırkamızın altında dikkenimiz, divitimizin ucunda iğnemiz gizlidir.

Kısacası: Molla Kasım buradadır. Sözünüzü sığaya çeker, amelinizi tartar, lüzumunda iğnesini nâzikçe saplar. Alınacak olan gücensin, alınsın; doğru olan da yerinde sabit dursun.

Şimdilik kelâm hırkamızı toplar, divitimizin ucunu mühürleriz. Lakin sığaya çekilecek deryalar, tartılacak kefeler henüz nihayete ermiş değildir...

⏳ Haftaya devam edeceğiz...


Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Edebi Tarih
Vakanüvis Çelebi Efendi15 Ekim 20262 dk okuma

Çarşıdaki Şarlatanlar ve Yalancı Macun Satarı

Edebi Tarih

Cangeldi’den: Sâbır hem Kök

Edebi Tarih
Umut Özgürleş12 Ekim 20263 dk okuma

Durup Bakamadığımız Hayat