Siyaset - Gündem

İnsan Onuru — Sınıf Mücadelesinin Yerine Değil, İçine

"Emekçinin onuru, ürettiği zenginlikten adil pay almak ve hayatını belirleyen kararlarda eşit söz sahibi olmaktır." Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan yazdı..

Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan profil fotoğrafıProf. Dr. Zeki KılıçaslanGöğüs Hastalıkları Uzmanı, İşçi Sağlığı ve İnsan Hakları AktivistiTüm yazılarını gör
2 Kasım 20262 dk okuma

4. Bölüm: İnsan Onuru — Sınıf Mücadelesinin Yerine Değil, İçine

Üçüncü bölümde, emekçi sınıfın farklı bileşenlerini ve kültürel kimliklerin siyasal mücadelede kazandığı anlamları değerlendirdik. Bu bölümde, bu mücadeleleri birleştiren insan onurunun somut içeriğine odaklanıyoruz.

İnsan onuru kavramı, sömürüyü ahlaki bir yakınmaya indirgeme riski taşıdığı ölçüde dikkatle kullanılmalıdır. Kapitalist sömürü, patronun kötü niyetinden değil, emek gücünün meta olarak örgütlenmesinden doğar.

Dolayısıyla çözüm, yalnız saygılı davranış ya da daha kapsayıcı bir dil değildir; mülkiyet, bölüşüm ve karar yetkisi ilişkilerinin dönüşmesidir. Fakat insanlar bu yapısal ilişkileri, ücret kaybı kadar aşağılanma, değersizleştirilme ve söz hakkından yoksun bırakılma olarak da yaşarlar. Onur, tam bu nesnel ilişki ile öznel deneyim arasındaki bağı kurar.

Nancy Fraser’ın yeniden dağıtım, tanınma ve temsil üçlüsü, bu bakımdan yol göstericidir (1, 2). Yeniden dağıtım, ekonomik kaynaklar ile yaşam olanaklarının adil paylaşımını; tanınma, kimliklerin eşit toplumsal statüsünü; temsil ise kimin karar süreçlerine hangi ölçekte katılabildiğini sorgular.

Fraser’ın Honneth ile tartışması, tanınmanın yalnız psikolojik saygıya indirgenemeyeceğini, kurumsallaşmış statü eşitsizlikleriyle ilişkili olduğunu gösterir (3). “Yamyam kapitalizm” yaklaşımı ise sermayenin bakım, doğa, kamu gücü ve demokratik kapasite gibi kendi varlık koşullarını tükettiğini öne çıkarır (4).

Bu çerçevede emekçinin onuru, dört somut talebi birlikte taşır: emeğin ürününden adil pay, güvenli ve güvenceli çalışma hakkı, kimliğinden bağımsız eşit toplumsal statü, işyerinde ve kamusal yaşamda karar süreçlerine katılım. Onur böyle tanımlandığında sınıf mücadelesini yumuşatmaz, onu genişletir.

İşçi, daha yüksek ücret isterken yalnız tüketim gücünü değil, insan gibi yaşama hakkını savunur. Sendika isterken yalnız pazarlık aracını değil, işyerinde kolektif söz hakkını talep eder. Demokrasi isterken yalnız seçim hakkını değil, hayatını belirleyen kararların ortak öznesi olmayı amaçlar.

Türkiye’nin kültürel dünyasında “kul hakkı”, emeğin haysiyeti ve eşit yurttaşlık arasında kurulacak bağ da bu nedenle önemlidir. Kul hakkı, dini siyasetin ölçüsü yapmak için değil, haksız kazanç, ücret gaspı, iş cinayeti ve kamu kaynaklarının yağmalanmasına karşı halkın ahlaki söz dağarcığındaki iyi duyuyu açığa çıkarmak için kullanılabilir.

Cumhuriyetçi eşit yurttaşlık ise hiçbir kimliğin üstün olmadığı ortak siyasal ev fikrini sağlar. Sosyalist içerik, bu ahlaki ve yurttaşlıkçı kaynakları üretim araçlarının demokratik denetimi ve emeğin yönetme kapasitesiyle birleştirir.

Bir sonraki bölümde, emek, kimlik, inanç ve demokratik katılım taleplerinin Brezilya ve Bolivya’daki halk mücadelelerinde nasıl birleştiğini inceleyeceğiz. Devam edecek.

Kaynak Notları

(1), (2) Nancy Fraser: Yeniden dağıtım, tanınma ve temsil yaklaşımı.

(3) Nancy Fraser ile Axel Honneth arasındaki yeniden dağıtım ve tanınma tartışması.

(4) Nancy Fraser: “Yamyam kapitalizm” yaklaşımı.

Bunları da okuyabilirsin

Tüm yazılar
Siyaset - Gündem
Mahir Saye2 Kasım 20265 dk okuma

Batmayan Ama Limana da Varamayan Gemi

Siyaset - Gündem
Mahir Saye30 Ekim 20263 dk okuma

13 Günde Bir Müdür mü?

Siyaset - Gündem
Bayram Ali Akyüz27 Ekim 20265 dk okuma

Orda Dur Ali Bey!