
Orda Dur Ali Bey!
"Bakalım, o gün hangi kardeşlik sözünün arkasına saklanacağız?" Bayram Ali Akyüz yazdı..
Bundan 25 yıl önce, Türkiye’de başörtüsü yasağına karşı mücadele eden insanların, bir gün başka bir ülkedeki başörtüsü yasakçılarına ses çıkaramayacağı kimin aklına gelirdi?
Bugün susanlar, o günlerde böyle bir manzarayı rüyalarında görseler kâbus derlerdi.
İnsan zamanla değişir. Fikirleri, dostları, siyasi tercihleri farklılaşır. Yıllarca doğru bildiklerinin yanlış, yanlış dediklerinin de doğru olduğunu anlayabilir. Bunda şaşılacak bir şey yok.
Ama bugün yaşadıklarımıza fikir değişimi demek mümkün değil.
Kahredici bir suskunluk bu. İnsanı patlatırcasına bir susmak!
Yöneticisi, siyasetçisi, sivil toplumcusu...
Bunun adına değişim demek hafif kalıyor. Buna olsa olsa evrim teorisi denir. Üstelik Darwin görse kendi teorisini yeniden yazardı!
Nasıl bir ilişki kurulmuş ki herkes susuyor?
Azerbaycan’da başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin okullarda karşılaştığı kısıtlamalar gündeme geldi. Bakü yönetimi, laiklik ve iç işlerine müdahale edildiği gerekçesine sığındı.
Ardından, aralarında gazetecilerin, yazarların ve siyasetçilerin bulunduğu 31 Türk vatandaşına ülkeye giriş yasağı getirildiği haberleri çıktı.
Orada dur Ali Bey!
İster laik ol, ister baban gibi komünist!
Bu, senin halkının bileceği iş. Ama Müslüman Azerbaycan halkına başörtüsü zulmü yapıyorsan buna itiraz etmek bizim de hakkımız.
Çocukların eğitim hakkını ilgilendiren bir meseleyi “iç işlerimiz” diyerek geçiştiremezsin!
Senin tarafındaki gazeteciler bülbül gibi şakırken bizim televizyonlarda her akşam her konuyu bilen, konuşmaktan insanı bıktıran yorumcular dut yemiş bülbül gibi susuyor.
Ellerinde çubuklarla sabaha kadar siyasi partilerin meselelerini tartışıyorlar. Birinin de çıkıp “Azerbaycan’da neler oluyor?” diye sorduğunu duydunuz mu?
Son on günde Azerbaycan gazetelerinde yazılanlara bakın. Globalinfo.az, 13 Ekim'de “Kimse Sultan Değil, Türkiye de Osmanlı Değil”, 17 Ekim'de ise “Erdoğan'ın Neo-Osmanizm Planı” başlıklı yazılar yayımladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'yi Osmanlı hayalleri kurmakla, Azerbaycan üzerinde hâkimiyet sağlamaya çalışmakla suçladılar. Osmanlı Devleti'nin Erivan'ın Ermenilere bırakılmasında rol oynadığını bile yazdılar. Boraltanı unutmadıklarını Kahramanmaraş depreminde yaptıkları yardımları yazmaktan da geri durmadı.
Qafqazinfo ise işi daha ileri götürüp Osmanlı'nın Bakü petrollerini ele geçirmek, Azerbaycan'ı kendi topraklarına katmak istediğini, Mustafa Kemal Atatürk'ün de Sovyetlerin Azerbaycan'ı işgaline göz yumduğunu ileri sürdü.
Bunların Azerbaycan halkı değil, bizdeki tayfanın oradaki muadilleri olduğunu biz biliyoruz. Ama insan sormadan edemiyor: Başörtülü çocukların eğitim hakkını savunmak iç işlerine karışmak oluyor da Türkiye'ye, Osmanlı'ya, Atatürk'e yönelik bunca suçlamanın adı ne oluyor?
Daha bitmedi!
Publika.az, 16 ve 18 Ekim'deki yazılarında AK Parti'yi siyasi İslam'ı Türk dünyasına taşımakla, Türkiye'deki yardım kuruluşlarını ve sivil toplum örgütlerini istihbarat ve siyasi nüfuz faaliyetleri yürütmekle suçladı.
Qafqazinfo, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Bakü'de gizli görüşmeler yapıp talimatlar verdiğini bile ileri sürdü. Türkiye'nin Bakü Büyükelçiliği 17 Ekim'de bu iddiaları yalanladı.
Şimdi bütün bunları bir kenara koyup bizim televizyonlara, siyasetçilere, yıllarca her meselede konuşanlara bakalım. Osmanlı'ya, Atatürk'e, Cumhurbaşkanına, AK Parti'ye ve Dışişleri Bakanına uzanan bunca suçlama ortadayken bizim taraftaki sessizlik neden?
Üstelik meselenin başladığı yerde başörtülü çocukların eğitim hakkı var. Bunun ne demek olduğunu en iyi bizim bilmemiz gerekmez mi?
Oysa 28 Şubat’ta okul kapılarında ağlatılan çocukları, üniversitelerden çevrilen genç kızları, görevlerinden uzaklaştırılan kadınları unutmadık.
O gün meydanlarda konuşanlar, gazetelerde yazanlar, kürsülerden itiraz edenler nereye kayboldu? Her fırsatta Beyazıt Meydanı’nı, Fatih Saraçhane Meydanı’nı su yoluna çevirenlerin korkusu nedir?
Fransa’da, Danimarka’da benzer meseleler yaşandığında ortalığı ayağa kaldıranlar, konu Azerbaycan olunca kelimelerini seçerek konuşuyor. Bazıları hiç konuşmuyor.
Sanki başörtüsü yasağı sınır kapısından geçince başka bir şeye dönüşüyor!
Her meselede basın toplantısı düzenleyenler neden burada bu kadar isteksiz?
Her konuda açıklama yayımlayan sivil toplum kuruluşları neden böyle bir meselede açıklama yapmaktan kaçınıyor?
Hele yıllarca başörtüsü mücadelesinin içinde bulunmuş insanların suskunluğu var ya!
İnsanı kahrediyor!
Halkın suskunluğu ise başka bir yara!
Türkiye’de yıllarca başörtüsü meselesi üzerinden siyaset yapıldı. Mitingler düzenlendi, mağduriyetler anlatıldı. İnsanlar gözaltına alındı, mahkemelerde yargılandı.
Çocuklarının eğitim hakkı için mücadele eden aileler vardı. Bugün o günleri yaşayanların bir kısmı neden hiçbir şey olmamış gibi davranıyor?
Mahallelerde, cami avlularında, derneklerde bu meseleleri konuşanlar nerede? Sosyal medyada her tartışmaya yetişenler neden birkaç paylaşımın ötesine geçemiyor?
Bir zamanlar başörtülü kızların gözyaşını kendi meselesi olarak gören, farklı görüşlerden insanlar bugün neden başka hesaplar yapıyor?
Elbette itiraz edenler var. Haklarını teslim edelim. Ama geçmişte gösterilen toplumsal tepkiyle bugünkü arasında büyük fark var.
Hani sık sık söylenen bir söz vardır: “İnsan bazen hayret ediyor.”
Biz artık bazen değil, hiç hayret etmiyoruz. Öyle şeyler gördük, öyle değişikliklere şahit olduk ki şaşıracak hâlimiz kalmadı.
Azerbaycan’ın İsrail’le yakın askerî, ticari ve siyasi ilişkileri yıllardır biliniyor. Bunlar eleştirilmeyecek, başörtüsü uygulamaları konuşulmayacak, yasak listeleri sorgulanmayacak.
Peki, biz neyi konuşacağız?
Kardeşlik kan bağı değildir. Ya da bu, bizim anladığımız kardeşlik değil.
Biz din birliğinden gelen kardeşliği, ırk birliğinden gelen kardeşliğin önüne koyarak yetiştik. Bundan sonra da böyle devam edeceğiz. Adına ne derseniz deyin.
Azerbaycan halkıyla kardeş olmamız, Azerbaycan yönetiminin her yaptığını doğru kabul etmemizi gerektirmiyor. Halk başka, yönetim başka.
Bir yönetimi eleştirmek, o ülkenin insanlarına düşmanlık değildir. Hele çocukların eğitim hakkı söz konusuysa kardeşlikten bahsedenlerin önce o çocukları düşünmesi gerekir.
İlla aynı soydan, aynı kandan geliyoruz diye hiçbir yasakçının okul kapısında ağlattığı çocuklara yapılanları görmezden gelmeyeceğiz. Dün kalmadık, bugün de kalmayacağız.
Fransa’nın, Danimarka’nın uygulamalarını eleştirirken Azerbaycan’ın uygulamalarını eleştirmek neden iç işlerine karışmak oluyor?
Başörtüsü Fransa’da yasaklanınca din özgürlüğü, Azerbaycan’da engellenince devlet meselesi mi oluyor?
Asıl merak ettiğim, yıllarca başörtüsü mücadelesi vermiş insanların bugün kendi çocuklarının yüzüne bakarken ne düşündükleri.
O çocuklar büyüdüğünde kimin kardeşimiz olduğunu değil, okul kapısında bekletilen kız çocukları için neden susulduğunu soracak.
Bakalım, o gün hangi kardeşlik sözünün arkasına saklanacağız?


